HABER HATTI
Yorum-Analiz
ÖZGÜR-DER
ANKET
Haksöz-Haber'de en çok ziyaret ettiğiniz bölüm hangisidir?
Haksöz Okulu
Haberler
Köşe Yazarları
İktibaslar
Forum

Haksoz haksöz

ARAMA
TEKEL İşçileri ve Tartışmalar
06.02.2010 00:55
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
 
İki ayı aşkın bir süredir ülke gündemini işgal eden, açlık grevleri ve ölüm oruçlarıyla birlikte anılmak durumuna gelen TEKEL İşçileri’nin karşı karşıya kaldıkları sorunları birlikte değerlendirmek istedik.

Hükümet cephesinden başka, sendikalar açısından bambaşka gerçekliklerle değerlendirilen; bundan sonraki özelleştirme faaliyetlerini ve işçi kesiminin geleceğini yakından ilgilendiren mezkur sorunu aşağıdaki sorular eşliğinde tartışmaya açıyoruz.

1)    4/C yasası hakkında ne düşünüyoruz?

2)    Hükümetin konuya yaklaşımını nasıl görüyoruz?

3)    Tevhidi ve muhafazakar camiaların sürece ilişkin ilgisi yeterli ve sahih perspektiflere dayanıyor mu? Konuyu yorumlama biçimleri hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

4)    Bu ve benzeri sorunlarda müslümanların üzerine düşen sorumluluklar nelerdir? Gücümüzle doğru orantılı olarak yapabileceklerimiz neler olabilir?

Haksoz haksöz

Bookmark and Share
YORUMLAR
Toplam 87 Yorum
Gercekci Davut
18 Şubat 2010 Perşembe 00:08
Mesru yoldanda mulkiyete sahip olunabilir
Polemige girmeden bir,iki hususu belirtmek mecburiyetindeyim.Uretim aracindan kastiniz ne? Su ates ve toprak olarak tasnif edilen feodal toplumlardaki uretim araclariysa medine doneminin ilk yillarinda Abdurrahman bin Avfin vb.lerinin ticaret ve benzeri mesru yollardan zengin olmalari ornek gosterilebilir.Gunumuzde,yani sanayi toplumlarinda ise bilgi ve beyin gucunu kullanarak ( proje uertmek,yeni bir bulus,icat vb.) veya ticari faliyetlerle mesru yollardan zengin olmanin mumkun oldugunu dusunuyorum.simdi bir ilim adamindan bazi alitilar yapacagim:
"Sosyalizmin modern kapitalizme itirazi neyse,Islamin cahiliye kapitalizmine itirazi ayni seydir.Kuranda Allah kendisini yoksulun,ezilenin,mazlumun yerine koyarak konusur.Allah bu anlamda insanin,tarihin,doganin hayatin akisinin bu cografyadki adidir.Marx'in ifadesiyle vicdansiz bir dunyanin vicdanidir.Marx'in din afyodur sozu bir olumsuzluk ifade etsede soyledikleri hiristiyan katolisizmi icin gecerlidir.Marx'in analizleri Islamin sosyal Adalet dilinin maddi dile cevrilisi olarak okunabilir.ve buna benzer cok saptamalar yapan Ihsan Eliacik,dir."Siz ihsan eli acigi begenebilirsiniz,fikirlerini banimseyebilirsiniz bunlardan baskalarininda haberdar olamlarina ugrasirsiniz ama Bunlari Islamin bizatihi kendisiymis gibi sunamazsiniz.Husnuzanla meseleye yaklasdigimizda bu zat Kuran ve Sunnetten bu konularla ilgili bazi tesbit ve saptamalarda bulunmakta ve bunlari sizler dogru kabul edebilirsiniz bu sizi baglar,ama bunlari sanki mutlak dogrularmis gibi kabul etmeyenleri,farkli dusunenleri,itham edemez,zorlayamaz,yeremezsiniz.Biz Ihsan beyin fikirlerini benimsemek zorunda olmadigimizi dusunuyor ve bu konuda meseleye farkli yaklasan Muctehid ve Alimlerin goruslerinin daha makul ve isabetli oldugunu dusunuyoruz. Sanirim iyiniyet cercevesinde mesele vuzuha kavusmustur.Vesselam.
umut islam ayar
17 Şubat 2010 Çarşamba 15:26
ekmek mücadelesi! hükümeti devirme mücadelesi!
tekel işçilerinin 2 aydan beri sürdürdüğü direniş günlerce kartel medyasında manşetlere taşındı artık ellerine akp eleştiricek somut bir örnek geçmşti. bu konuda müslümanların sessizliği laiklerin sesliliği eleştirildi. islami hareketin bu eyleme destek vermemesinin altındaki sebeblerden biri sendika çalışmalarında sol grupların aktif rol alması olabilir ama burda bir hak arama mücadelesinin olduğunu unutmamalıyız inancımız gereği bu mücadelede haksızlığa uğrayan insanların tarafı olmamız gerektiği kanısı ortaya çıktı tam müslümanlar destekledi derken tekel direnişi (akp ve islami hareketi karalama eylem planına dönüşüverdi) bu tavır da tekel işçilerinin hak lılığını ortadan kaldırdı çünkü başka emek ve hak arama 4c uygulamasını eleştiren işçiler artık akp ve sistemi eleştirmeye-eleştirmede bir şey yok. bizzat karalamaya başladı bunda ak partinin etkiside büyüktür çünkü ideolojisi ve sisyasi kimliği yüzünden mahkumiyet yemiş bir insanın kendi iktidarı döneminde işçilerin siyasi tutum sergileyerek hak aramasına ideolojik davranıyorlar demesi her ne kadar anlatmak istediği farklıda olsa toplumun genelinde hoş karşılanmamıştır . burda asıl yapılması gereken erdoğanın mağduriyetleri gidermede daha hoşgörülü bir yaklaşım sergilemesi islami hareketin bu konuyu ele alması ve gereğini yapması tekel işçilerinde gerçekten mağduriyetlerini belirtmesi gerekmektedir.ASİMETRİK PİSKOLOJİK OYUNLARA GELMEMELİDİR... (FİEMANİLLAH).
muharrem
17 Şubat 2010 Çarşamba 15:22
sapla saman
ayhan sapla samanı birbirine karıştırıyorsun.

marksist tezlerin üzerine islam sosu dökmenin alemi yok. üstelik bu bir tartışma. hala daha islam dünyasında benzeri tartışmalar yapılır.

mesela bakır essadr marsın artı değer tanımlamasını eleştirir, mülkiyet değer tartışması yapar. marksın yanıldığı noktaları sıralar. meselenin özünün bu olmadığını ifade eder vs...konu uzun ve çetrefilli, ama sen yorumcu arkadaşlara meydan okuyucu bir üslupla konuşuyorsun, ki bu yakışıkalmayan bir durum. insanın konuyu tartışacağı bile varsa tartışmaz bu durumda.
üstelik konuyu saptırıyorsun...konu tekel. konuya ortodoks marksistlerin tezleriyle başka alanlara çekmenin alemi yok.
üstelik bu tartışmanın yeri de burası değil. murat aydoğdu kardeşimizin yazısının altında kendisine de bu soruları yönelterek cevabını bulmaya çalışabilirsin.
müslümanların duyarlı olmaları gereken ve üzerinde araştırmalar-okumalar yapmaları gerektiğine senin gibi benim de inandığım bu konular bu üslup ve seviyeyle tartışılmaz.

vesselam.
ayhan
17 Şubat 2010 Çarşamba 12:24
lütfen cevaplayın
Gerçekçi Davut toptancı cevap vereceğine bana açıklarmısın sömürü olmadan artı değere el konulmadan nasıl üretim aletlerine sahip olunur? açıkla da aydınlanalım..
çawşin
17 Şubat 2010 Çarşamba 10:53
seviye düşmüyor,cevaplar yetersiz kalınca sinirler geriliyor
formda kimse kimseyi memnun etmek için yazmıyor.
cevaplarda yetersiz kalınınca böylesi suçlamaların
yapılması mazeret refleksi olsa gerek..
Gercekci Davut
17 Şubat 2010 Çarşamba 00:52
Maksat uzum yemekmi,bagciyi dovmekmi?
Yorumlardaki seviye dusuklugune ve saldirilara bakinca isin cigirindan cikmak uzere oldugunu dusunuyorum.Toplum olarak bizim enbuyuk zaaf ve beceremedigimiz seylerin basinda herhalde bizimle ayni dusunmeyenlere karsi birturlu beceremedigimiz anlayis ve hosgoru eksikligi olsa gerek.Bize gore birisinin Muslumanligini sorgulamak veya tahkir konusu yapmak kimseye helal ve uygun bir davranis degil.Burada sozkonusu olan tekel iscilerinin meselesimi yoksa,herfirsatta hakaret ve elestiri hedefi yapilan AK parti uzerinden burada sizlerden farkli dusunenleri pesinen yaftalayip mahkum etmekmi?Biz her firsatta hata ve yanlis yapan herkesin elestirilmesini ama Kuran'ninda ikaz ettigi gibi hakkaniyete riayetle,haksizlik yapilmamasini hetirlatiyoruz.Yorumlarda oyle ilginc fikirlere,tesbitlere,hakaretlere sahit oluyoruzki hayret etmemek mumkun degil "Islam ukbadan gelen din ( ne demekse)Islamda mulkiyet ancak emek karsiligidir,oda yerilmistir(bizim bildigimiz Islamda mulkiyet ve servet degil,haksiz kazanc,somuru,faiz,karaborsacilik,istifcilik,cimrilik,gasp vb benzeri kotu fiiller ve isler yerilmistir)Muslumanimsi (literature herhalde yeni bir kelime daha ilave edildi)".Peki Memleketimizde KIT'ler zarar etmedimi? Gecmis senelerde iyi hatirliyorum sadece erdemirin zararinin o zamanin parasiyla yillik 6 tirilyon lira oldugunu ekonomistler belirtmislerdi.Aslinda bir ikisi haric KIT'lerin tamami yillarca zarar etti ve tasinmaz hale gelince ozellestirilme yoluna gidildi.Ali Bulac agabeyin dedigi gibi islah etme yoluna gidilse basarili olunabilirmiydi?KIT'leri o hale getiren zihniyet degismedikce bence basarilamazdi.Eger ahbap.cavus iliskileriyle,siyasi cikar hesaplariyla sirf kendilerine siyasi cikar saglamak yandas ve taraftar olusturma gayesiyle,Milletin sirtindan piyasa kosullarinin uzeri ucretlerle gereksiz doldurulan insanlarin,uretmeden aldiklari veya alacaklari paralarda diger insanlarinda hakki var,bir an once Adalet olculeri icerisinde cozulmelidir diye dusunuyorum.Vesselam.
sami
16 Şubat 2010 Salı 23:55
seviye sorunu
tartışmanın boyutu kim daha çok delikanlıya geldiyse o tartışmada ne seviye kalır ne de kimseye o tartışmadan fayda gelir.sanırım herkesin ne tip bir zihniyete sahip olduğu ayan beyan ortaya çıkmış durumda o yüzden seviyenin baya düştüğü bu tartışmaya daha fazla devam etmeyeceğim.

Furkan kardesimizin sordugu sorulara konsantre olmanın bu tartışmaları daha iyi ve faydalı noktalara getirecegi inancını taşıyorum. bu sorulara kafa yoralım..
çetin yıldırım
16 Şubat 2010 Salı 21:17
mağduruyetin merkezinden
Milliyet gatesinde yayınlanan Ş,nasi Uludoğan'ın değerlendirmeleri olayları AKP gözlüğüyle bakan müslümanımsı tiplere cevap olmuştur sanırım..
beytullah emrah
16 Şubat 2010 Salı 16:46
tokat'tan bir işçinin düşünceleri
TEKEL direnişçilerinden Tokatlı bir abimizin bugün konuyla ilgili görüşleri yayınlandı. en azından TEKEL işçilerinin kaygılarını ve yaklaşımını anlamak açısıdan ipucu verebilir:

http://www.milliyet.com.tr/adi-4-c-ici-4-b-olsun/devrim-sevimay/siyaset/yazardetayarsiv/16.02.2010/1199638/default.htm?ver=91.
AmaTT
16 Şubat 2010 Salı 12:30
Ayhan kardeşe!
Atalar ne güzel demişler "kimin ekmeğini yersen onun kılıcını sallarsın" diye. Dolayısıyla istanbul belediyesine başkan olduğu günden bu yana İslamcı kesimi semirten "Tayyip" abimizin kılıcını sallamayacağız da kimin kılıcını sallayacağız.

AKP destekçiliğinin temelinde bu yatar. Gerisi bana göre hikaye, ama ben şahsen sosyalist düzen ile kapitalist düzenin birbirlerinden çok ciddi farkları olmadığını farklarının teknik yaklaşımm meselesi olduğunu düşünmekteyim.

Fakat toplumun sorunlarını çözmede kapitalistlerin sosyalistlere göre daha pratik çözümler üretebildiğini zira çok daha esnek bir yapıya sahip olduklarını görmekteyim.

İslam bana göre işlerin "hakkın, adaletin ve merhametin" gözönüne alınarak çözülmesi demektir. bu temel ilkeler göz önüne alındıktan sonra bunun yönteminin pek de önemli olmadığını kabul etmekteyim....
ayhan
16 Şubat 2010 Salı 10:29
'delikanlılık'
Müslüman ve İşçi olunca konu hakkında otorite de olunmaz son söz sahibide.

Benim izlediğim kadarıyla Cawşin meselenin çok daha derinde olduğunu düşünüyor ve müslümanlarda yaşanan eksen kaymasını tekel işçileriyle ilgili alınan tavır üzerinden değerlendiriyor. Endişe ve eleştirilerinde son derece haklı çoğuna şhsen katılıyorum.

Tekel işçilerinin özlük hakları iade edilse sorun çözülürmü bilmem ama AKP iktidarının devamını hayat memat meselesi gibi algılayan müslümanları görünce insan gerçekten Cawşinin içine düştüğü kaygılara kendini kaptırıyor.

Kapitalizmi birazcık islamla soslayıp bize sunmaya çalışan arkadaşlar Cawşini hedef tahtasına oturtacaklarına ecik akıl etseler özgünlükten ne kadar uzak olduklarını ve ne kadar AKP cilik yaptıklarını görecekler.

Burda asıl sorgulanması gereken duvarlarınızı yıkmaya çalışan Cawşin değil; sorun müslümanların neden ve nasıl bu kadar AKP kuyrukçuluğu yapma durumuna geldikleridir. Zaten Tekel işçileri üzerinden yaşanan tartışmada bir turnusol işlevi gördü sadece. Ama gerçekten ibretlik sözler yazıldı burda. İnsan tartışmaya değmeyecek derecede ortaya konulan akpci yaklaşımları görünce deheşete kapılıyor umutsuzluğa düşüyor.

Evet saman altından yapılan akp cilik delikanlıca ortaya konsun savunulsun ki bizde görelim kim niçin nerededir. AKP lilerden daha iyi akp cilik yapıp sonrada biz tevhidiyiz ayağına yatmak kimseye yakışmıyor.

