HABER HATTI
Yorum-Analiz
ÖZGÜR-DER
ANKET
Haksöz-Haber'de en çok ziyaret ettiğiniz bölüm hangisidir?
Haksöz Okulu
Haberler
Köşe Yazarları
İktibaslar
Forum

Haksoz haksöz

ARAMA
Diyanet'in "Kur'an Okuyun" Çağrısı Tartışılıyor
09.02.2010 10:50
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
 
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun 'Kur'an okuyun' tavsiyesini kuyuya atılan bir taş olarak yorumlayan ve sayfalarına 'Bardakoğlu Bir Taş Attı' başlığıyla taşıyan Habertürk'e Diyanet'ten sert yanıt geldi.

"Kuyuya atılan bir taş değil, karanlıklara yakılan bir kandil"

Diyanet İşleri Başkanlığınca yapılan açıklamada, 'cami cemaatine ve hatta tüm insanlığa yönelik 'Kur'an okuyun' tavsiyesinin kuyuya atılan bir taş değil, karanlıklara yakılan bir kandil' olduğu ifade edilerek, "Sanal dünyalardan hakikat dünyasına bir çağrıdır. Biz bu çağrıyı ve uyarıyı yapmak zorundayız. Bunun karşısında dilediği tavrı göstermek ise muhatapların özgürce karar vereceği bir husustur." denildi.

Diyanet İşleri Başkanlığının yazılı açıklamasında, dün bir gazetede 'Bardakoğlu Bir Taş Attı' başlığıyla yayımlanan haberdeki sunum ve görüşlerdeki ithamlar üzerine açıklama yapılması gereği duyulduğu belirtildi.

Açıklamada, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, Kur'an-ı Kerim'in Hz.Muhammed'e vahyedilmeye başlanmasının 1400. yılı dolayısıyla 2010 yılını 'Kur'an Yılı' ilan ettiği ve bu çerçevede toplumun Kur'an-ı Kerim ve Hazreti Peygamber konusunda daha etkili şekilde aydınlatılmasının planlandığı hatırlatıldı.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'nun, 6-7 Şubat 2010 tarihlerinde birçok bölgede yaptığı toplantıların devamı olarak Diyarbakır'da il ve ilçe müftüleriyle bir araya geldiği anımsatılan açıklamada, Cuma namazında Ulucami'de verdiği vaazda da 2010 yılının 'Kur'an Yılı' olduğundan bahsederek, Kur'an-ı Kerim'in millet olarak ortak inanç, ahlak, tarih ve medeniyetimizi inşa eden yönleri üzerinde durduğu, bu çerçevede halkı Kur'an-ı okumaya, anlamaya çağırdığı ifade edildi.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

'Bu arada ülkemizin en az okuyan ve en çok televizyon izleyen ülkeler arasında olması gerçeğinden hareketle 'akşamları televizyonları yarım saat daha az seyredin, televizyonunuzu yarım saat kapatın, kendinize ve çocuklarınıza zaman ayırın, Kur'an ile buluşun, Kur'an'ı ve Sünneti evinize misafir edin' tavsiyesinde bulunmuştur. Zira Kur'an ve Sünnet'i anlamak, dini doğru anlamanın ilk şartıdır. Dinin iyi anlaşılmadığı yerde bid'at ve hurafenin, törelerin, çıkar ilişkilerinin, siyasetin, dinle şöhret ve servet kazanmanın dini bir zemin bulması ve burada kökleşmesi kaçınılmaz olur.

'AŞKI-I MEMNU MU KUR'AN MI?' SORUSUNU KİM SORDU?

Ne var ki söz konusu haberde, konuyu ağırbaşlılık, sağduyu ve ciddi bilgilerle ele almak yerine ajanslara yansıyan bazı başlıklardan hareketle ve insanların zihninde şok etkisi yapan tarzda, biraz da yine din üzerinden polemik üretmek amacıyla ve istihzai bir üslupla, 'Dizi furyası döneminde bu sözler toplumda ne kadar karşılık görecek? İbadet mi, dizi mi? Aşk-ı Memnu mu, Kur'an okumak mı?' diye sorulmakta ve bu sorulara göre oluşmuş görüşler verilmektedir.