Fiili durumun teorisi neymiş görelim. Varmı delikanlı?.
Furkan
15 Şubat 2010 Pazartesi 21:58
Emek ve Tevhid ilişkisi
Arkadaşlar ilk önce şu soruları Kur'an ve sünnet perspektifinde cevaplamaya çalışalım.
* İslami bir ekonominin olmazsa olmaz temel ilkeleri nelerdir?
* Tevhid dini olan İslam'da ekonomi nasıl işler?
* İslami bir ekonomide durgunluk,kriz ve iflaslar yaşanabilir mi?
* İşçi işveren meselesini ve emeği nasıl tanımlamalı ,nasıl anlamalıyız?
* Ücretlerin belirlenmesinde ölçü nedir?Bu konuda adalet nasıl sağlanır?
* Ürünün fiyatlarının belirlenmesinde ölçü nedir? Bu konuda denge ve denetim nasıl sağlanır?
* İslami bir ekonomide Özel mülkiyet varmıdır Yokmudur?
* Zenginleşmeye nasıl yaklaşmalıyız?Bizatihi zenginleşme kötü müdür?Fakirlik iyimidir?
* İslami ekonominin Liberal ve komünist ekonomiler ile ne gibi benzer ve ayrı noktaları vardır?
* İslami ekonomide sendikacılık varmıdır? Varsa nasıl yapılır?
* Haram ve günah olan ürünleri üretmek ve satmak İslami ekonomide caizmidir? Haram ve günah olan ürünlerin üretildiği fabrikalarda işçi olarak çalışmak caizmidir?
* Grev ve lokavt hakmıdır, değilmidir?
* Asgari geçim standardı ve yoksulluk sınırının belirlenmesinde islami açıdan ölçü nasıl olmalıdır?
* Sigorta ve sosyal hakların yeri nedir?Bu konu nasıl ele alınmaktadır?
* Gayri İslami siyasal sistemde İslami bir ekonomi mümkünmüdür, değilmidir?

...vb. soruların esaslı cevaplarını bulmalı ve tartışmalıyız.Bunu yaparken piyasada bu konu ile ilgili çıkmış emek sermaye ilişkisini ela alan ve inceleyen onlarça çalışmayı gözden geçirmemiz gerekiyor ve bu konuda ciddi ve esaslı bir okuma yapmalıyız.Bu konuda yazılmış makaleleri de gözden geçirmeliyiz. İslami açıdan emek konusunun tartışıldığı yukarıda sıralanan soruların müzakere edildiği geniş katılımlı ilmi bir konferans düzenlenmesinin faydalı olacağını düşünüyorum.Buna çok ihtiyacımız var.

Bu tartışmaları ve sorgulamaları yaparken diğer -izm'leri,ideolojileri İslama yama yapmamız ve İslamı onların ta kendisiymiş gibi gösteren eklektik ve sentezci tavırlardan uzak durmamız gerekiyor.
selam ve dua ile.
çawşin
15 Şubat 2010 Pazartesi 21:07
....................
müslüman işçi,
anlaşılan tüm sorunun ekonomik.
siyasal hiç bir talebin yok.
alırsan tüm haklarını, gerisi beni ilgilendirmiyor
deyip çıkacaksın işin içinden.
öylemi.
türk işçi sınıfının bu karekteristik özelliği
yüzünden işçi sınıfı diye bir şey filan bırakmadınız ortada.
meydan da kala kala 'maocu aydınlıkçılara'
'sarı sendikacılara' kalıverdi.
'paramı ve özlük haklarımı alırsam
akıllı ve uslu bir işçi olurum' diyorsun.
e ben sana ne diyeyim şimdi
güzel 'müslüman' ama kahreden 'işçi' kardeşim..
Müslüman İşçi
15 Şubat 2010 Pazartesi 18:31
Sami ve Çavşi'ne!
'Haksöz haber sitesi' bizleri kendisine yakın bulduğu için aylardan beridir yaptığı üzre, Tekel işçileri ile de ilgili olarak bir forum düzenledi. İzleyebildiğim kadarıyla başta iyi gidiyordu! Amma, daha sonra forum forum olmaktan çıktı, Sami ve Çavşin kardeşin söz düellosuna dönüştü. Eğer haksız isem her iki arkadaşta yorumlarıyla beni haksız çıkarabilirler! Kaldı ki haksız çıkmam, yada çıkmamam meselesi değil en başta! Yeter ki, bir hakkı sahibine yada sahiplerine tevdi edelim. Ama, yukarıda da dediğim gibi işi getirip "etrafını cami, ağyarını mani" bir tarzda sistemleştirmek yerine, bildiklerimizden, görebildiklerimizden ve de anlayabildiğimizden yola çıkarak habire salvo yapıyoruz. Burada söz konusu Tekel işçisi ve gaspedilen hakkı ise eğer; Tekel işçisi ve hakkı es geçiliyor, sadra şifa olmayan bir durum ortaya çıkıyor. Düşünce özgürlüğüne aleyhimde olsa bile sonuna kadar varım ama, laf cimnastiğine hayır! Lütfen, bu işçi kardeşinizin sözüne kulak verin, inancımızdan dolayı sınıfsız bir toplum öngörüyor isek eğer; işçilerin var olan haklarına külliyen sahip çıkalım. Yani demem o ki -özür dilerim- tuzu kuruluk yapmayalım. Selamlar....
sami
15 Şubat 2010 Pazartesi 15:00
etekten dökülen taşlar
birincisi bu -cu,-cı,-ci eklerine insanları kategorize ettiği için hiç sempati duymuyorum.bize nurcu demediğini söylerken bence özrün kabahatinden büyük olmuş böyle bir haksızlığı size yapmadım demişsiniz.benim nurcu diye bilinen camiayla hiçbir sıkıntım yok aksine birçok faaliyetlerini beğenirim.kendisine müslüman deyip Allah yolunda mücadele veren herkes başımın tacıdır.biz kalbinde zerre kadar imanı olana beddua etmeme öğretisiyle büyüdük.her gurubun,cemaatin,topluluğun yanlışları da doğruları da olabilir tıpkı kendisine tevhidi camia diyen insanların doğruları yanlışları olduğu gibi.gelelim ikinci kısma yani taşların eteklerden döküldüğü kısma."Pkkya sempati ile bakmayı bile akidevi görüyorum" şimdi islami açıdan bunun neresinden tutsan elinde kalır.yıllarca kürt halkına yapılan zulümlerden ve ona direnmenin,başkaldırmanın yolunun pkk olduğunu söylersen vahim bir hataya düşersin söyliyim.evet yıllarca zulüm baskı şiddet uygulandı o halk üzerinde bunu reddetmek mümkün değil.yalnız pkk gibi islami mücadeleyle yakından uzaktan alakası olmayan bir örgütü meşrulaştırmaya çalışmak nasıl bir zihniyetin ürünüdür iyi irdelemek lazım.tamamen devrimci reflekslerle savunuluyorsa bu olay o zaman birçok defa dediğim gibi siz aslında -izmleri öncelleyip onları islama eklemlemeye çalışıyorsunuz.çok tehlikeli bir iş yapıyorsunuz.burda bir saat pkk anlatmaya gerek yok.pkkyı kim kurdu, kim besledi,niye kurduruldu bütün bunlar artık ayan beyan ortaya çıkmaya başladı ergenekon soruşturmasıyla.uyuşturucu kaçakçısı,insan kaçakçısı,silah kaçakçısı,bilmem hangi servislerin yıllarca beslediği,kandan irinden beslenen bir örgüt nasıl akidevi bulunabiliyor anlamak mümkün değil.nasıl bir islam okumasıdır birisi izah etsin..
çawşin
15 Şubat 2010 Pazartesi 14:41
varlığınızın neye armağan olacağını artık bilemiyorum
bu ülkede 60,71,12 eylül,28 şubat askeri darbelerinden sonra zenginleşip
milyonlarca işçinin,emekçinin,halkın 100 yıllık maaşını gaspedenlerden değilde,
garibim TEKEL işçilerinden hesap sormak \'müslüman kimlikle\' konuştuğunu söyleyen insanlara yakışıyormu ?

500 milyar dolar paranın 25 yıl boyunca doğu\'da nelelere harcandığını görmezden gelipte, vurun abalıya mantığıyla TEKEL işçilerine saldırmak hangi hak din kitabında var.

500 milyar dolar diyorum. 80 milyonluk türkiye\'de 500 milyar doların ne demek olduğunu öğrenin,hesaplayın daha sonra TEKEL işçilerine saldırın.

adaletli olun. Allah adaletli olmamızı emrediyor. örnek olun. müslüman insan yaptığı ve söyledikleriyle örnek alınması gereken insandır.

daha ne diyim inanın bilemiyorum..
mustafa
14 Şubat 2010 Pazar 23:23
4c, ergenekon, tekel, akp
4c tam bir kölelik sistemi. öteden beri var...

işçiler haklı...

müslümanlar mağdurlardan yana olmalı. başka bir alternatifimiz yok. "ama"lı cümleler düzenin öteden beri varolan çarpık kimliğini normalleştirmeye varır. öyle de oluyor.
neymiş, özelleştirme kaçınılmazmış! ne zamandan beri? Reaganla teacher karar aldığından beri.

öte yandan çadırlara erkenekoncu sol hakim. amaçları işçi mişçi hakları değil, darbelerle devrilemeyen akp'yi devirmenin startını vermiş görünüyorlar,
bu eylemlilikler kullanılıyor. ama bu durum akp'yi 2 defa suçlu duruma sokuyor.
neyse ki son hamleleri biraz daha makul bir düzeyde seyretti.
2 defa suçlu, çünkü madem ki bu durumu gördüler o zaman inatçılığı bırakıp olayı bir an evvel çözmeleri gerekiyordu; konuyu buralara taşımamaları lazımdı. ikincisi zaten bu olayı buralara getiren mantığın kendisi zaaflı.
bu tartışma daha çok su götürür.

ankara kulislerinde eylemler yoluyla akpnin işinin bitirileceği konuşuluyor muş. bu eylemlere suikastlar, silahlı eylemelr eklenecekmiş. olabilir tabi, herşey mümkün, o halde bu durumdam ders almaları gerekmez mi? madem böyle bir tehlike mevcut o halde tüsiadçıların hakları(!)ndan önce işçilerin sorunlarını en adil şekilde çözme yoluna gitmeliler derim ben. işçilerin yüzüsuyu hürmetine olmasa da kendi bekaları için!

o halde bizler de bu konuda işçi haklarını savunmanın akp'ye düşman cephede yer almak anlamına geldiğini savunmayı bırakıp, akp'yi daha akıllıca politikalar üretmeye davet etmeliyiz. daha doğrusu kendi zihnimizi ve itikadımızı bu yönde işletmeliyiz.
kraldan fazla kralcı olmanın anlamı yok. haktan yana tavır aldığımızda zaten ergenekoncuların ellerinin zayıflayacağı görülmeli. ergenekonculara attırılacak her geri adım, aynı zamanda devletin ve devletçiliğin (yani düzenin) kırmızı çizgilerinin aşılmaya çalışılmasını gerektirir. militarizmle mücadele etmek isteniyorsa militaristçe tutumları da terk etmek gerekir...vesselam.
çetin
14 Şubat 2010 Pazar 22:02
Sami Bey ve Biz dediklerine;
Zanla hareket ediyorsunuz.Sizlerin NURCU olduğunuzu düşünmedim.Böyle bir haksızlığı size yapmadım ama siz benim hakkımda zan beslediniz.Devrimci teoriğinden gelmiş olmanız hala orada olduğunuz anlamını çıkarmaz.
Sizler PKK liler işçilere destek vermesi kadar CHP ve diğer Sol fraksiyonlardanda rahatsız olmuşsunuzdur.
PKK liler orada var derken 'İŞÇİ'leride yataklık yapmakla dolaylı olarak suçluyorsunuz.Birine TERÖRİST demekle kimin tanımıyla kimi?ADLANDIRIYORSUNUZ?
SAMİ BEY yazık...''tekeldeki kürt çadırına''bu tanımlama size ait diğerleri türk çadırı öylemi?İşte bu bakış acısıyla pkk lileri çadırlarına alanlarda sizin gözünüzde potansiyel 'terörist'tir.(devlet ağzıyla kimseye terörist dememelisiniz).Tokatta yaşıyorum.Kapanan sigara fab çalışan bir çok arkadaşım var.Telefonlada görüşüyorum.Tokat taki eylemlerindede destekcileri oldum.Daha yeni bir arkadaşımızda onları ziyaret etti.Yine suizanla beni değerlendirmişsiniz.

Örgüt kuyrukçuluğundan ne kastediyorsunuz.Bilmiyorum.Zanlada yazmıyacağım herhangi bir şey.Eğer kastınız PKK ise PKK ye sempati ile bakmayı bile akidevi görüyorum.Yinede...Kuyrukçuluk her halükarda.AKP nin sosyal artığından beslenen 'eski tevhidi düşünceden sonra muhafazakârlaşan,sağcılaşan ÇANAK YALAYICIlığından iyidir.Vesselam..
sami'ye
14 Şubat 2010 Pazar 19:24
tevhidi camia
çetin'in bize yönelttiği müslümanımsı tanımı, nurcu olduğumuzu düşündüğü için olsa gerek. oysa ki biz de onun sorgulayamadığımız muazzam devrimci teoriğinin geldiği 'tevhidi camia'danız.

ama gidip de, "pkklılar var orada" lafının ardından, "kürt işçiler var diye terörist mi oldular" çapsızlığına düşecek değiliz.

kürt işçileri değil, pkk örgütü mensuplarını kast ettiğimiz, tekeldeki kürt çadırlarına giren kardeşimiz varsa bilir. ama uzaktan maval okuyanların bundan haberi olmaması doğaldır.

çetin kardeş, devrimciliğinizi sorgulamak haddimizdir, öyle örgüt kuyrukçuluğu yapacaksınız sonra da islamcı devrimciyim diyeceksiniz, sonra bunu sorgulayanlara HADDİNİ AŞAN ŞEKİLDE LAF SOKMAYA KALKACAKSINIZ!

Yağma yok, İSLAM var!.
sami
14 Şubat 2010 Pazar 01:02
islama ek takma rahatsızlığı
varlığımız ılımlı islama hayırlı olsunmuş.sizdeki bu islama bir ek takma ya da kokuşmuş -izmleri zorlama yorumlarla islama uydurma hastalığına hayranım.bütün -izmler yok olmaya mahkumdur.ılımlı islam,islam sosyalizmi,devrimci islam bu tip saçma sapan takma isimlerle ne anlatmaya çalışıyorsunuz anlamış değilim.siz islamı sadece islam olarak algılama zorluğu mu cekiyorsunuz? bazılarınız insanları ötekileştirmekten başka hiçbirşey yapmıyorsunuz.tabire bakın mesela "müslümanımsılar"arkadaşım karar mercii senmisin kimin müslüman olup kimin olmadığına karar veren??senin gibi inanan müslüman, inanmayan değil.yok ya sana mı kaldı islam??bir de tevhidi camia ve muhafazakar camia ayrımı yapılıyor.o zaman tevhidi camiadan olmayan -öyle bir müslüman olamaz-yani muhafazakar camiadan olan tevhide inanmıyor mu?bunu mu demek istiyorsunuz?böyle bir saçmalık olabilir mi??tamam bazı konularda anlayış farkımız olabilir ama kimse kimseyi bu tip şeylerle -ki bu tip şey dediğim varlık sebebimiz olan islama olan imanımızsa-suçlayamaz.kimsenin o selahiyeti yok.marxın kendine hayrı olmayan ideolojisini islama yamamaya çalışmaya uğraşmayın ve müslümanları ötekileştirmekten vazgeçin bir de tevhidten,tevhidi birlikten,ittihad-ı islamdan dem vurup durursunuz.yazık oluyor müslümanlara..
çetin yıldırım
14 Şubat 2010 Pazar 00:30
Zülfü yare dokunduk herhalde..
Tekel işçilerinin eylemlemleri iki ayı aştı.AKP ve özellikle Başbakan işçileri İZMİR ve DİYARBAKIR büyükşehir belediyelerinde istihdam edilmelerini önerdi.Çok güzel bir çözüm yolu.Artık BAŞBAKAN RTE tekel işçilerini gözden çıkarmakla kalmamış kendisi için artık TEKEL işçileri ya CHP li yada BDP(DTP)LİLİKLE eş değer olarak adlandırmıştır.Eylemin başından beri işçileri 4C tuzağına çekmeye çalışmaktan başka çözüm aramıyan RTE unutmasınki'Tuzağa saçtığın taneler , cömertlik sayılmaz.. (Mevlana) Başbakanın yaptığı AHLAKSIZ bir tekliftir.İşçiler köle gibi alınıp satılacağının dolaylı ilanı değilmidir bu.

İsmini yazabilme cesaretini dahi gösteremeyen birine cevap vermek uygun olmasada cevap olur umuduyla yazayım.İsmini bilmesemde.
İslamı süründürmek HAŞA kimsenin haddi değil.Knedimin sürünmesini yeğlerim.
Hiç birşeye yanmana gerek yok, üstelik benim devrimciliğimi!!!Sorgulama sizin HADDİNİZ hiç değil.
İdeolojik adlandırmalar yaparken sınırınızı aşmayın.
Kime ne adına TERÖRİST dersiniz size bu hakkı kim verdi.Kürt işçiler var diye TERÖRİST Mİ OLDULAR.İşçileri manüpüle oluyormuş.İktidar buna izin vermesin,birileri işçileri kullanabilir diye hak taleplerinden vazgeçsinler mi?Bu ne biçim vicdan.Muhaliflerinin işçileri kullanmasına yol açacak politikalar uygulamasın.

İslamı kodlamayın muhafazakarlık islam değildir.MUHAFAZARLIK;Müslümanımsıdır,Omurgasızdır,Eklektiktir,faydacıdır,pazarlamacıdır,statükoya yatkındır.Sesi gür çıkar.
Son olarak şunu yazayım ki;Her ferdi, hatta her cemiyeti hoşlandığı yem ile avlarlar.AKP bu milleti muhafazakârlık yemiyle avlamakta.İSMİNİ YAZAMAYAN yorumcu da iyi avlanmışlığının yanında artık avada çıkacak kadar eğitilmiş görünüyor.RTE ava çıkarken bu tipleri yanında götürmesi çok anlamlı...mÜSLÜMANLARDAN YETERİ KADAR AKP ye kurban verdik....
çawşin
13 Şubat 2010 Cumartesi 23:58
varlığınız 'ılımlı islam'a armağan olmuş
bazı yorumları okuduğum zaman
türkiyeli müslümanları merkeze taşımakla görevli akp'den önce
merkeze varan insanları görmek oldukça heyecan verici.

merkezde ''Diyanet modeli Cumhuriyet'le'' (bu kavram mustafa erdoğan'a ait)
otorite sahiplerine itaat edenlere kolay gelsin. bol kazançlar.

türkiye ölçeğinde 'ılımlı islam' tamam. sıra geldi küresel ölçekteki
'ılımlı islama'......

bahadır kurbanoğlu 'TEKEL ve Danıştay' başlıklı yorumunda
nede güzel söylüyor. ''Danıştay'ı protesto çadırları kuracak aileler,
gençler bulamıyorsak, oturup bu konu üzerinde bir düşünelim,Neden diye?.''.

bulamazsın sevgili bahadır kurbanoğlu bulamazsın. çünki çoğu merkezde.
kalan kısımıda merkeze doğru yola çıkmış..
çetine
13 Şubat 2010 Cumartesi 14:30
zenginlikle mücadele
islamı bunca sündürüp süründüreceğine, direkt marksizmi kabul etsene kardeşim. ne yardan ne serden vazgeçemiyorsunuz. (...)

80 öncesi şevket eygi beyin dediklerine sarılasım geliyor sizi gördükçe, bir de buna islam devrimciliği diyorsunuz ona yanıyorum...

"ya tam müslümansın ya tam komünist"
böyle şoven yanıta, böyle şoven karşılık yakışır.

işçileri terörist gibi gösteriyor mu? ben sorayım, terörist yok mu? bak bakalım aşşağıya bir arkadaşımızı nasıl ve neden tehtid etmişler orada? pkkli yok mu direnişe destek veren? işçileri manüple etmeye uğraşmıyorlar mı? onlar için seminer salonları koyup, kendi itiqadları doğrultusunda eğitmiyorlar mı?

e daha ne?..

muhafazakar islam kötü, müslüman başbakan kötü, müslümanların kurduğu hükümet kötü, tüm halk yanlış itiqada sahip, her şey yanlış da, bir sen doğrusun güzel gardaşım..
çetin yıldırım
12 Şubat 2010 Cuma 23:17
Konu çerçevesinde deyipde çevresinde gezinenlere..
Bazılarının dünyaya bakışlarında emek sermaye çatışma olmaması islamın emeğe ve sermayeye bakışının olmadığı anlamını çıkarmaz.İlk gelen vahiylerde dahi asl olanın Köleleştirmeleri,yetimleri doyurmamayı ve mal ve oğullar sahibi olanların paylaşımı esas almamalarını eleştirerek cehennemle tehdit eder.İnkilapcı olmayı nasıl adlandırıldığı merak uyandırsada hala bu düşüncelere sahip birilerinin var olmasına şaşıyorum.Asıl sığlık bu olsa gerek.Tarihin çöplüğüne atılması gereken bu ayağı yere basmayan 'salt kuran'okuyuculuğu ciddi bir problem olarak müslümanımsılar tarafından hala dillendiriliyor.Kuran okumalarını bulunduğu ana yansıtamayan o anın pratikleriyle vahyi buluşturamıyan bilinç 'davetci ve direnişci' değil,'buyurgan ve pretestocu'olabilirler.İslam TC gibi fakirlikle mucadele programları yapmaz,İslam Zenginlikle mucadele temelinde yoksulluğu bitirmeyi hedef alır.Emeksiz kazanç olamaz.O zaman sorarım sırf üretim araçlarına sahip olmakla yüzlerce işçinin kazancından fazla lüx giderleri olan işveren olabilir mi?N e kadar çok kazanç o kadar çok keyfi harcama olamaz.İslamda asl olan ihtiyaçtır.Şimdi AKP işçilere teklif ettiği ihtiyaç karşılığı dahi değildir.Açlık sınırına yakın bir rakama müslümanlar emekçilerin yanında saf tutarak karşı çıkmaları gerekir.Başbakan yetim edebiyatı yapıp demegoji ile halkı kandırıyor.Elektrikli sandalyeyi gösterip müebbete razı etmeyi erdemmiş gibi sunuyor.Meclis dışı her muhalefeti terörist gören muhafakar bakışla işçileri terörist gibi gösteriyor.Dolayısıyla onlara destek veren Özgür Egitim Sen ve TOKAD suçlamış oluyor.YAZIKLAR OLSUN....
Bahadır Kurbanoğlu
12 Şubat 2010 Cuma 13:11
Fatma hanıma
Fatma hanım, bahsettiğiniz husus sistemin tümüyle tasfiyesi gerçekleşmeden ortadan kalkmayacak.
Tıpkı banka çalışanlarının faizli sistemi yürütegelmeleri (faiz haram), belediyelerin ya da maliye bakanlığının fuhşu resmileştirmesi (zina haram), milli piyango ve gol, loto (kumar) emekçilerinin durumu gibi.
Bunu özel sektöre de şamil kılabilirsiniz. Pekçok büyük markette binlerce işçi istihdam edilmiş durumda ve buralarda içki satışı gerçekleşiyor.
Dolayısıyla "Madem ki bu alanlarda çalışıyorlar, o halde işçilerin canı çıksın!" demeye getirmeden önce, bu insanları bu alanlarda çalışmaya mahkum eden zihniyeti ve egemen mantığı sorgulamak gerekir.
Üstelik aynı konu dün SEKA için geçerliydi. (kağıt üretimi yapıyordu) yarın ulaştırma ve sağlık alanlarında gündemleşecek.

(Not: Özel sağlık sektöründe yapılan düzenlemeler halkın pekçok sorununu azalttı ama sektörün ayakta kalmak için hangi dolaplara başvurduğu, kelle hesabına göre hastalarına muamele yaptığı, başı ağrıyanın en az 2-3 tahlille hastaneden gönderildiği dikkate alındığında (hırsızlık haram) buralardaki emekçilerin de hangi yollarla istihdam edildikleri görülmüş olur.)

Dolayısıyla konunun bu boyutu bizi farklı bir tartışmaya götürür ki zaten cahili bir toplumda ve cahili bir sistemin içerisinde yaşadığımız unutulmamalı.
Bizlerin zaten böylesi bir toplumsal yapılanma içerisinde hak, hukuk, tevhid ve adalet mücadelesini nasıl algılamamız ve pratiğe dökmemiz gerektiğine ilişkin bir tartışma yaptığımız unutulmamalı..
murad
12 Şubat 2010 Cuma 09:54
konu çerçevesinde
3.1: Tevhidi ve muhafazakar camianın sürece ilgisini (özellikle tevhidi camianın) yeterli buluyorum. Tekel işçilerinin haklılığını-haksızlığını tartışma bağlamında değerlendirdiğimizde, sürece duyarsız değiller. Tevhidi çevreler, muhafazakar çevrelerden farklı olarak, olayın emek boyutuna daha yakın gözüküyorlar. muhafazakar çevrelerde nisbî bir duyarsızlığın sözkonusu olduğu değerlendirilebilir..
murad
12 Şubat 2010 Cuma 09:05
samiye
Sami düşüncelerini sahih buluyorum. canında bahsettiği gibi bizde emek-sermaye savaşımı yoktur. inqılabcılığı emek bağlamına indirgeyenler, bu sığlıkta düşünenler, hayatın ve islâmın realitesinden kopmuş oluyorlar...

gereksiz ve boş bir çaba.. her eylemin içinde, her insanın olduğu yerde olmalıyız ama bu insanımızı bilinçlendirmek adına olmalı. bilinç de eylemle gelir..
fatma
11 Şubat 2010 Perşembe 22:17
tekelin misyonu
tekelin misyonu
İşçi hakları savunusunda duyarlı bir müslümanın itiraz yükseltmeyeceği malum. Fakat burada göz ardı edilen bir mesele var. Tekel, içki ve sigara üretimiyle kendini ayakta tutan bir kurum.. buradaki işçilerin haklarını savunurken, bu üretimi de farkında olarak ya da olmayarak, legalleştirmiş olmuyor muyuz? Tekelde calışan işçilerin pek çoğu, bu zararlı maddelerin üretimi sonucu ileriki yaşlarda akciğer ve kalp hastalıklarıyla boğuşuyorlar. Sonuçta haramlığı ayetle sabit bir içecek üretiliyor... Bu işçilerin haklarını savunurken tekel gerçeğini de gündeme taşımamız gerekmiyor mu??..
sami
11 Şubat 2010 Perşembe 15:27
evet iftira ediliyor
kim sermayenin tahakkümünü savunuyor,kim kapitalizmi savunuyor,kim infakı savunmuyor,yetimlerin ve yoksulların hakkını gözetmeyene yazıklar olsun diyorum.sadece kendi hayatını,rahatını,lüksünü düşünüp en yakınına yardım etmeyene yazıklar olsun diyorum. bunlar düpedüz iftiradır.ama biz Kuranın bize öğütlemediği mal mülk düşmanlığı da yapmıyoruz.kimse herşeyin sahibinin Allah olduğunu da -haşa yüz bin kere haşa-inkar etmiyor.kimse emevilerin zulmünü meşrulaştırmak için uydurduğu hadislerin de uydurulduğu ispatlandığı sürece yanında da durmuyor.bu ayet durum tespitidir ne demek onu biraz daha açarsanız sevineceğim.Zuhruf/32 ve sizin verdiğiniz Al'i İmran/27 ayetleri çok açık.kanaatimce bu ayetleri kader noktasında değerlendirmeye başlarsak o tartışmanın sonu gelmez.insanın fakirliğine yoksulluğuna Allahın dahli yoktur o yüzden buna isyan etmeliyiz denirse konu daha da derinleşir.herkes sonuna kadar hakkını hukukunu aramalı kollamalıdır ama bu Allaha ve Rasulüne isyana götürürse o felaket olur.Allah bizi kendisne isyandan muhafaza etsin..
ayhan
11 Şubat 2010 Perşembe 09:21
iftira ediliyor
İslamda özel mülk vardır. Ancak bu emek karşılığı kadardır. Ki bu da yerilir ve biriktirilmemesi yönünde ayetler vardır.
Aslolan rızkın bile paylaşılmasıdır. Sermayenin birikmesi karşısısnda islam toplumsal düzeni kendi bağlamında önlemler alır.

Kimileri bazı aytlerden hareketle sınıfların varlığını ve sermayenin tahakkümünü savunuyor. Dünya gelirinin yüzde 90 nını nüfusun yüzde 10 u alıyor acaba derecelerle üstün kılmak la kastedilen bu mu? bu arkadaşların mantığına göre bu yüzde 90 lık gelirden kırk da 1 verilse yani 87.25 e düşşse bu zümrenin geliri Allahın muradı vaki olacak. Bu düpedüz Allaha ve islama iftiradır.

ayrıca tekel işçileri meselesinde ki yorumlara bakınca islamcı çevrenin AKP cilik konusunda geldiği nokta ibret vericidir. söyleyecek söz bile bulamıyorum. Sanırım birileri eserleriyle övünebilir..
kenan
11 Şubat 2010 Perşembe 01:36
bir katkı
“Zuhruf/32:Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar?Onların dünya hayatındaki geçimlerini de aralarında biz taksim etmişizdir.Onları derece derece birbirlerine üstün kıldık ki birbirilerine işlerini gördürebilsinler.”
Kanaatime göre bu ayeti harfi harfine anlamaya çalışmamız halinde,aslında kadim kader tartışmasına da eleştirel anlamda değinen şu yorum kaçınılmazdır ki tefsir usulünde Allah’ın bizatihi kendi yaptığını söylediği eylemler gerçekte O’na hamledilmez.O takdirde Emevi zulmünü meşrulaştırmak için uydurulan hadislere bir itirazımız olamaz.”Zalim de olsa imama isyan edilmez,arkasında namaz kılınır vs”.Şu yoruma bir bakalım:“İslam anlayışı ve şeriat düzeninde,önceleri kabile şeflerinin,ardından devletin mülkü, mülk sahibi olmayan kölelere ve mevali denilen mülksüz sınıflara karşı sıkı bir şekilde korunmuştur.Allah tüm insanlardan,peygamber diğer insanlardan, onun yakın çevresi olan ehl-i beyt benzeri kimi ayrıcalıklı gruplar geri kalanlardan,mülk sahibi olanlar mülksüzlerden,mülksüzler kölelerden ve nihayet erkekler kadınlardan üstündür. Toplumda kimilerinin zengin-mülk sahibi, kimilerinin ise fakir-mülksüz olması da Kur'an'da yazılı olanlara ters bir durum değildir.Bilâkis 'Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır'(Al'i İmran 3:27) denilerek mülk sahibi sınıfların meşruiyeti sağlanmıştır.Toplumdaki eşitsizlik bizzat Allah'ın isteği olarak konulduğundan,fakirliğine ve ezilmişliğine isyan etmek Allah'a isyan etmekle eş tutulmuştur.”Bu çerçevede ilgili ayet üzerinde tekrar tekrar düşünülmesi yerinde olacaktır.Yine kendi adımıza söylersek ayette verilen mesaj durum tespitidir.Yoksa konumları meşrulaştırmak kasıt değildir. Müşriklere,vahye karşı gelenlere eleştiri ve meydan okuma vardır.Bilindiği üzre Hz.Muhammed’in peygamberliğine soy-kabile,zenginlik vb.kriterler uymadığı bahanesi ile müşriklerce itiraz vardır.Mademki imkan sahibisiniz,mademki güçlüsünüz,o halde bunun hakkını verin ama gerçekte sizin sahip olduğunuzu sandığınız her şeyin sahibi Allah'tır..
Gercekci Davut
10 Şubat 2010 Çarşamba 23:13
Cok yonlu bir mesele
Burada sadece beyaz ve siyah yok griy ve diger renk karisimlarida var oldugu icin kesin kanat belirtmek biraz zor yalniz su kadarini belirtmeden gecemeyecegim Ulkemizdeki KIT'ler yillardan beridir siyasilerin ve rejimin derebeylerinin arpaligi olarak kullanildi kurumlara ihtiyaca ve liyakata gore degil siyasi ve idolojik cikar hesaplariyle yandaslar, esdost gibi elemanlar dolduruldu tabiy buda kendi kurallari icinde yapilmasi gereken emek,uretim arz ve talep denklemini yerle bir ettiginden kurumlar malesef birakin arti deger uretmeyi devletin(yani Milletin )sirtinda hersene agirlasan kamburlar olarak tasinmasi imkansiz yuk haline gelincede hukumetler degisik sebeplerde dolayi bu kurumlarin islahin cok zor hatta imkansiz oldugunu gorerek( cunku bu kurumlari bu hale getiren burokratik oligarsik yapi ve kayirmaci idolojik ve kabzimal siyasi zihniyet aynen yerli yerinde durmaktaydi)ozellestirilerek hic olmazsa butceye ilaveden gelen bu KIT kamburlarindan kurtulma yoluna girdiler.Burada bu yukarda siraladigimiz nedenlerin ve gelismelerin disinda istihdam edilen ve almis oldugu maasin hakkini vermek icin elinden gelen gayreti gostererek calisan kesimlerin ( yapmis olduklari isin dini sakincalarini,neticesinde uretilenle toplumun hem akli ve hemde bedeniy zehirlenmesine vesile olmak gibi sakincalarina rolan rezervlerimiz baki olmak kaydiyla)haklarinin Adalet olculeri icerisinde yerine getirilerek magdur olmalarina imkan verilmemesin yonetme mesuliyetini deruhte edenler icin insani ve vicdani bir yukumluluk oldugunu dusunuyorum.Diger yandan haketmedikleri bir seyi cigirtkanlikla,tehdit ve santajla almak icin sokaklari panayira cevirmeninde uygun bir davranis olmadigini dusunuyorum.Son olarak soyle bir soru sorulsa "kardesim urettiginiz sizin olsun,normal bir isyeri gibi vergi ve benzeri yukumluluklerinizi yerine getirin,bizden baskada bir sey istemeyin" teklifi yapilsa kendilerine acaba kabul ederlermiydi?Bana gore cevabin menfi olmasi muhtemel vesselam..
sami
10 Şubat 2010 Çarşamba 22:08
sınıf farkı
tekel işçilerini desteklemeyenleri hemen nasıl çağdaş bahçe sahipleri ilan ediyorsunuz çok ilginç. sınıf farkından yanasınız denmiş bir önceki mesajımda bir ayet verdim herhalde tam anlaşılmamış tekrar yolluyorum..