Verilen cevaplar arasında 'İnsanların evlerinde ne yapacağı Diyaneti ilgilendirmez', 'Takkesini taksın, sussun', 'Kur'an içtimaya çıkar gibi okunmaz', 'Bu ülkede dine saygı var, özel hayata yok', 'Matbaaya karşı çıkmakla aynıdır', 'Diyanet karar veremez' gibi yargıların bulunması konuya nasıl ön yargılı ve sathi biçimde yaklaşıldığının ve toplumun her kesimine yönelik bir okuma ve anlama seferberliğine ne kadar muhtaç olduğumuzu göstermesi bakımından oldukça manidardır.

FATİH ALTAYLI'YA DA DOKUNDURDULAR!

Hele hele konunun bir köşe yazarı tarafından 'Kimseye zorla Kur'an veya başka bir kitap okutamazsınız. Okutursanız, o rejimin adı laik, demokratik cumhuriyet olmaz. Böyle bir zorlama din devletlerinde bile yoktur. ...Bu açıklamayı yapan birinin, laik bir cumhuriyetin Diyanet İşleri Başkanı koltuğunda oturması zuldür' şeklinde yorumlanması ise bir algı probleminin yanı sıra etik ve düşünce açısından da ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu açıkça göstermektedir.'

HÜR İRADEYLE DİNİN ANA KAYNAKLARIYLA BULUŞMAK

Diyanet İşleri Başkanlığının, medya kuruluşlarının, köşe yazarlarının, görsel-sanal alemin şöhretli isimlerinin 'ideal din adamı' tasavvurunu ve sunumlarını, din hakkında ne söylenmesi gerektiğine dair beklenti ve taleplerini anlamaya çalıştığı, ne kadar aykırı ve farklı düşünürse düşünsün, bilgi düzeylerine bakmaksızın konuyla ilgilenen herkesin görüşüne en azından toplumsal bir olgu olarak önem verdiği kaydedilen açıklamaya, şöyle devam edildi:

"Bununla birlikte, toplumu İslam Dini konusunda doğru bilgi ile aydınlatma görevinin ayrılmaz parçası olarak Başkanlık, İslam'ı doğru anlamanın yolunun Kur'an'ı ve Peygamber Efendimizin Sünnetini anlamadan geçtiğini ısrarla belirtmekte, bu konularda insanımızın, zorlanarak değil kendi özgür iradesini kullanarak bilgili ve bilinçli olmasını son derece önemli görmektedir.

Haber başlıkları okunarak 'her şeyden haberdar', kalıp cümlelerle yapılan sığ tartışmalar izlenerek 'bilgili', birkaç yabancı yazardan alıntı yaparak 'aydın' olunabilen, insanların uzatılan her mikrofona konuşmaya kendilerini me'zun ve mecbur saydığı ve okuma oranının da hayli düşük olduğu bir ülkede, kişilerin din konusunda doğru bilgi edinmesi için bu ortamdan kendilerini kurtarması ve özgür iradelerini devreye sokarak dini ana kaynaklarından öğrenmesi ayrı bir önem taşımaktadır.

Başkanlığın Kur'an ve Sünnet'in sahih bilgisine ve bu bilginin ahlaki sorumluluk olarak hayatımızda gerçekleşmesine vurgusu bunun içindir. Güzel ahlakın ve erdemlerin toplumda yükselmesi ve yaygınlaşması Kur'an'ın temel amaçlarındandır. Sıkça atıf yapılan Cumhuriyet, laiklik ve demokrasi de ancak erdemler ve değerler ortamında sağlıklı işler.

Bu itibarla, bir kimsenin yukarıda özetlenen konuyu 'televizyon seyredilmesini yasaklama' veya 'insanlara zorla kitap okutma' şeklinde anlaması ve sunması veya 'salt dizi karşıtlığı' olarak görmesini anlamak mümkün değildir.