:" Ey Muhammed! Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik. Birbirlerine işlerini gördürsünler diye biz onların bir kısmını diğerlerinden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır." (Zuhruf 32)

dikkat ederseniz biz onların bir kısmını diğerlerinden derecelerle üstün kıldık demiş bu çok açık galiba??iktisadi manada bir üstünlükten bahsetmiyor mu? üstünlük takvadadır dersen o ayrı konu o konuda hemfikiriz ama ekonomik olarak farklılıklar var.40ta birin aldatmaca olması meselesi apayrı tartışma konusu o zaman oturup hep beraber yeni bir fıkıh kitabı yazalım oranları falan hep beraber belirleyelim.10 kişi toplansak 10 ayrı oran çıkar.kul infakını adaletli yapmıyorsa hak öyle ya da böyle bir şekilde alınır denmiş.kula verilen malın da imtihan meselesi olduğunu hepimiz biliyoruzdur herhalde herşeyin imtihan oldugu gibi.hakiki bir islam devleti olsak devlet zekatı zaten vergiler yoluyla zorla alır ama malesef öyle bir devlette yaşamıyoruz.o zaman birey olarak herkes kendi başına öyle ya da böyle alıra gelirse olay öyle ya da böyleyi biraz daha açarsak nasıl olacak onu da merak ettim doğrusu..
Sait Alioğlu
10 Şubat 2010 Çarşamba 18:12
Acizane düşüncelerim -4
İslam, ukbadan gelen bir din ve dünya görüşü olduğundan hem uhrevi ve hem de bir imtihana mebni olarak dünyevidirde! Bir yüzü dünyaya bakmakla birlikte günümüz açısından iktisadi sistemlilik açısından ne kapitalizme ve ne de sosyalizme yakındır. Dahası yakıcılık ve yıkıcılık bağlamında pratşk hayatta olduğundan dolayı kapitalizme tamamen fersah, fersah uzuktır. Buna rağmen bazı Müslüman çevrelerin ciddi bir alyapı yoksunluğunu kapsayıcı 'İslami burjuva' söylemi boş bir söylemdir. Ve ateşe daha yakındır. Zira İslam dinlerden bir din, ideojilerden salt bir ideoloji değildir. Seküler ve gide, gide sekülerleşen kafa o gerçeği anlayamamaktadır. Bu konuda Müslümanların üzerine düşen görevlere baktığomızda; bir defa mülk olgusunun göreceli ve mülkünde Allah'a ait olduğu gerçeği gçzden kaçmamalıdır. Ne servet, sermaye düşmanlığı ve ne de 'ezilirlerse ezilsinler!' kabilinde sırf emeğiyle geçinmek zorunda olan işçi sınıfına karşı müstağnileşilkmemelkidir. Zira böyle bir eylem kelimenin anlamı açısından azgınlaşmak/tağutlaşmak fiiliyle hemen hemen eşdeğerdir. Sernayeyi belli bir grubun arasında dolaşan bir nesneden ziyade toplumun tümüne yayıcı pratiklerimiz olmalıdır. Kardeşçe, hakça paylaşmayı önemine binaen birinci madde olarak gü
ndemde tutmalıyız. Kapitalizmem zıt,
İslam'a uygun yeni bir ekonomik sistem oluşturma ameliyesi içerisinde olmalıyız ki, her şeyimzi bereketlensin. "Malda yalan, mülkte yalan; var biraz da sen oyalan!..." Yunus Emre ironi yapmış, besbelli.Ama biz oyalanmayalım. Mülkü Alllah'a has kılalım. Amin....
Sait Alioğlu
10 Şubat 2010 Çarşamba 17:55
Acizane düşüncelerim -3
Genel çerçeveden baktığımızda Türkiye'de yıllardır kendierini bir arınma süreci içerisinde tutmaya çalışan, sahih İslamı damarı bulup yoluna devam etmeye çalışan tevhidi Müslüman çevreler-aralarında bazı farklarda olsa-kendilerini şu veya bu açıdan İslam dışında gören ve konumlandıran kitleler açısından hep ön planda olmuşlardır.Ör.Kürt sorunu, işçöi hakları,kadın sorunu vs.Aslında bu onlar için bir sorumluluk ve artı bir değerdir.muhafazakar ve tasavvufi çevrelerMpwk önplanda olmamaktadır! Adeta İslam'ın dili tevhidi çevreler olmaktadır. Sorular,serzenişler bu çevreye yönelik olmaktadır. İşte sahih bir proje olduğuna inandığımız İslamcılık formu bizleri bir adım öne çıkarmaktadır. Haliyle avantajı da var, dezavantajı da! Bu minvalden baktığımızda tevhidi ve muhafazakar kesimlerin olaya bakış açısı yer yer birbirinden farklılık arzetse de insan unsuru açısından malesef aynılık göstermektedir! Tevhidi kesiminde para, mal, mülk unsuru ile var olan ilişkisi gelenekçi anlayışla aynı kaynaklardan tevarüs etmiş olmaktadır. Muhaliflik bağlamında İslam tarihi sürecinde yer yer var olan inkılapçı damar ciddi anlamda önemsenmemiştir. Emeğinden başka bir sermayesi olmayan işçi sınıfının sürüdürdüğü mücadele bir hak, hukuk ve emek mücadelesi olarak algılanmaktan ziyade sol, sosyalisy güçlerin, kendilerine güç devşirme seneryoları olarak algılanmış ve öylece de devam etmiştir. Birde süreç içerisinde donuklaştırılan fıkhetme geleneği yitime uğramaya, pörsümeye başlayınca cılız olarak bize kadar gelen o akim ınkılapçı damar kurumaya yüz tutmuş. Ku'an, sünnet bir tarafa ama; donukleşen hayat, sanki yaşamak ve kabul etmek zorundaymışız gibi bize kadar ulaşmıştır. Şu anda Mekke döneminde mal mülk bağlamında nazil olan il ayetler ve sureler üzerinde yeni bir=ekonomik vb.=okumalar yapmaya çalışırsak, kendimizi tahkim ederiz etmesine, ama halen fikirsel ve zihinsel nulanıklıklar içerisinde bulunduğumuzdan olsa gerek,mal,mülk konusunda amalı cümleler kurarız. Handikap işte bu olsa gerek!.
Sait Alioğlu
10 Şubat 2010 Çarşamba 17:22
Acizane düşüncelerim -2
Hükümetin bu konuya yönelik olarak sergilediği yaklaşım evlere şenlik çelişkiler yumağı gibi! Yukarıda da uzunca belirttiğimiz gibi bir sınıfı yok edilmesi kendilerince elzem olan muhalefet olgusu dahilinde sadece bir şeyler yapmak, o kadar! Zira kendileri her şeyden önce emek bağlamında bile olsa 'işçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz!' esprisini es geçme pahasına, zaman içerisinde oluşan Muaviyeci Emevi saltanat mantığı mucibince giderek anlamayacak oranda İslam'ın temel esprisinden uzaklaşan bir ortamda oluşan bir zeminde bulundular, bulunuyorlar! Belki işçi kesiminin anlam dünyasını zamanla öğreneceklerdir. Ama, gide gide kapitalistleşme tehlikesi de kendini göstermektedir. İşte bu tehlike içselleştirilse ki, -bu gidişle içselleştirilecek giibi görünüyor. Ör.İslami burjuva girişimleri vs.- 'İşçilerin canı çıksın!' esprisi ontolojik bir hal alır... İşte bu ontolojik yeni duruş, elde edilen imkanlar, sınıf atlamlar ki, benim hep garibime gitiştir.Zira temelinde farklı bir psikoloji var! İşte o psikoloji bir bütün olarak hükümetin konuya yaklaşımını bulanıklaştırmakta, daha doğrusu adaletsiz bölüşüm adına işi daha da derinlkeştirmektedir. Halbuki, Kardeşsek ve belli bir adalet bağlamında maddi bir paylaşım içre olursak, İslami burjuvanın da canı cehenneme' diyebiliiiriz. Ama neden diyemiyoruz ki sahiden?!.
mehmed can
10 Şubat 2010 Çarşamba 17:15
başından beri söylemeye çalıştığım...
avrupa-amerikan, seküler dünya kaynaklı küresel kapitalizm ile başa çıkmak için komünistliğe eklemlenmemeliyiz. marksist yöntemleri bir çözüm yolu olarak kullanmamalıyız.

"özü bu kadar."

bizim kavgamız "en başta" materyalizmin kendisiyle olmalı. emek-sermaye çatışmasında, "zaman zaman kabullenmek-ya da dile getirmek zor gelse de sermaye düşmanlığı bağlanmında düşünüldüğünde", bir taraf değiliz.

tevhid-tağut çatışmasında tevhid cephesindeyiz. adalet-zulüm çatışmasında adalet cephesideyiz. inancımızın gereği bu.

bu bağlamda son mesajımdır, islam ekonomisi forumlarında tartışmaya devam edebiliriz.

es-selam..
Sait Alioğlu
10 Şubat 2010 Çarşamba 17:04
Acizane düşüncelerim -1
Bu sorulara cevap vermezden önce Müslümanların Hz.Peygamber'in Kur'an'dan yola çıkarak kendi döneminde mülk konusunda nasıl davranış ortaya koymuşsa,aynen bizimde aynı minval üzre pratikler ortaya koymamız icap eder!Kimilerine göre"gitsin, bir daha gelmesin"dedikleri 12 Eylül öncesi dönemi yaşayanlar bilirler. Derin güçlerin insanları birbirine kırdırtma planları, özellikle de devlet nezdinde toplumu ilgilendiren işlerin ağır aksak yürümesi ve bunun yanında işçi sınıfının örgütlülük içerisinde anayasl çerçevede grev ve genel grev hakkını kullanma istidadı karşısında herşeyiyle dışa bağımlı bir hale gelen özel sektörün/fabrikatörlerin, sırf kendi haklarını(!) düşünme pahasına lokavt ilan etmesi gibi çabalar bir tarafa, çeşitli bakanlıklar nezdinde işçi, dar gelirli esnaf, çiftçi ve memur sınıfının her açıdan korunmasına yönelik çabalarda(ör.72'dekiPersonel yasası) buluunmaları o dönem için artı değerleri ihtiva eder! Bir dış proje olan 12 Eylül askeri faşist darbesi birtakım hakkın, hukukun ihlali olmaktan ziyade, süre gelen oligarşinin özellikle de ekonomik anlamda habire palazlandırlması, emperyal sisteme entegre edilmesi ve ülkenin 'mihnetçi takımı'yla birlikte küresel liberal-kapitalist sömürü düzenine eklenlenmesi ve halkın alabildiğince ezilmesi mantığı üzerine tesis edildi. C)1-AKP hükümeti de bir iki yıl öncesine kadar kısmende olsa korumaya çalıştığı İslamcı kimliğini,seleflerine nazaran daha akıllı(!)davranarak yerel değil de küresel oligarşik sisteme yanaştı. Var olan özelleştirme çalışmalarını hızlandırdı, kamunun para yapabilen her değerini özellikle de çokuluslu şirketlere sattı, peşkeş çekti. TEKEL'de de aynı oyun oynanmaktadır. Ve başaracaklar gibi! Zira rüzgar onlardan yana görünüyor. 'Yetimin hakkını yedirmeyiz!' diyorlar ama, en başta kendi adamlarına afiyetle yediriyorlar. Değerlei mahfediyorlar. Muhalefet namına her dalı kırıyorlar, bir nevi diktatörleşiyorlar. İşte bu 4/c yasasıda bir sınıfı değerleriyle birlikte yok etmek, eritmektir vesselam...
çawşin
10 Şubat 2010 Çarşamba 16:14
muharrem kardeş
çağdaş bahçe sahipleri yorumum,
şahsıma yöneltilen komünistlik suçlamasına bir cevaptır.başka bir forumda nasıl cevap verebilirim bu suçlamayı yönelten arkadaşlara.
tekel işçilerine gelince. 'sonuç'tan değil bülen abinin dediği gibi 'nedenler' üzerinde yoğunlaşmak en doğrusu.
sağlıcakla kal..
muharrem
10 Şubat 2010 Çarşamba 15:42
Çawşin uyarıları biraz dikkate al
Başkasına farklı yorum sayfalarını öneriyorsun ama sen aynı konuyu burada sürdürüyorsun.
Sanki derdin sürekli birileriyle dalaşmak.
Sana laf eden mal- mülkü kutsuyor, ebu zer'in karşısında yer alıyor.
Yazdığın satırlar haksözü takip edenlerin aşina olduğu şeyler, bunları tekrara gerek yok.
Sloganlarla bir yere varamayacağımız açık değil mi?
Bu tarafta yer aldın o zaman şucusun, dediğinde zaten tartışmayı daha baştan kestirip atmış olmuyor musun?
Bülent Şahin abinin yazısına gönderme yapmıştın, onun yazdıklarına övgüler düzmüştün, bak Bülent Abi de Tekel işçileri haksız diyor, buna ne buyuracaksın?
Bülent abi, önce kapitalizmi konuşalım demişsin, o zamana kadar işçileri haksız görmeye devammı edeceksin? bir bunu merak ettim.
çawşin
10 Şubat 2010 Çarşamba 15:11
çağdaş bahçe sahiplerine
malı-mülkü kutsarsanız ,"haddi aşma, zulüm, azgınlık' temelinde Tuğyan'ı meşrulaştırır,
ekonomik, sosyal ve kültürel güç kaynaklarını ele geçirmiş kapitalist baronların Tâğûtl'i
rejiminin birer çark dişi haline gelirsiniz.

İbrâhîm peygamber döneminde Nemrut, Mûsâ peygamber döne­minde Firavun,
Hz. Peygamber döneminde de Ebû Cehl ve Ebû Leheb gibi Tağut'ların direndikleri
realite, kurdukları ekonomik sistemin ortadan kaldırılmasıydı. itirazlar hakça bir paylaşmaya,
hakça bir bölüşmeye idi. sınıf farkından yanaydılar. şimdi olduğu gibi.

Allah'ın kullarına verdiği 'mal','hak','hukuk' birilerinin insafına terk edilemez.
bir kulun diğer kuldan gaspettiği hakkı vermesi için Allah'ın zorunlu
kıldığı zekatın (40'ta bir, bir aldatmacadır) ve malın infakını 'kul' adaletli olarak yapmıyor ve zamanında
vermiyorsa o zaman ''o hak'' bir şekilde öyle yada böyle alınır.

"Sakın aramıza bir yoksul sokulmasın!" diyen çağdaş bahçe
sahibi olamaya hevesliyseniz
yakında Irak olursunuz, Afganistan olursunuz, Filistin olursunuz.
henüz olmadıysanız sabredin,sömürüye devam edin,sömürüye alkış tutun
olursunuz.

sonrada döner "Yazıklar olsun bizlere! Bizler gerçekten azgınlarmışız'''
dersiniz..
Bülent Şahin Erdeğer
10 Şubat 2010 Çarşamba 14:32
bir katkı
Konunun TEKEL özelinde tartışıldığında ortaya net bir sonuç çıkmayabilir. Nitekim, Mehmet Can'ın ileri sürdüğü gerekçelere bu bağlamda katılıyorum.

Şahsen TEKEL işçileri özelinde konuya baktığımızda TEKEL'in gereksizliği ve işçilerin içinde bulunduğu konum vb. konulara bakıldıüında TEKEL işçilerinin yanında yer almanın bir hata olacağını düşünüyorum.

Ama konu TEKEL'den ibareet değil. Bakış açımızı daha geniş bir perspektife ayarladığımızda AK Parti iktidarının klasik bir Neo-Conservatist yani Yeni Muhafazakar çizgiyi izlediğini görüyoruz. AK Parti dünyadaki Küresel Kapitalizmle uyumlu ekonomi-politika yürütüyor. Bu Sayın Erdoğan'ın her seferinde tu kaka ettiği "ideolojik" bir tutum aynı zamanda. Küresel Kapitalizme karşı çıkmadan, Küresel Kapitalizmin dayattığı Hayat tarzından hicret etmeden yapılacak her türlü tartışma çıkmaz bir sokak olacaktır bizim için...

TEKEL mevzuu özelinde bu sebeple tartışmanın kısır olduğunu düşünüyorum. Yani TEKEL işçileri haklı ya da haksız olsa da bu özele takıldığımızda bütünü gözden kaçırıyoruz. TEKEL işçilerinin -bence- haksız olmalarının yanında onlara haklı diyenlerin bu işçilerin AK Parti muhalefetine yönelik birer figür olarak argümanlaştırılmasını, Kapitalist medya tarafından kahramanlaştırmasını da muhasebe etmeleri gerekir.

Başta da belirttiğim gibi bir konuyu tartışacaksak olayın özünü tartışmalıyız. Küresel Kapitalizmin hayat algısını, bizlerin o algının ne kadar içinde ya da dışında olduğumuzu tartışmalıyız. Küreselleşme, Kapitalizm ve İslam-Mülkiyet ilişkisinde netleştiğimizde, eşyaya vereceğimiz "değeri" belirlediğimizde dar çerçevede tekelcilerin haklılığı/haksızlığı değil "hayat tarzının dönüşümü"nü konuşuyor olacağız..
Bahadır Kurbanoğlu
10 Şubat 2010 Çarşamba 11:46
TEKEL ve Danıştay
Dün katsayı konusunda Danıştay'ın kararı açıklandı. Konu çok somut. Lami cimi yok! Haksızlıksa haksızlık! Eşitsizlikse eşitsizlik! (Sola alerjisi olanların içini rahatlatacak bir yorum da eklemiş olayım. Özellikle TEKEL konusunda 2 aydır eylem meydanına okul kuranlar bu konuda egemenler gibi düşünüyor. Düşünmeyenler ise bu konuda kıllarını kıpırdatmıyorlar...
Sola öykünen kardeşler için de açıklayıcı olacağını umduğum şu tespiti ekleyeyim: Sol bu tip konuları sistemin temel çelişkisi olarak görmüyorlar. Emek-sermaye çelişkisine dahil olmayan bu konularda üzerlerine sorumluluk düştüğünü düşünmüyorlar. -Kısık sesli istisnalar hariç-
Ama esas konu ne sol, ne şu ne bu!
Esas konu biziz! Sorumluluklarımızı ne derece üstleniyoruz. Tamam TEKEL konusu öyle ya da böyle, netleşmekte zorlanıyoruz diyelim. Peki ya DANIŞTAY!
Bazı duyarlı yapılanmalar eylemler yapmakta her konuda olduğu gibi. Ama hiç kimse çıkıp da bunlar yeterli olmuyor, biz neden haklı olduğumuz bir konuda duyarlılıkları artırmıyoruz demiyor. Amacım Forumun gündemini değiştirmek değil ama bir çelişkiye dikkat çekmek;
Öyle fazla değil, birkaç aile herakete geçirilip çocuklarına yapılan bu zulme tavır alamazlar mı?
Bazı arkadaşların "Alamazlar; çünkü zaten bu konularda hükümet gereken yerlere gerekli serzenişlerde bulunmakta; çıkış yolu aramakta" dediklerini duyar gibi oldum...Doğrudur, tepkisizliği besleyen böylesi bir konjonktür var. Ama unutmayalım ki, başörtüsü meselesinde de aynı süreç yaşandı ve bugün daha geri bir durumdayız. AKP'nin sağcı hukukçularının verdikleri akıllar, bu meselenin tam anlamıyla üzerinin örtülmesine sebebiyet verdi.
Dolayısıyla kendi haklarımızı, gücümüzü ve insiyatifimizi doğru kullanarak, hükümetin daha somut adımlar atmasını zorlayıcı, haklarımızın arkasında olduğumuzu ortaya koyucu, muhafazakar söylemleri de geriletici bir tutumu takınmak zor mudur?
Danıştay'ı protesto çadırları kuracak aileler, gençler bulamıyorsak, oturup bu konu üzerinde bir düşünelim,Neden diye?.
Bahadır Kurbanoğlu
10 Şubat 2010 Çarşamba 11:26
Bazı eklemeler
Forumun başında müslümanların üzerine düşen sorumlulukları sormuş, gücümüzle doğru orantılı olarak neler yapılabilir demiştik. Foruma gelen cevaplar da göstermekte ki temel meselelerde anlaşma sağlanamayınca, neler yapılabileceği de konuşulamıyor.

Oysa TEKEL üzerinden başka meseleleri de gündemleştirebilirdik.
TEKEL konusu özeelikle TKP'li ve İP'li solu harekete geçirdi. Şu anda işçilere destek veren en örgütlü güçler onlar. Ve sol, bu olay vesilesiyle yeniden hareketlendi, eski güzel günler özlemiyle moral buldu. Yapmasınlar mı, yapacaklar tabii, bu konu onların temel tezini oluşturuyor. Farklı konularda kemalist-devletle beraber hareket edenlerin bu konudaki pusulaları sağlam.

Dönüp bir de kendimize bakalım. Mülkiyet tartışmalarında komünist miyiz, serbest piyasadan mı yanayız, hükümet ne kadar haklı, işçiler oyunbozan mı, mağdur mu, AKP karşıtı propagandanın payandası mı?..vs. içiçe geçmiş bir çok hususta içinde olmadığımız bir alanla ilgili, üstelik arka plan bilgilerinden de mahrum bir tarzda adeta zihin jimnastiği yapıyoruz.
Fikir tartışması yapmayalım mı? Yapacağız elbette; pekçok konuda olduğu gibi burada da hayırlara vesile olmasını umut ettiğimiz sonuçlar çıkar inşallah. Herkes de kendi payına düşeni alır. Ama tartışmalar devam ederken, netleşmekte zorlandığımız konular üzerinden kırıcı, istihza içeren cümlelere gerek olmadığı kanaatindeyim.

Öte yandan TEKEL'i konuşurken unuttuğumuz çok önemli bir nokta olduğunu düşünüyorum. Kim haklı kim haksız ayrı bir konu, ama çadır kuran, haklarını soğuk gün ve gecelerde sokaklarda arayan bir avuç TEKEL işçisinin başardığı konuya bakar mısınız...Ne Ergenekon, ne Generaller, ne Balyoz ne şu ne bu...Yaklaşık 2 aydır gündemin baş maddesi oldular. Direnerek. Somut eylemliliklere başvurarak....
ayhan
10 Şubat 2010 Çarşamba 10:21
cavşin'e
Cavşin Haksızsın....

Sen mülkiyeti kutsayıp kapitalizme islam sosu ekleyenlerden olmadığın için suçlusun. Sen akp nin bakanı edasıyla işçilere karşı durmadığın için materyalizme doğru kayıyorsun...
Sen kapitlizmin dünyayı nasıl fesada götürdüğünü söylediğin ve ancak adil bir dünyanın sermayenin egemenliğinin kırılmasından geçtiğini düşündüğün için kominizme doğru gidiyorsun...

Dikkat et...

'Can' 'müslüman' ol. Ayaklarını kapitalizmde sabit kılki iki cihandada mesut olasın....
bir başka müslüman
10 Şubat 2010 Çarşamba 10:12
işçilerin sesi?
işçiler ne diyor diye kulak verdiniz mi dostlar?

ben burada yorum yazan bir üyenizin (ismini vermek istemiyorum) iş arkadaşıyım. alanda yaklaşık bir hafta geçirdim... onun önerisiyle sitenize girip yorum yapma ihtiyacı hasıl oldu...

neden tekel işçilerine destek verdiğime gelelim. Ben de tekel işçilerinin tamamen haklı olduğunu düşünenlerden değilim, kendilerine onların yaşadığı şartları anlamaya çalıştığımı ifade ediyorum. alanda ne düşünüyorsam, işçi arkadaşlarıma aynı şeyleri söylediğim için bazı marjinal örgütlere mensup genç çocuklar tarafından tehtid edildim.

söylediğim ne idi?

söylemesi ayıp, "eğer iş bulmak isteyen olursa yardımcı olmaya çalışabilirim. banyo ihtiyacı olan varsa evimin kapısını açabilirim." bunun gibi insani tasarrufları bireysel olarak sergileyebileceğimi söyledim kendilerine.

sadece bu... ve o gençler tarafından grev kırıcılığı ile itham edildim. işçi arkadaşlar sağolsunlar, müdahale ettiler duruma. halbuki insani olan benim yaptığımdı.

sendikanın son açıklamalarına göre, tekel işçileri önerilen maaşı kabul ettiler. sadece devlet güvencesi altında kalmak istiyorlar.

bana göre, devletin iş güvencesi sağlaması da doğru değil, serbest rekabet en doğrusu. Ama bir insanın iş güvencesi isteme hakkı da var. Bu istek de bir hak.

çocuklarının geleceklerinin ne olacağından korkuyorlar... hangimiz korkmuyoruz ki? hatta bırakın türkiyeyi, dünyada kim bundan endişe duymuyor ki?

buradan siyasi talep çıkmaz. çıkartmaya deli gibi uğraşanlar (bunun uğruna beni dahi tehtid edenler) var... ama çıkmaz. AKP hükümetini devirecek bir eyleme dönüşmesini isteyenler var, ama olmaz. buradakilerin çoğu hala akp'li...

peki neler oluyor çadırlarda?

marksist yapılar okul kuruyorlar... neden cemaatle namaz kılınmıyor mesela? şartlar müsait olmadığı için mi, seferi oldukları için mi? nedendir?

hayır efendim, namaz da kılınıyor. oradakiler de müslüman. ama marksist yapıların kurduğu okullarda ders alıp, sahnelerde oyun izliyorlar..
müslüman
10 Şubat 2010 Çarşamba 08:59
cawşin'e
sen dostum, öze dönüşü yanlış anlamışsın. yakında materyalizme övgü dizmeye başlarsan şaşırmayacağım..
kenan
10 Şubat 2010 Çarşamba 00:46
alakası yok gibi ama olsun
Asgari ücret politikası çalışanı mı gözetmektedir, yoksa küçük veya büyük sermaye sahibini mi? Nüfusun artmasına paralel olarak istihdam sorununun büyümesi, küresel krizlerin Türkiye’ye maliyeti vb. bir takım gerekçe ve rakamlarla sermaye sahipleri haklı görülebilir; çalışana daha fazlasının verilmesi halinde küçük büyük demeden binlerce işletmenin kapanmasına sebep olunabilir ki bunlar kandırmacadır; ama devlet olmak ne için vardır? Niye iktidara bin bir türlü vaatlerle talip olunur? Üstesinden gelemeyecekleri sorunları yönetmeye onları biz mi zorladık? Bugünlerde Erbakan Hocaya hak vermek geliyor içimden; üretim olmadan, üretim sahaları açmadan, tarım alanlarını değerlendirmeden, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının hakkını vermeden, IMF’nin boyunduruğundan kurtulmadan toplum olarak selamete çıkmak mümkün değildir. Dışa bağımlı ama sadece tüketime endeksli yerli sermayeyle ancak bu kadar yol alabilirsiniz. AVM’lerde tüketilenleri, üretenlerin adalet merkezli hakları verilmediği sürece, kâhin değiliz ama yarın kıtlık olması kuvvetle muhtemeldir. İnsanları köyden şehre icbar eden, özendiren söylem ve politikalardan vazgeçilmeli, insana ve üretim gücüne değer veren açılımlarla üretim alanlarına geri dönüşü sağlanmalıdır. Bu haliyle üretimi artıracak, petrol başta olmak üzere tarımda kullanılacak tüm araçlardan alınacak vergiyi aza indirgemekle mümkündür;ki görüldüğü üzre hazır ve kolay paradan vazgeçmek AKP’nin bile işine gelmiyor. Yani mesele 4/C,tekel işçileri meselesi değildir. Bunlar aldatmaca, göz boyamadır. Şu anlaşılsın artık, gözle görülen sorunları aza indirgemek için devletin yükünü azaltma gayesi ile ama aslında sermaye gücüne teslim olmaktan başka bir işe yaramayan özelleştirmelerin sonunda mağdur edilen kesimlerin yarın başka türlü sosyal problemlerin sebebi olacakları kesindir.Ne ürettiklerine değil,eylem yapanların ne olduklarına bakalım ve onlar insandır.Devlet sorun çözerken insanını mahkum ve mağdur etmemelidir.Adaleti,hakkı hukuku gözetmelidir..
kenan
10 Şubat 2010 Çarşamba 00:00
ortak akıl ve vicdan
1-Tekel işçilerinin eylemi hak arama mücadelesi olmaktan çıkmış, Ergenekon duvarını yıkmaya çalışan AKP iktidarını sarsmak için manipüle ediliyor durumdadır.
2-4/C yasası için istenilen zemin oluşturulmazsa gelecek özelleştirmeler açısından sıkıntı doğuracaktır.
3-Binlerce işsiz iş beklerken onlar bir hayli zamandır emek sarf etmeden maaş alıyorlar ve zaten gerçekte insanlık adına değer atfeden bir üretim merkezinde de çalışıyor değiller..
4-Böyle olduğu halde tazminatları ödenmiş, çalışma süreleri uzatılmış, maaşlarında da iyileştirme yapılmıştır. Bundan fazlası yetim hakkıdır ve Devlet bütçesini sarsmaktadır.
5-Öte yandan A.Bulaç; AKP iktidarına çoktandır mesafeli ve önyargılarıyla muhalefet ediyor, dolayısıyla tespit ve önerilerinde objektif değildir.
Tartışmalarda olumsuz anlamda ortaya çıkan tablo özet olarak bu.
Bakış açısı diye bir film izlemiştim, tavsiye ederim.Olayları hangi açıdan değerlendirdiğimiz önemli de o yüzden.Hiçbir şey göründüğü gibi değildir sonuçta. Hakkını teslim edelim A.Bulaç olması gerekeni özetlemiş. Kabahatli işçi kesimi değildir. Belli güvencelerle bir yaşam standardı oluşturmuş insanların yarına endişeli bakmasına sebep olacak bir sürece imza atmalarının başka sıkıntılara neden olacağı düşünülmelidir. İnsana asli değerini veren bir hukukun oluşturulmadığı bir vasatta gerçekleştirilen özelleştirmelerde seçkin bir sınıf daha da zengin olurken, onbinlerce işçi insan avına çıkmış aç kurtların yani patronların ellerine teslim edilerek yoksulluk çukuruna iteklenmektedir. Bunu söylemek devletçi bir ekonomiyi önceliyor olmak değildir. Devlet adalet olması için, sosyal, siyasal ve ekonomik hukukun her vatandaşına eşit olarak uygulanmasını sağlamak için vardır, hakem pozisyonundadır. Kur’an hiyerarşinin üst basamağında olanlara bunları tavsiye etmektedir..
sami
09 Şubat 2010 Salı 21:59
islam ve komunizm
ben bu konuya diğer sayfadan yorumlar yapıyordum.burdan devam edeceğim.diğer sayfada da yazdıgım gibi iş akdinin sona erdirilmesi şartlarına uyuldugu vakit herkes herkesi işten çıkarabilir.yatsan da çok çalışsan da aynı maaşı alıp ömür boyu iş garantisi almak İslamın neresinde var çok merak ediyorum.tekel işçileri Doçentlerin aldığı maaşa yakın hatta kimisi daha fazla alıyor.bu kaynaklar kimin cebinden çıkıyor hepimizin.bunun neresi hak hukuk adalet?gelelim üzerinde çok tartışılan komunizm meselesine.yapılan yorumlarda maalesef komunizmin İslama eklemlenmeye çalışıldığına şahit oluyoruz.arkadaşlar yüce dinimiz islamın komunizmle alakası yoktur kapitalizmle olmadığı gibi.komunizmle alakası olmadığını şu ayet apaçık ortaya koymaktadır:" Ey Muhammed! Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik. Birbirlerine işlerini gördürsünler diye biz onların bir kısmını diğerlerinden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır." (Zuhruf 32) bu ayet açık bir şekilde komunizmin şiddetle reddettiği iktisadi sınıflardan bahsetmektedir.umarım komunizmi islama eklemlendirmeye çalışan arkadaşlarımız bu ayeti bol bol okurlar..
çawşin
09 Şubat 2010 Salı 17:05
üretim ilişkileri ve islam başlıklı forumlar
mehmet can bey,