Kamuoyunun gereği gibi takdir edeceğine inancımız tamdır. Çünkü konu, insanımızın kendi hür iradesiyle dininin ana kaynaklarıyla buluşma, onları daha çok okuma, anlama ve hakkında bilgi sahibi olma meselesidir.

Konu, bu kadar bilgi kirliliğinin ve çizgi sapmasının olduğu bir ortamda insanımızı Kur'an ve Sünnet bilgisine ve ahlakına davettir. Hedonizmin, çıkarcılığın ve acımasızlığın öne çıktığı, manevi ve ahlaki değerlerin hırpalandığı, aile değerlerinin ve toplumun ortak bağlarının hoyratça yok edildiği bazı televizyon dizilerinin hangi kesim ve nesilde ne gibi tahribat yapacağı hususu ise, bahs-i diğerdir ve ana konuya nispetle çok daha tikel kalmaktadır.

Cami cemaatine ve hatta tüm insanlığa yönelik 'Kur'an okuyun' tavsiyesi kuyuya atılan bir taş değil, karanlıklara yakılan bir kandildir. Sanal dünyalardan hakikat dünyasına bir çağrıdır ve bu çağrı Kur'an'ın 1400 yıllık çağrısıdır. Biz bu çağrıyı ve uyarıyı yapmak zorundayız. Bunun karşısında dilediği tavrı göstermek ise muhatapların özgürce karar vereceği bir husustur.

Bireysel ve toplumsal hayatımızı esir alan sanal kuşatma karşısında pasif, edilgen birer varlık olmaya son vererek, aktif üretken olmaya, başta Yüce kitabımız olmak üzere insanı ve varlık alemini konu edinen her şeyi okumaya çağrımızı yeniliyoruz."

(AA)

Haksoz haksöz

Bookmark and Share
YORUMLAR
Toplam 16 Yorum
Muzaffer Alev
11 Şubat 2010 Perşembe 18:57
Avrupada islami terketmek
Takriben 5 milyon Turkiyeli var Avrupada. Bu kardeslerimiz 1984 lerde acilmaya baslayan Diyanet Camileri ve gonderilen Degerli, alim hoca efendiler ile islamiyetten hizla uzaklastiriliyorlar!
Diyanet Camileri hic dindar nesiller yatistiremiyor! imamlar hemen Turkiye ye atiliyor! imamlar korku icinde olduklari icin, Diyanet Camilerinde yat-kalk namaz bitti hemen cik git, Camide durma anlayisi hakimdir. Dindar insanlar tehlikelidir anlayisi var!
islami kitaplar, cocuk kitaplari, cd leri evlere odunc veren kutuphane faaliyetleri hileli olarak yasaktir! Caminin Kahvehanesinde cayini ic, dedikodu yap, yahudi Turkiye televizyonlarini seyret, ahlaksiz sohbetler yap, cik git. Bir de sadece haftada bir defa cocuk basi bir iki dakika Kur'ani okumayi ogrenme kandirmacasi. Bu cocuklar, Danimarka okullarinda haftada iki saat Hristiyanlalik dersi ve seks dersi alirlar. Cocuklar aslinda cahil ve birer seks manyagi olmus durumdadirlar. Sigara, icki, esrar icmektedirler. Turkiyeliler arasinda gizli ve acik dinsizlik, Hristiyanlasma hizla yayilmaktadir. Aciz sitemde bu durumlardan bahsettim.
Muzaffer Alev Kopenhag - Danimarka www.esir.webbyen.dk.
Muhammed
11 Şubat 2010 Perşembe 09:59
Hüsnü zan mı,görmek istememek mi..
Sevgili Sami kardeş;
Hayatta sakınıp sarılmamız gerekeni belirleyen ana unsur ne ise,yani haram ve helali bizim için ne belirliyorsa bizim Rab edindiğimiz şey o dur..
Müslüman bir adam için küfür içeren bir sözü söylemesi ancak ölümle yüzyüze kalması ve kurtuluşunun ancak bu sözü söylemesiyle olacağı bir durumda gerçekleşebilir..Kaldıki bu bir ruhsattır,kişi aksini yapabir,öldürülse bile kafirlere boyun eğmezse elbette bu daha evladır..
İsterdim ama maalesef bu kişiler hakkında hüsnü zanda bulunamayacağım güzel kardeşim..Hassasiyetini anlayışla karşılıyorum.Ama bu teşkilatın(DİB) kurulma gayesi; Müslümanları küfür sistemine ayak uydurabilmelerini temin etmek iken nasıl olurda bu teşkilatın başkanı hakkında sistemle gerdeğe girdiğini bile bile hüsnü zanda bulunabileyim..Bu adamlar görevlerini hakkıyla yapıyorlar.Devletin en fazla bütçe ayırdığı,memur istihdam ettiği bir kurum bu kardeşim..Hemde laik olduğunu iddia eden bir devlette..Rahat bıraksınlar müslümanları,camilerimizden ellerini çeksinler..yook olurmu hiç başı boş bırakılırmıyız..O zaman mazallah belki devletin yönetim nizamına karşı faaliyette bulunabiliriz..Peki en iyi kim frenler bizi ..Bizim gibi görünen şahsiyetler,liderler,şeyhler ve bilimum alimler(!)..

Sevgili kardeşim;Laik sisteme uymak zorunda kalan demişsin,(ben düzelteyim bu devletin yönetimi aldında yaşamak zorunda olan herkesten) bahsetmiyoruz,emir sahiplerinden ve başlarında bulundukları kurumlardan bahsediyoruz..Yönetimde bulunupta küfrü tatbik eden iktidar sahiplerinden söz ediyoruz..Toplumu çekip sürükleyen bir kısım güç sahiplerinden,kanaat önderlerinden bahsediyoruz.

Kısacası Diyanet işleri,bu devlette küfür nizamının sac ayaklarındandır..Hak olan 10 cümle kurarken,tek bir kelimeyle söylediğini tekzip eden bir ihanet kurumudur..
Sevgili kardeşim;Elimde niyet ölçerim yok,elimde ön bilgilerim ve dinimden bildiğim kesin hükümler var..
Hüsnü niyet asıldır ancak;
Kendimizi kandırmayalım,gerçekleri görmek zor değil...
sami
10 Şubat 2010 Çarşamba 22:29
Muhammed kardeş
hepimiz sıradan akla sahip müslümanlarız Elhamdulillah. zahire göre hükümler her zaman doğru olmayabilir.zahire göre hüküm verip yanıldığım o kadar çok zaman olduki kimse kimsenin iç dünyasını bilemez.o zaman senin hükmüne göre devlet kademesindeki muhafazakar herkes yani bir şekilde şu anda laik devletin sistemine uymak zorunda olan herkes bu sistemi Rab edinmiş ya da Kuran ayetlerine takla attırıyorlar.böyle bir çıkarımda bulunmanın kimseye faydası yok.asıp kesmeyelim,insanlara yargısız infaz yapmayalım.nerden biliyorsun Kurandan manevi haz alınsın ve dindarlık içgüdüleri tatmin edilsin diye okumaya davet ettiğini?elinde niyet ölçer aleti mi var??ki Kuranın manevi haz verme özelliği de var..
XECİ EBAS
10 Şubat 2010 Çarşamba 17:28
IQRA
ALLAH'ın emri ve QURAN'ın ilk ayetidir okumak..
fahrettin yazıcı
10 Şubat 2010 Çarşamba 15:02
ön kabuller yokmu?
kimi arkadaşlarımız yine NİYET OKUYUCULUĞUNA soyunmuş ben o arkadaşlara ancak Allah'tan korkun diyorum başkada bir şey demiyorum..
Gercekci Davut
10 Şubat 2010 Çarşamba 13:40
Bardakoglunun sansizligi burasinin "Turkiye olmasi"
Bizim ulkemizde ortak akil,sagduyu ve vicdan genellikle azinlikta kaldigi veya,sesini gerektigi gibi duyuramadigi icin hep haksizlarin,arsizlarin,darbecilerin ve masalarin sozu fazla cikar.Bu hengamede zirvalayanlar,Millete ve gerelerine hakaret edenler genellile hakettikleri tepki ve karsiligi ya bulamazlar yada bu Millete ve degerlerine hakaret edilmesinden sadistce zevk alan odaklar ve mihraklar tarafindan bir sekilde taltif edilirler.Isin en garibi edepsize,arsiza ve hirsiza gosterilmeyen tepki,yukarda dile getirdigimiz ortak aklin ( maseri vicdanin)sagduyu sahibi ehli vicdanin genel beklentilerine,duygu ve dusuncelerine tercuman olacak guzel bir davranisin,hayirli bir hayirli bir davetin,din dendimi gunesi gormus yarasalar gibi kacisan edep yoksunu,ahlak