açılmasını istediğin forumlar

değerli murat aydoğdu ve bülent şahin erdeğer'in şu anki çalışmalarında mevcuttur.çalışmaları oldukça kapsamlı ve bilgilendirici.

sevgili can 'liberal' ekonomi söylem ve tezini orada sunabilirsin.
daha fazla sömürüye ışık tutabilme adına sunacağın önerilerini bekliyor olacağım..
Mehmet Can
09 Şubat 2010 Salı 12:06
Tevhid - Tağut
Derseniz ki; sistem emek-sermaye çelişkisi üzerine kurulmuş, kapitalizmin ağır baskısı altında işlemektedir. Bu sistemi parçalamak için emekçi her zaman haklıdır. Buyrun kavgaya!

Ben islamî çerçevede, "adalet-zulüm", "tevhid-tağut" eksenli bir çatışma olduğunu değerlendiriyor, buna inanıyorum.

Haksöz yöneticilerine, bunun değerlendirmesini yapabilmek için "'İslam Ekonomisi' ya da 'Üretim ilişkileri ve İslam'" başlıklı bir forum açmalarını öneriyorum....
Mehmet Can
09 Şubat 2010 Salı 11:49
muhalif müslümanların komünistleşmesi
Çawşin Bey,

Müslümanlar özlerine dönüyorlar demeden hemen önce, "şu zamana kadar proleterya diktatörlüğünde yaşamayı tercih ederim" gibi bir cümle kurmanız, öze dönüşü nasıl algıladığınızı göstermesi açısından çarpıcı bir örnek... Lütfen siz de kızmayın, bu öze dönüş falan değil.

Hamza Türkmen'in 1991 yılı sonunda kaleme aldığı bu yazıyı o zaman da okumuştum, bu hafta içerisinde haksöz'ün altını üstüne getirirken bir kez daha okudum. "Bu yazının okunması ile bu tartışmalar bitecek" algısı da hatalıdır. "Müslümanlar mustazaflardan yana olacaklardır." cümlesi her ne kadar tarihsel gerçekliğe de sahip bir kaide olsa da, bugünkü sorun için "tekel işçilerinin sorunlarını militanca sahiplenin" gibi bir sonuca ulaştırmaz. Bizde "mustazaf = işçi demek değildir". Bu algının oluşmaması gerekir. Evet kabul etmesi benim için de zor olan öneri, hayat gerçekliğinin tam da ortasından alınmış bir öneridir.

Tekel işçilerinin bu kavgasında(!) emek cephesinde yer almamamın yegane sebebi, tekel işçilerinin "ezilen-mustazaf" konumda kabul etmememdir. Bunun için "nesnel-islamî" bir kriter, bildiğim kadarıyla mevcut değil.

Bu sebeple iş akdini, insanî yaşam koşulları(açlık sınırı ve benzer işçilerin yaşam standartları), tazminatı, vb. göz önüne alarak bu kararı kendimiz vereceğiz.

(Ahmet Özcan'ın işçi sınıfının ezilmişliğine sahip çıkmak ve İslami mücadeleye kanalize edilmesini sağlamak için, işçi sınıfı yanında saf tutmanın "İslami tahlilinin yapılması gereğine" dikkat çekmesi ise, İslami hareketin yeniliğine, eksikliklerine ve sorumluluk alanlarına dikkatleri yönlendiren önemli bir vurgudur.) "Bu şimdiye kadar gelişen islamî hareket için zorlama bir yorum olacaktır!"

Yani burada amaç "İslam ne diyor?" değil, "İşçi sınıfının kavgasına İslam'ı nasıl eklemlendiririm?" dir..
Muart AYDOĞDU
09 Şubat 2010 Salı 11:12
Bahaneler ve talepler
1- Tekel’in, çoğunlukla alkol ve tütün imalatı gibi toplumu ifsad eden üretimi yapması ve bunu vatandaşın vergisi ile yürütülmesi rahatsız edici. Buna karşılık özelleştirme bu sorunu öteleyecek ve daha da kontrol dışına çıkartacaktır. Ama bu mesele, Tekel çalışanlarının haklarından ayrı değerlendirilmelidir.
2- Birçok resmi kurumda olduğu gibi, istihdam edilenlerin verimli çalıştırılamadıkları (yan gelip yattıkları hususunda) haberler geliyor. Bu da işçilerin kapıya konulması için bahane değildir. Bu işçileri çalışılacak birimlerde istihdam etmek devletin görevidir. Aynı şekilde dışarıda bir sürü işsiz var, bahanesi de yeterli değil, yine devletin sosyal görevlerinden birisi dışarıdaki işsizleri istihdam etmek, bunu yaparken mevcut çalışanları mağdur etmemektir
3- Türk İş başta bazı sendikaların, Ergenekonvari ilişkilerinden söz ediliyor. Hükümet bu ilişkiler üzerinden sendikaları yola getirmek istiyorsa, bunu işçilerin geçimlikleri üzerinden yapması ahlaki bir davranış değildir. Birtakım kişilerin eski yönetimlerce partizanca ve kadrolaşmalarla istihdam edildiğinden söz ediliyor. Bu devri sabık uygulaması ve çalışanları ayrıma tabi tutmaktır ve bahane olmamalıdır.

Her üç durumda geçimliğini/ nafakasını çalışarak kazanmak isteyen Tekel işçilerinin haklarını değiştirmez. İşçilerin görünen talepleri çalışma haklarının devamı yönündedir.
Devlet en geniş ağa sahip kurumdur. Her sene yani kadrolu ve sözleşmeli eleman alımı yapmaktadır. Bu istihdam için ayrılan kontenjanlar mağdur edilen Tekel işçilerinin kat kat üstündedir. Hükümet tazminatlı ya da herhangi bir sebeple tekel işçilerini boşa çıkarmak yerine bu alanlarda istihdam etmelidir. Bu bir çeşit özlük hakkı veya kazanılmış haktır. Bu istihdam esnasında asgari ücret gibi bir ödeme ile ani gelir düşümü adil değildir. Bazı tekel işçileri gerçekten çok yüksek gelire sahip olabilir, en azından sendikalarla ve resmi kurumlarla oluşturulacak geçim standardına uygun ücretlendirme yapılabilir..
çetin yıldırım
09 Şubat 2010 Salı 00:05
....
Tüm yorumcu arkadaşlar özellikle aşağıda linkini vereceğim yazıyı okumaları gerektiğini düşünmekteyim..

http://www.haksozhaber.net/okul_v2/article_detail.php?id=4007

Hamza TÜRKMEN in 1991 yılının sonunda kaleme aldığı düşünceler o dönemde yapılan tesbitler zamanında değerlendirilerek pratikler sergilense idi bu tartışmaya gerek kalmazdı.Kanımca..
AmaTT
08 Şubat 2010 Pazartesi 20:16
C şıkkı
öyle bir durumda c şıkkını seçerdim hani hep vardır "hiçbiri". öncekinde dediğim gibi yaşadığım düzende "hakkı, adaleti ve merhameti" tesis etmeye gayret ederdim. Zaten bana göre "islam" bundan başka bir şey değil....
çawşin
08 Şubat 2010 Pazartesi 19:41
Allah tekel işçisini neden zengin etmez ?
sakın sinirlenmeyin. bunu ben söylemiyorum.
MÜSİAD başkanı Erol Yarar'ın, İhsan Eliaçık'la katıldığı TV proğramında söylediği
''beni Allah zengin etti' söylemini tersten çevirip sordum yalnızca.

Eliaçık-Yarar tartışmasından sonra ''İktidardaki müslümanların kapitalistleşmesini
sorun olarak gören muhalif müslümanlar komünistleşiyor'' safsatası ağızlarda
sakız gibi çiğnenmeye başlandı.
bu forumda da bazı arkadaşlar dillendiriyor şimdi bu söylemi.

muhalif müslümanlar koministleşmiyor,
müslümanlar 'özlerine dönüyorlar'.....
Ömer E.
08 Şubat 2010 Pazartesi 19:04
Zor...
TEKEL'ciler ne istiyor,M. Altan'ın tabiriyle"güvence"Yani "üzerimdeki devlet şemsiyesi,himayesi kalkmasın"(hakikaten,aslında rısk riskte değilmiydi?)demekteler.Meslek edinme yaşını çoktan devirmiş olan mezkur zümrenin bir anda üzerindeki şemsiyenin kalması hüzün verici.Ama bunun izale edilmesi için illada "hazineden geçinmeye devam,arkanızdayız"tavrına lüzum yok.İmkan ehli kimseler bir fon oluşturur,ya da yanında iş verir vs.Devlet odaklı(bu noktada) formüller aramanın bizi götüreceği bir yer olmadığı aşikar.Birde keşke TEKEL'ci dostlar ve onun gibileri"ben nerede duruyorum,kazancım,edinimimim meşruiyeti nedir?"diye onlarda kendileri bir muhasebeye tabi tutsalardı....
çawşin
08 Şubat 2010 Pazartesi 18:27
amaTT 'tercih yapılacaksa'
''Sosyalizm yalansa, İslâm da hakikat değildir'' Aliya İzzetbegoviç'in söyleminden baktım.
Mekke zülmünden Hz.peygamber tarafından Habeş Kralı Necaşi'nin yanına gönderilen müslümanları gördüm.
Necaşi'nin dediği gibi
'aramızdaki fark' yere çizdiği çizgiyi göstererek 'işte bu kadar' dediğini hatırladım.
tercihe zorlanırsan TT sen ne yapardın?.
Mehmet Can
08 Şubat 2010 Pazartesi 17:37
Çawşin Bey'e
Cawşin Bey,

Altta kalanın canının çıktığı kapitalist düzende yaşamaktansa, "kendi inanç felsefenimizi yerleştirene dek" proleterya diktatörlüğünde yaşamayı tercih etmek, tevhidî yöneliş falan değil... bakın Ali Bulaç'ın zaman gazetesinde yazdığı gibi, "devlet o işçiler emekli olana kadar iş akdine sadık kalmak zorunda" temalı yazısı, tekel eylemliğini meşrulaştırma adına dayanak noktası olarak görülebilir. Ancak Ali Bulaç'ın da gözden kaçırdığı "iş akdine uyulması" ve ödenen tazminatlarla birlikte bu işin insanî bir standartta olduğudur.

Devletin iş akdinde, ölünceye kadar devletin sırtından geçinecek gibi bir mantık nerede var?

"sevgili mehmet can. birazda bir türlü denetlenmeyen askeriyenin tüm harcamalarının sayıştay tarafından incelenmesi gerektiğini yazı versen
adaletten yana olabileceğine inanacağım."
demişsiniz sayın Çawşin. %100 katılıyorum. Silahlı kuvvetlerin yaptığı harcamaların da, sivil otoriteler tarafından denetlenebilmesinin önü kesinlikle açılmalıdır.

Askeriyedeki verimlilik de artırılmalıdır. Cuntacı-Kemalist-Jakoben zihniyetin temizlenmesi yolunda daha çok fırın ekmek yenmelidir... Bunları inşaallah ilgili forumlarda tartışırız.

İktidardaki müslümanların kapitalistleşmesini sorun olarak görüyorsak -ki müsiad başkanının açıklamalarından açık biçimde görebiliyoruz-, muhalif müslümanların komünistleşmesini de aynı çerçevede değerlendirebiliriz.

Müslümanlar, müslümanın sermaye üzerindeki hakkı olan zekatın, gayrimüslümden talep edilebilmesi için onlara özel vergilendirmeye gidebilirler. Bu uygulamaların daha geniş boyutlarıyla ve islamî temelleriyle birlikte tartışılması gerekir..
AmaTT
08 Şubat 2010 Pazartesi 17:06
Olacak olacak
Çok güzel bir habere link vermişsin Mehmet Can kardeşim!

Evet hep beraber bu insanları ve daha nicelerinin ekonomik pastadan aldıkları payı arttıracak ve devleti yeni istihdam projeleri üretmeye zorlayacak politikalar üretmeliyiz.

Yoksa nispeten daha iyi durumdakileri de sefalete çekecek politikalara çanak tutmamalıyız.

Çawşin kardeşim onların arasındaki fark tamamen teknik farktır yoksa gerçekte hiç bir farkları yoktur. Ben hiç birini diğerine tercih etmem. Karanlığa küfür edeceğime bir mum yakmaya çalışırım. İslami asla ulaşılmayacak bir ütopya olarak görmem fakat bana bahşedilen hayatı yaşarken karşılaştığım sorunlara Muhammed Mustafa'nın peşi sıra "Hak, adalet ve merhamet" eksenli çözümler bulmaya çalışırım ve islamında bundan başka bir şey olmadığını bilirim..
çawşin
08 Şubat 2010 Pazartesi 16:03
asıl haksızlık
''Kitler, fabrikalar, tarlalar özelleştirilecek. TAMAMI ÖZELLEŞTİRİLECEK! Biz müslümanlara zekatı öğreteceğiz.''

sevgili mehmet can, özelleştirme idaresi başkanı gibi konuşuyorsun.
sevgili can. yukarıdaki mısralar sana ait. merakımı mağzur gör.