fukarasi guruh tarafindan tepkiyle karsilamasinda yadirganacak bir sey yok asil yadirganacak olan bu turlu hasen davranislara mahalle icerisinden kurumsal yapiyla,bireysel gayret ve davranisin birbirine karistirildigi,ahlak ve edep kurallarinida kale almadan yapilan olcusuz,mesnetsiz hakaret ve saldirilar.Her yaftalamak istenilen kisiye karsi Allahin kitabini alet etmeye kalkmakda bu curmu sadece katmerlestirir vesselam..
aynur camadan
10 Şubat 2010 Çarşamba 13:09
alkış
diyanet kırkyılda bir doğru bir laf etmiş... yer sarsılmış ya bu doğruları söylemeye devam etse ne olur sanırsınız...kıyamet kopar... hemde kimler tarafından... o kendini çokkkk aydın sanıpta gazetelerde güya insanları aydınlatmaya çalışan köşelerde yazanlar tarafından ... biz gerçekten halkın bilinçlenmesi ve eğitilmesi için çalışıyorsak önce o bencillik zırhını çıkarıp komplekslerimizde uzaklaşıp doğruları doğru öğrenmenin zırhını giyinmeliyiz... haa diyorsanı ki bizim öyle kimseyi irşeyleri anlamaları ile ilgili bir derdimiz yok derseniz... ya nicedir hergün o köşeleri işgal etmeler... kitaplar çıkarın yeter BEN cil kitaplar sadece beni ilgilendirir kitaplar... başkalarıda ben cil duygularımla ilgilenirse alsın okusun... dersin herkesin ben cili kendine ... diye düşünenlere sözüm...oysa müslüman bildiğini söylemek zorunda ... müslüman ben cil olamaz... olursa müslümanım diyemez.....
Muhammed
10 Şubat 2010 Çarşamba 12:45
Sami kardeş;
Sevgili kardeşim benim yazdıklarımı iftira olarak nitelendirmişsiniz.Ben ancak zahire göre hüküm verebilen sıradan akla sahip sade bir müslüman'ım-Elhamdulillah-
Gördüğümün aksine hüküm vermem için neden kendimi zorlamam gerekiyor..

Evet bu adamlar yahudi alimleri gibiler.Zira yahudi alimleri hoşlarına gitmeyen ayetleri değiştiriyordu,bunlar ise kuran ın aslına dokunamayacakları için laik rejimin öngördüğü ölçülerde tevil ediyorlar..Şura ayetini, demokratik cumhuriyetin meşruiyeti için kullanıyor,dillerini eğip büküyorlar..Faiz,zina,hırsızlık ve şarap içmek haramdır diyorlar ama bununla ilgili şer-i ahkamdan ya hiç bahsetmiyorlar,ya da bahsederken devletimiz laik,din ve devlet işleri ayrı,o zamanla bu zaman farklı gibi sözler sarf ediyor ve daha nice taklalar atıyorlar..
Camilerde laik küfür rejiminin kurucusuna övgüler düzüyorlar..Neredeyse evliya ilan edecekler..
Bunlar Kuranı manevi haz alınsın ve müslümanların dindarlık içgüdüleri tatmin edilsin diye okumaya çağıranlardır..Allah'ın ayetleri tatbik edilsin diye değil...
Sevgili kardeşim bunların durumu gizli değil ki...Gözler göremiyorsa ben ne yapabilirim..
İftira, olmayanı var gibi göstermektir..Ben olanı göstermeye çalışıyorum..