Philip Morrisi zekat vermeye nasıl ikna edeceksin. bunu anlat lütfen. hadi diyelim bunlar yahudi yada hırstiyan,yada dinsiz,imansız. peki yerli ortaklarını nasıl zekata razı edeceksin.

sorun tekel işçisi değil. burada asıl tartıştığımız tekel işçilerinin şahsında özelleştirme politikaları ve işsizliğe,açlığa mahkum edilen insanlar.

global krizden sonra dünyadaki manzaraya şöyle bir bakıver sevgili can.
çoğu ülke özelleştirilip özel sektöre devrettiği kurumları şimdi bir bir millileştirmeye başladı.

sevgili mehmet can. birazda bir türlü denetlenmeyen askeriyenin tüm harcamalarının sayıştay tarafından incelenmesi gerektiğini yazı versen
adaletten yana olabileceğine inanacağım.

altta kalanın canı çıktığı kapitalist düzende yaşamaktansa, kendi inanç felsefemi yerleştirinceye dek,
proleterya diktatörlüğünde yaşamayı tercih ederim..
önder
08 Şubat 2010 Pazartesi 15:36
peki ya çözüm nedir ?
"siz bana 2 sene boyunca bir iş yapmadan 1.5-2.2 bandında net maaş + prim almanın hangi dine uyduğunu söyleyin, tartışmamızı derinleştirelim...." diyen Mehmet Can'ın bakış açısı bana daha doğru gelse de ortada devlet olmanın gücüyle feshedilmiş bir akid var , bir de AKP'nin ekonomik ve sosyal politikalarındaki ve hakedenlere (!) fırsatlar oluşturması noktasındaki yüksek (!)adalet performansı ....
Arkadaşların konuya katkı sağlamak adına yazdıklarına teşekkür ederim ama TEKEL işçileri konusuna net , somut , pratik , adil ve "islami" bir çözüm önerisinde bulunacak arkadaşa daha çok teşekkür edeceğim..
Mehmet Can
08 Şubat 2010 Pazartesi 13:53
işte haksızlık budur!
http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=12648

Buradaki duruma tepki gösterebiliriz, Tekel'deki gibi tartışmalı bir durum yok burada...

Biz, proleterya diktatörlüğünden değil, adaletten yanayız!.
AmaTT
08 Şubat 2010 Pazartesi 12:39
sefalette eşitlenmek
Mehmet Can kardeşim,

Ben TEKEL meselesine kamu veya özel sektör kavgaları dışında. Devletin vatandaşına karşı sorumlulukları açısından bakıyorum.

Bu ülkede milli gelirin sürekli olarak arttığının söylenmesine rağmen ne hikmetse bu artışın asgari ücrete hiç de hakkaniyetli bir şekilde yansımadığı görülmektedir.

Ben bundan milletin ortak bütçesinden gelen paraların milletin "çok eşit" bazı kesimlerine orantısız olarak aktığı kanaatine varmaktayım.

Bu adaletsizlik bana göre "zül" dür. Ve bu benim açımdan kabul edilemez bir durumdur.

Bana göre Tayyip Erdoğan başbakanlığındaki hükümet TEKEL işçilerine karşı gösterdiği tavırla bize "sefalette eşitlenin" ve bizim seçtiklerimiz dışında kimse bunun dışına çıkmasın demek istemiştir. Ve bu da zuldür. Ve biz müslümanların karşı durması gereken bir yaklaşımdır. Ve açıktan bu şekilde yapılması aslında AKP için kendi ayağına sıkmak demektir.

Eğer vatandaşınıza istihdam imkanları açacak projeler geliştirmeyecekseniz ve bunu uygun araçlarla uygulamaya koymayacaksanız. Buna karşı milletin ortak sermayesini sadece bir kesime arpalık yapacaksanız bence iktidar olmamanız olmanızdan daha hayırlıdır.

Ayrıca dünyanın her yerinde hatırı sayılır sermaye birikimleri Devletlerin açık destekleriyle sağlanmıştır ve sağlanmaktadır. Ve aslında özel sektör diye bir şey yoktur sadece yöneticileri girişimcilikleri, seçkinlikleri sebebiyle seçilmiş devlet memuru olmayan kimseler olan kurumlar vardır. Bu zatların kişisel servetleri de yaptıkları kamu hizmeti karşılığında aldıkları ücrettir.

Devleti yönetme iddiasında olanlar hele ki bunu islami kimlikleriyle yapanlar toplumda "HAKKIN, ADALETİN ve MERHAMETİN" tesis edilmesine azami özen göstermelidir.

Haliyle söylediklerim Muhammedin pratiğini önemsemedikleri halde islamı yönetim kademesine tırmanmak kullananlar için geçerli değildir. Onlar bildikleri gibi davranabilirler..
Bahadır Kurbanoğlu
08 Şubat 2010 Pazartesi 12:04
devamı -2-
Gazze konusundaki duyarlılıklar zinciri 1 ay gibi kısa bir zamanda müslümanlara çok şey öğretti, hem düşünsel hem oratik manada, demek ki pratik öğretiyormuş. Hem öğretiyor hem bilinçlendiriyormuş. Bu konularda yüzlerce ayeti barındıran Kur'an'ı mübinle yoğrularak bu pratik zeminleri zorlamak gerekiyor.
Her yerde olabilir miyiz? Olamayız, olamıyoruz da. Ama sesimizin hiç çıkmaması, sözümüzün hiç duyulmaması da garip değil mi bu internet çağında, belki bu sorgulanabilir. O halde herkes bu süreçten payına düşen dersi çıkartmalı.

a) Mağdurun kimliğine bakılmaz.
b) Hak haktır. Anlaşma maddelerini imzalayanlar sendikalar; onların da varlık sebepleri malum. O halde o anlaşma maddelerine bakıp da işçileri haksız çıkarmaya, ne yapalım anlaşma yaptınız razı olmak durumundasınız demek zul addedilmelidir. Devlet, gücü sayesinde anlaşmayı tek taraflı bozduğunda, elinde kendisini haklı çıkaran maddeler de var ise, konu kapanmış mıdır? Asla!

c) Niye hiç devlete çağrımız, önerimiz yok? Yorumlarda dikkat çeken bir husus da devlete yönelik hiçbir önerinin olmaması. Devletin aklı zaten herşeyi öngörmüş, ayarlamıştır mantığı hakim. Acaba öyle mi? Yoksa başka hesaplar da olamaz mı işin içinde? Bundan sonraki eylemliliklerin önünü almak gibi.

d) Velev ki devlet tamamen haklı olsun. Bu insanlara size önerilen hususlara razı olun, bakın bu ülkede bu kadar işsiz var demek, haklı gibi görünen bir tespitin ardına yaslanarak, devletin elinde zaten varolan demir yumruğu legalleştirmek anlamına gelir.
Aynı mantık, başörtülüler için de, Kürtler için de, başka mağdur kesimler için de işler. Ve bu mantık bizi adil çözümler üretmekten alıkor. O halde her hakkı gaspedilene, daha kötü durumdakiler örnek verilerek "susun daha ne istiyorsunuz?" denmiş olur.
e) Bu arada elbette halka da sözümüz olmalı. Ama sözümüz bürokratların sözlerini papağan gibi tekrarlamak olmamalı. Sözümüzü acılarıyla ilgilenmeden dikkate almayacağı da unutulmamalı!.
Bahadır Kurbanoğlu
08 Şubat 2010 Pazartesi 11:39
devamı...
2b) Bu meyanda Tevhidi müslümanlar nerede? diye soran kardeşlerimiz, bu soruyu aynı zamanda kendilerine de yöneltmeliler. Sadece bu konularda değil, çok daha basit hususlarda bile nerede olduklarını kendilerine sormalılar.

2c) Sorun sadece ekmek meselesi değil, bu kitlelerin Allah'ın dinine çağırılması meselesi. Ekmeğine el atılmışken, bunu konu etmeden bu mümkün mü? değil tabii. Vakıamıza uygun değil. Ama olmazsa olmaz.

2d) Solun varoluş sebebi bu konu. Konuyu mitleştiriyor. Kemalizm, AKP, Kapitalizm, sosyalizm kavramları içiçe ama derdin merkezinde hayallerinin gerçekleşmesi var. Eski günleri Ergenekoncuların ekmeğine yağ sürerek yeşerteceklerini zannediyorlar. "Dağdan inen PKK'lıya bize yapılan yapılmadı!" diyenleri süreç içerisinde bilinçlendireceklerini düşünenler de var.

2e) Özelleştirmelerin tabu olduğunu düşünen muhafazakarlar ise ayrı telden çalıyor. AKP haklı, işçiler yan gelip yatıyor, paraları cebimizden çıkıyor, üstelik bunlara solcular vaziyet ediyor. Bu da ekonomik olmaktan ziyade kendisini Kemalizmin sağ versiyonundan kurtaramayan bir perspektif.

2f) Tevhidi müslümanlar yetersizliklerle malul, güçleri sınırlı, ortak bir perspektif yok. Etkilenmeler var. Kimliksel bakış açısı onları da etkiliyor. Solun ve muhafazakarların içine düştükleri yanlışların benzeri onlarda da var. Kimlik siyaseti. İçinde yer almadıkları bir konuda insan uzak kaldığında hangi hatalara düşülüyorsa o hatalara da ister istemez düşüyor tevhidi kesimler.

Sonuç: Demek ki, bu konularla ilgi alanımızı güçlendirmemiz gerekiyor. Adaletli olma çabası sosyalleşmekten geçiyor. Vakıanın içinde olmadan ne sağlıklı düşünce ne de pratikler gelişmiyor. Sadece iktidarın ya da işçilerin çelişki ve tutarsızlıklarını sıralamakla mesele hallolmuyor. Daha geniş bir çerçeve geliştirmek aciliyeti var. Bu ise yine pratiğin içinde gelişir. k.
Bahadır Kurbanoğlu
08 Şubat 2010 Pazartesi 11:07
Bakış Açısı ve Sorumluluklarımız
Bu tip konularla müslümanların ilgisi yeni. Müslümanlar deyince de geniş bir kesimden bahsetmiş oluyoruz. Oysa liberal uygulamalara sıcak bakan, işçilerin sorunlarını sağcı refleksler ve yanlış sistem tahlillerinden ötürü egemen paradigmaya yakın değerlendiren muhafazakar yaklaşımlarla, tevhidi çevrelerin yaklaşımlarını ayırd etmek gerekir.

Muhafazakar yaklaşım malum. Eğer küresel döngüler devletçilik üzere hareket ediyorsa devletçi, yok -Özal'dan bu yana- neoliberalist kabullerde seyrediyorsa liberalizmle uyumlu bir seyir izliyor. Güçlü olmanın, hayattan kopmamanın yolunun buradan geçtiğine inanılıyor. Güç ilişkilerinde ayaklarını sağlam basmanın kimliği de güçlü kılacağı zannediliyor. Oysa nasıl bir kimliği sahipleneceğiz sorusu cevaplanmadan verili kültürel unsurlar din adına sahiplenilerek cenin halindeki bir kimliğin boğulageldiği görülmüyor.

Tevhidi çevreler ise kendi sorunlarına ilişkin rüştlerini ispatlamakta zorlanırken, bu türden örgütlülük ve bilinç gerektiren konulardan haydi haydi uzaklar.

Konuyu Keynesçilik (sosyal devlet) liberalizm ikileminde tartışan islami çevrelerin ise kolaycılığa kaçtıklarını görmek gerekiyor.
Bir defa bu tip konuların 2 boyutu olduğunu düşünmekteyim

1) Teorik
2) Pratik

1a) Madem ki konuyu teorik boyutta tartışacağız, Batılı paradigmalardan önce İslam tecrübesini öncelemek gerekir. (Pratikte bir İslam toplumu olmasa ve tartışmaların pratik karşılıkları tam olarak bulunmasa bile, öze ilişkin sahih bir perspektif buradan elde edilir)

1b) Diğer türlü "arpalık" ve "görünmez el" tartışmalarından kurtulamaz ve adaleti yakalamakta zorlanırız.

1c) Aynı zamanda günümüze ilişkin sahih sistem tahlili ve vahiy merkezli bir değerlendirme çabası gerekmekte.

2) Pratikte ise, sorunların arka planını ve bugüne ilişkin vechelerini bilmek önemli. Bu da yeterli gelmemekte, pratikte sorunun bir ucunda yer almak gerekir. Bu ise yeterlilikle alakalı bir konu..
YAKUP YUSUF
08 Şubat 2010 Pazartesi 10:58
hala öylayse...
Yıl 1985 Cevizli/Kartal'da ikamet ediyorum.Cevizli bölgesinde tekelin bir çalışma alanı olduğundan az çok tekelde çalışan işçilerle tanışıklığım var.Onların ifadeleriyle akşama kadar boş geziyorlar öğlen yemek yiyorlar öğleden sonra da tütün balyalarının üzerinde uyuyorlar ve çok güzel de maaş ve ikramiyeler alıyorlar.Yani kısaca arpalık mı arpalık.Sayın Ali Bulaç Zaman'da hakkaniyetli bir yazı yazdı.Ama atladığı yada bilmediği bir fotoğraf var ki o da yukarıda zikrettiğim durum.Halen bu durum devam ediyor mu bilmiyorum.Ancak yazılanlara ve basında yayınlananlara bakılırsa iki senedir çalışmadan maaş alıyorlar.Bu hak mıdır.Vakıaya vakıf olmadan her işçi eylemini savunmak ne kadar doğrudur?Sayın tekel işçileri aldıkları maaşları ve ikramiyeleri "helal kazanç" olarak görüyorlar mı?(Gerçekten çalışan ve bu maaşı alan işçileri kast etmiyorum.Elbette Tekelde de böylesi çalışan işçi vardır.).
Mehmet Can
08 Şubat 2010 Pazartesi 10:47
genel...
"KâR etmek için her yol mubahtır.SiZE SORUYORUM 2000 kişinin çalıştığı ve ülkeye kdv girdisi sağlayan bir işletme mevcud.Ama bu işletmede çalıştığı sürece yakın çevresinde 20 yıl içinde oluşacak bir ekolojik afetinde hazırlayıcısı oluyorsa işletmenin kapatılması gerekir mi?Sizin anlayışınıza gör işletme kapatılmamalı yada önlem alınmalı.Fabrikanın çevreyi kirletmemesi için yapılacak teknolojik yatırım ciddi malıyet getireceğinden buna hiç bir patron razı olmaz. Ama devlet bunu yapar sayın Mehmet Can."

Devlet bunu kontrol de edebilir sayın Hasan Nail... Bizim adımıza konuşmayı bırakıp kendi düşüncelerinizi söylerseniz memnun oluruz. Yoksa komünistlerin "adalet" mefhumunu sahiplenip bununla hüküm vermeye kalkarsanız, kabuk-öz ilişkisini günde 5 vakit hatırlamanızı önereceğim...

AKP'ye yalakalık olarak bakıyorsanız, zaten baştan kaybettiniz efendim. Materyalizmin vahşi politikalarına dur diyebilmek için, "komünist"leşmek, bu çevreler için bir tehlikedir.

"peki bu zekat verme işini kiminle öğreteceksiniz.
islamın yalnızca 5 vakit namaz,oruç ve hac'tan ibaret olduğunu
söyleyip dini cami ve evlere hapseden diyanet işleri başkanlığıyla mı. "

Hayır Çawşin Bey. işte bunu öğretmek için dinamik müslüman kadrolara ihtiyacımız var...

AmaTT bey'in tespitleri geçerli ve gerçekçi tespitlerdir.

"Dolayısıyla özelleştirmeler hiçte gereksiz şeyler değildir. Buna karşın devlet aynı zamanda halkına iş imkanı açmak ve onları isdihdam edecek projeler geliştirmek de zorundadır. Bu projelerin kamu eliyle mi yoksa girişimciler eliyle mi yapacağı tamamen teknik bir meseledir."