Esselamu Aleykum...
Furkan Evren Nezir
10 Şubat 2010 Çarşamba 07:46
ŞEHiRLER .......>
ŞEHiRLER .......>
Karanlık şehirler,
lambaların yandığına,
Semazenlerin döndüğüne,
bakmayın.
latlar, menatlar, uzzalar.
kanun maddeleri olmuşlar.
meclisi mebusanlar,
çıkaranlar,
hakimler ,savcılar ,
uygulayanlar.

seçilmişleri seçenler,
uyanın.
Allahın kitabına,
savaş açanlara,
destek,
Allahın kitabına
köstek,
olmayın

Bağırın, çağırın,
ve haykırın.
Allahın kitabına özgürlük.
sadece, okumaya değil,
yaşamaya,da özgürlük.
şehirler, aah şehirler,
kuranın aydınlığında,
Allaha teslim olan şehirler.

selam ve dua ile..
ozgul
10 Şubat 2010 Çarşamba 00:36
sahte kuklalar
muhammed kardesim Allah razi olsun yazdiklarina katiliyorum kuklalarin yeni oyunlari bakalim bunun altinda ne cikacak ama hrseyi bilen Allahtir ins yakinda islam devleti kurulur.
Muradi
09 Şubat 2010 Salı 22:12
Hakla Batılı Karıştırmayın
Diyanetin yaptığı çağrı hak bir çağrı gibi gözükse de gelen tepkiler üzerine hemen sistemin kutsallarına sığınmaları Diyanet mensuplarının Kur'an'ı hangi gözle okududukları sorusunu akla getiriyor.İnsanları hem Kuran'a çağırıp hem de ardından şirk içeren kavramları öne sürmek diyanetin misyonuna yakışsa da Kur'an'a tamamen tersdir.
Yani onların çağrısı, hakla batılı birbirine karıştırarak Kur'an'ı okuyun şeklinde anlaşılmaya oldukça müsait..
sami
09 Şubat 2010 Salı 21:34
en güzel çağrı
Diyanet işleri başkanımızı bu çağrısından dolayı yürekten kutluyorum.şu an günümüzde herkesin en çok ihtiyacı olan şeyi söylemiş Kuran ve Sünneti iyi okumaya ve anlamaya davet etmiş. ne mutlu onun çağrısına uyanlara.ya bu çağrıda bile itiraz edilecek birşeyler bulabilen arkadaşları tebrik ediyorum.Rab edindikleri rejim iftirası,bir islam alimini yahudi alimlere benzetmek iftirası,Allahın ayetlerini gizliyor ya da eğip büküyor iftirası bunlar altından kalkılamayacak iftiralardır.insana önce kendine bak derler.müslüman diğer bir müslümana bu iftiraları atma hakkını nerden bulur anlamıyorum.Bu sitedeki Mustafa Atav beyin "Ben Derim ki En iyisini Rabbimiz Bilir" yazısını tekrar okuyalım derim..
Sait Alioğlu
09 Şubat 2010 Salı 18:45
Kur'an'a çağrı en hakiki bir çağrıdır....
Kur'an'ın kendisi Kur'an'ın nasıl bir kitap olduğunu çeok güzel bir şekilde belirtir. Bunları burada belirtmeye gerek yoktur. Zira Kur'an'la içli dışlı olanlar bundan fazlasını bilkirler. Bilmeyenler, görmeyenler, göremeyenler ise ya ilgilerini çekip ona yönelirler, yada ondan kaçınırlar. Kur'an kendisini kabul etmeyenlere bir şey dayatmıyor, sadece kendisini hatırlatıyor. Esas muhataplar ise onu peşinen kabul edenlerdir. Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Ali Bardakoğlu'da o gerçeği hatırlatıyor konumu ve inancı gereği. Fatih Altaylaşmanın bence bir alemi yok. Yok kuyuya atılan bir taşmış, yok böyle bir baskı din devletinde de yokmuş, yok ülke laikmiş! Miş te miş.. Rejim değişikliğine rağmen bu ülke yaklaşık 1200 küsur yıl Müslüman bir ülke. Kaldı ki 1200 yıl öncesi de var; eğer bir açıdan koca insanlık tarihi İslam'ın tarihi olarak okunursa meramımız anlaşılacaktır! Bize kendi dünya görüşlerini, yaşayış ve inanma biçimlerini çeşitli sebeplerle yaklaşık olarak 200, 150, 100 ve 88 yıldır safha safha dayatmaya çalışan garpzedeler Kur'an'ın gölgesinde bir hayat olabileceği gerçeğini görmezler, göremezler: Zira Allah'ın o veciz iadesiyle; Onlar 'kör, sağır ve işitmezler!" Neyi görmezler, duymazlar ve işitmezler! Ne olacak ki, Kur'an, İslam ve insanlık gerçeğini! Görmemeye devam etsinler. Zira onları ateş beklemektedir ve dünyada da rezil ve rüsvaydırlar! Allah nurunu tamamlayacaktır. İnancımız sonsuzdur, kim ne halt yerse yesin!.
mustafa
09 Şubat 2010 Salı 17:34
Sana söylenmiyor ki Bre Gafil!
Elif Şafak okunsun diye çarşaf çarşaf yayın yaparlar; sonra da laiklikte dayatma yoktur, bu özel hayata müdahaledir derler.

Bre Gafil sana söylenmedi ki, ne üstüne alınıyorsun, sen git Aşk-ı memnunu izle, engelleyen mi var? Söz, muhatabına söylenmiş, ne höykürüyorsun?.
Muhammed
09 Şubat 2010 Salı 14:21
Kitap taşıyan merkepler..
Kur-an'a davet en güzel davettir..

Ancak bu daveti yapanlar yaptıkları davetten çok uzaklar...O'nu okumaya çağırıyorlar.Oysa kendileri Allah'ın ayetlerini evirip çeviriyor, itiraz etmedikleri,hatta "Rab" edindikleri rejim ile Kur-an ayetlerinin çelişmesi halinde her türlü taklayı atabiliyorlar..Onlar tıpkı yahudi alimleri gibiler..Allah'ın ayetlerini ya gizliyor,ya da tevil etmeye,eğip bükmeye çabalıyorlar..

Bakın laik alçaklar bu halinizden bile memnun değiller..Bilseler bu laik düzenin sizinle hayat bulduğunu..Sizin bu sistem için ne derece önemli olduğunuzu..Belki ses çıkarmazlar,kim bilir belkide bile bile böyle terazide tutuyorlardır,danışıklı dövüşüyorlardır.

Bende DİB başkanını Allah'ın Kitabı ile amel etmeye,Taguti sistemin bir parçası olmamaya davet ediyorum..

Cum’a 5
(Medenî 110) Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez..
Şükrü Hüseyinoğlu
09 Şubat 2010 Salı 11:56
Çağrı güzel, kendileri de okumalı
Diyanet'in ailelere yönelik hergün yarım saat Kur'an'ı okuyup anlamaya çağrısı olumludur, güzeldir. Kur'an okumaya, Kur'an'la yol bulmaya hepimizin, herkesin ihtiyacı var. Tabi Diyanet yetkililerinin de. Mesela Diyanet yetkilileri Kur'an okuma ve anlama programına şu ayet-i kerime ile başlayabilirler:

"Dinde zorlama yoktur. Şüphesiz, doğrulukla dalalet birbirinden apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu inkâr edip Allah'a iman ederse, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır, ki bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir." (Bakara 256. ayet).
DİĞER HABERLER
09 Eylül 2010
DÜŞÜNCE PLATFORMU
PANO
İKTİBASLAR