Sorun istihdam sorunu olarak ele alınabilir, bu da başta dediğim gibi tekel işçilerinin özel sorunu değil, ümmetin genel sorunudur.

siz bana 2 sene boyunca bir iş yapmadan 1.5-2.2 bandında net maaş + prim almanın hangi dine uyduğunu söyleyin, tartışmamızı derinleştirelim....
Mehmet Can
08 Şubat 2010 Pazartesi 10:36
ne münasebet!
demişsiniz ki: " Bu gerekçeler külliyen uydurmadır ve hiçbir kıymet-i harbiyesi de yoktur."

sizin tasarrufunuzdur. bu konudaki temel ayrım "üretim araçlarının mülkiyeti" sorununa bakış açısından kaynaklanmalıdır. Üretim araçları "kamu malıdır" derseniz bunun islamî temellerini göstermek zorundasınız. Böyle bir uygulama ne asr-ı saadette, ne de şimdiye kadar islam-ekonomi kitaplarına girmemiştir. Bizde "Mülk Allah'ındır", "Allah bunun tasarrufunu insana vermiştir", "ve günü geldiğinde bu tasarrufun hesabını soracaktır!".

"İslamcı" kelimesini kullanmanız ilginç olmuş hasan bey, "islamcı"lar adına konuşabilirsiniz belki, ben "müslüman" kullanmayı tercih ediyorum...

Tekel "direnişi(!)"ndeki kardeşlerimizin uyarılması, desteklenmesi ve ikâz edilmesi gerekiyor.

Hak ve adalet çizgisi, sizin de bildiğiniz gibi, Allah'ın kanunlarına aykırı olmamak kaydı ile işveren ve işçi arasıdaki "iş akdi" ile çizilir sayın Hasan Nail.

"Günah çıkarır gibi hemde.Yazınızın sonunda sizde güneh çıkarırcasına 'herşeye evet mi diyeceğiz derken' Hayır diyorsunuz.Sizin liberal anlayışınızda HAYIRLAR sadece Kâr etmeye endekslidir..."

sizi "Günah çıkarırcasına" kelimelerini kullanmaktan men ediyorum. Seneler önce "eline silah alıp şiddet uygulamayan herkes görüşlerini mecliste dahi rahatça ifade edebilmeliler. silah alana ise tahammül gösterilmemeli. ilk koşul olmaz ise silah almak meşru olabilir." demem üzerine, bir kemalistin -vatan hainliğini gizlemek için "silah alana ise tahammül gösterilmemeli" cümlesini kullanıyorsun- diyerek saldırıya geçmesi geldi gözlerimin önüne... Bu devran da geçecek hiç merak etmeyin....
Bahadır Kurbanoğlu
08 Şubat 2010 Pazartesi 10:35
İsmail kardeş'e devamı
Bu arada bahsettiğiniz yazının ana konusu olan ve bence bu noktada önemli tespitleri içeren Aydınlanmacı sol eleştirisini, aynı Kürt yurtseverleri için de yapmak gerekmez mi? Mesela Kemalizme olan yatkınlıkları, laiklik konusundaki TSK’yla işbirliği arzuları, aynı aydınlanmacı saiklerle sahip oldukları başörtüsü alerjisi vs. ellerinde silah tutmalarından ötürü kendilerine ayrıcalık tanınmasını sağlıyor mu? Onların da oturup bu konuyu iyi bir düşünmeleri gerekiyor. Madem ki aydınlanmacı görüşler eleştiriliyor, bunu her kesime uygulamak gerekir!
Arkalarından yazmış olmayalım, bu konuyu kendileriyle yüzyüze de görüşmek niyetindeyim….
Bahadır Kurbanoğlu
08 Şubat 2010 Pazartesi 10:34
İsmail Kardeş'in Notu Üzerine...
İsmail kardeş, bahsettiğin yazı Teori Politika dergisinin 51. sayısında yayınlanacak olan bir yazı. Onların Aydınlanmacı sol’a karşı önemli tespitleri var. Bu yazı da onları eleştiriyor. “İşçicilik” yapmaları ve işçi sınıfı üzerinden aslında kendi özlemlerini dillendirmeleri. Ama aynı yazıda TEKEL eylemlerindeki Kürt İşçilerinin direnişin ve geleceğe dair umutların yegane yeşerticileri olarak belirtiliyor. Dolayısıyla sisteme karşı mücadelede Kürt Ulusal hareketi merkezde görülüyor.
İslamcılarla ilgili senin alıntı yaptığın bölüm zaten İslamcılığa ilişkin karalanmış 2 satırdan ibaret. Ve tespitler de doğru değil. Keşke bahsettikleri hususta layıkıyla mücadele verilse ki bu da ayrı bir konu.
“İslamcılığının hatırı sayılır mevcudunun ezenler arası mücadele hattında politika yapmaya öncelik verdiği görülecektir. Bu tutum, bu hareketin devletlü karakteriyle-bir nebze- açıklanabilir”
Birincisi TSK’nın bu süreçte başına gelenleri ezenler arası mücadelenin basit bir unsuru olarak görmek, sistem tahlillerinde sorun olarak karşımızda duruyor. Üstelik bu konularda kendileri gibi düşünen Müslümanlar da var. Halkın büyük bölümünün kendisini Müslüman olarak tanımladığı bu ülkede, ülke insanının başına örülecek çorapların deşifresi sürecini tahfif etmek doğru değil.
İkinci ve daha önemli bir husus da şu. Ortada onların zihinlerinde yaşatageldikleri işçi hareketi falan yok. İnsanların somut sorunları var. Hakları gaspediliyor, ekmeklerine el konuyor. Eğer AKP özlük haklarına dokunmasaydı ve daha makul maddelerle gelseydi belki de bütün bu süreç yaşanmayacaktı. Ne Aydınlanmacı solun zannettiği gibi buradan işçi kitlesini bilinçlendirecek ve Kemalist -ve ateistik- reflekslerle AKP karşıtlığına oturtarak zihinlerindeki Kemalist-devrim sürecini gerçekleştirebilecekleri bir sonuç çıkar, ne de Teori Politikacı arkadaşlarımızın Kürt işçilerine yükledikleri misyon gerçekleşir..
Mehmet Can
08 Şubat 2010 Pazartesi 10:27
kabuğu müslüman olmak, islam ve kapitalizm.
Öncelikle ismini doğru koyalım. Elhamdülillah müslümanız. Bunu ön koşul olarak burada yazmamız, sizin ayıbınız.

"kahrolsun kapitalizm" sloganı müslümanlar tarafından "islamî değil" amma "ekonomik gerekçelerle" atılıyorsa bu cehalettir efendim. "artı değer" varsa kapitalizm vardır. Komünizm ve kapitalizmin dışında, bir üçüncü yol, ekonomik tanımı gereği yoktur. "Batının kafir-materyalist ya da hristiyan-yahudi sistemlerinin ekonomik tasniflerini reddediyoruz" demek de bir tercihtir ancak bu sizin yine de onlar tarafından sınıflandırılmanızı engelleyemez!

sizin gibi kabuğu da özü de müslüman olma iddiasında olan bir insan-ı kâmil ile tartışmak, nasibim olduğu için rabbime binlerce kez şükr ederim...

gelelim mevzuya...

Özel sektörde sermaye birikiminin olmadığı, yatırımları özel sektörün yapamadığı "geri kalmış" ülkelerde, devletçilik mantıklı bir tercihtir.

"kars ve akyaka tren hattının zarar etmesi gerekçesi ile kaldırılması", konumuza bir örnek olabilecek bir vakıa değildir. Burada ulaşım hizmeti sunulmaktadır. Buradaki verimlilik, zararın en aza indirilmesi için ekonomik yöntemler, yakıt sarfiyatının azaltılması, vb. noktalarda gündeme gelir.

Tekel ise sizin karşı olduğunuzu iddia ettiğiniz "Kâr" etme amacı ile kurulan bir sanayiidir. Zarar ediyorsa verimliliği artırılacaktır. Sermaye birikiminin olduğu yerlerde, evet doğru duydunuz, özelleştirilecektir.

Tütün-alkol üretiminin nesi hizmettir Allah aşkına? Devlet istihdamı teşvik etmek amacıyla (sizden çalıyorum) "Sanayileşmeyi hızlandırmak, tarımı teşvik etmek, küçük çiftçileri korumak, insanlara ucuz mal ve hizmet sunmak, kârlı olmadığı için özel sermayenin itibar etmediği, kurulmaları uzun zaman ve büyük yatırımlar gerektiren alanlardaki boşluğu doldurmak" gibi etkinlikler yapabilir.

Biz "mustazaflardan" yüz çevirmiyoruz. mustazaflar üzerinden yapılan bir şovenizmi ifşa ediyoruz efendim.
AmaTT
07 Şubat 2010 Pazar 23:34
Facia
Sorunları çözmenin hiç bir zaman bir yolu yoktur ve daima alternatif çözüm yolları mevcuttur.

Kamu sektörü aslen sosyalist devlet anlayışından kaynaklanan ve bir konu üzerinde eğitim alan uzmanların her işi en iyi yapacakları düşüncesinden hareketle pratik bulmuş ama insanların "salla başı al maaşı" mantığı sonucu iflas etmiş bir usuldür.

Kapitalizm bu tür konuların çözümünde uzmanlardan ziyade girişimcilere anahtar rol verir ve onları destekleyerek çözüm üretmeye çalışır. Ve pratik kapitalizmin bu konuda (toplun ihtiyacı olan şeyleri üretmek) diğerinden daha başarılı olduğunu göstermiştir.

Dolayısıyla özelleştirmeler hiçte gereksiz şeyler değildir. Buna karşın devlet aynı zamanda halkına iş imkanı açmak ve onları isdihdam edecek projeler geliştirmek de zorundadır. Bu projelerin kamu eliyle mi yoksa girişimciler eliyle mi yapacağı tamamen teknik bir meseledir.

Ama Tayyip Erdoğanın "bu paraya çalışacak 1.5 milyon adam var" lafı ve bununla ortaya koyduğu "işine gelmiyorsa s.r git" tavır işte bizlerin karşı olması gereken şeydir. Bu pişkin patron tavrını desteklemek "zul" olarak bize yeter.

AKP bu tavrını değiştirmezse takındığı "mazlum" tavrının son bulacağını anlamalı ve ayağını denk almalıdır..
çawşin
07 Şubat 2010 Pazar 14:30
Philip Morris zekat verir mi ?
Philip Morris başta olmak üzere küresel sermayeye ve
yerli işbirlikçi ortaklarına zekat vermeyi öğreteceklerini söylemek
deveyi iğne deliğinde geçirebilme becerisidir.

koç'a, sabancı'ya,aydın doğan'a,şahenklere,ciner grubuna;
ticarette 'ünvanından' çok 'din kimliklerini' ön plana
çıkartarak 'asgari ücretin altında' işçi çalıştırıp
mallarını sattırmaya çalışan 'dinci' bezirgan şirketlere mi
zekat vermeyi öğreteceksiniz.

peki bu zekat verme işini kiminle öğreteceksiniz.
islamın yalnızca 5 vakit namaz,oruç ve hac'tan ibaret olduğunu
söyleyip dini cami ve evlere hapseden diyanet işleri başkanlığıyla mı.

(forum'a katı sağlayan arkadaşların şayet okumamışlarda
Bülent Şahin Erdeğer ve Murat Aydoğdu arkadaşların
makalelerini incelemelerini önereceğim)..
hasan nail...
07 Şubat 2010 Pazar 13:37
doğru görmek gerek...
Uluslar arası güçler Devlet tarafından üretilen hizmet ve mal alım noktalarına hızlı operasyonlar düzenlemiştir.Askeri bir dil kullanmamın nedeni,en az kadar darbeler kadar tehlikeli olan bu oluşumlarIN zihinleri işgal etmektesidir.Mehmet Can bey örneğinde olduğu gibi.Hak VE ADALET ÇİZGİSİNİ KİM ÇİZİYOR Kİ AŞILMIŞ OLSUN SAYIN CAN?
Liberalizm de aslolan arz talep dengesi değil,KâR zarar dengesi esastır.KâR etmek için her yol mubahtır.SiZE SORUYORUM 2000 kişinin çalıştığı ve ülkeye kdv girdisi sağlayan bir işletme mevcud.Ama bu işletmede çalıştığı sürece yakın çevresinde 20 yıl içinde oluşacak bir ekolojik afetinde hazırlayıcısı oluyorsa işletmenin kapatılması gerekir mi?Sizin anlayışınıza gör işletme kapatılmamalı yada önlem alınmalı.Fabrikanın çevreyi kirletmemesi için yapılacak teknolojik yatırım ciddi malıyet getireceğinden buna hiç bir patron razı olmaz.AMA devlet bunu yapar sayın MEHMET CAN...sonra COCACOLA çevreci görünerek yine KÂRlılığını artırmanın hesabını yapar.Günah çıkarır gibi hemde.Yazınızın sonunda sizde güneh çıkarırcasına 'herşeye evet mi diyeceğiz derken' Hayır diyorsunuz.Sizin liberal anlayışınızda HAYIRLAR sadece Kâr etmeye endekslidir...Unutmayın ki ALLAHINDA GÖRÜNMEYEN BİR ELİ VARDIR.Mazlumun ve mağdurun yanında.Piyasa TANRILARINdan güçlü olan RABBİ hesaba katmanızı dilerim.Vahyi persfektifle bakamayan liberal bakış acınızı gözden geçirmenizi bir kardeşiniz olarak tavsiye ederim.Eleştirilerim sert olABİLİR AMA KASTIM HAK YERİNİ BULSUN DİYE...TEKEL İŞÇİLERİNE İSLAMCILARDAN BAŞKA HERKES DESTEK VERDİ SANIRIM.TEKELE DESTEK VEREN YAPILAR MARKSİST OLABİLİR,BUnun ayıbı müslümanlara aittir.SOL fraksiyonlar TEKELin yanında diye AKP ye yalakalık yapmak hiçde adil değil.Emekçi ve yoksul kitlelerin yumruğu hakikaten serttir.O yumruğa müslümanlar irade verebilseler.KEŞKE....
hasan nail
07 Şubat 2010 Pazar 13:12
mehmet can'a cevaben...bize ne oluyora cevap..
Sizin KİT diye küçümsediğiniz.Kuruluşlar ülkenin kalkınmasında zamanında lokomotif etkisi gösteriyordu.Tarıma dayalı sanayi Türkiyede KİT ler tarafından büyüdü.Nüfüsünün yarısı köylerde yaşayan bir ülkede Kitleri kim kuracaktı?soruyorum size...CARGIIL mı gelip fabrika açaçaktı ülkeye.Sizin gibi kabuğu müslüman içi kapitalist bir bakış acısıyla olaylara baktığımızda 'verimlilik'yani 'KÂR'esastır.Oysa devlet kÂr üzerine yatırım yapmaz şöyleki:Devlet çok farklı nedenlerle benzer işletmeler kurabilir. Sanayileşmeyi hızlandırmak, tarımı teşvik etmek, küçük çiftçileri korumak, insanlara ucuz mal ve hizmet sunmak, kârlı olmadığı için özel sermayenin itibar etmediği, kurulmaları uzun zaman ve büyük yatırımlar gerektiren alanlardaki boşluğu doldurmak, bazı sektörleri diğerleri aleyhine teşvik etmek…vb. şimdi binlerce Tütün ve şeker pancarı çifçisini köylerinden şehirlere göçünü engelleyerek orada yaşamalarınımı sağlamak verimliliktir yoksa şehirlerde tüketicilere dönüştürülerek yok edilmelerimidir?İkincisi, verimlilikten ne anlaşılması gerektiğiyle ilgilidir. Kimin için verimli? 1960 dan beri KARS VE AKYAKA tren hattı kaldırıldı.Şimdi kışın en yoğun yaşandığı o bölgede güvenli seyahat etme olasılığı ortadan kalkmıştır.Oluşa bilecek bir can kaybı verimlilikden önemsizdir.Sizin bakış acınızda.Namuslu bir bakış acısıyla bakarsak:özelleştirmeler sonucu işletmelerin verimliliği artacağı için devletin vergi gelirlerinin de artacağı, piyasa ekonomisinin daha etkin işleyeceği, yolsuzlukların ortadan kalkacağı, halkın ekonomiye katılımının artacağı, kaynak israfının önleneceği, vb. ileri sürülüyor. Bu gerekçeler külliyen uydurmadır ve hiçbir kıymet-i harbiyesi de yoktur. Özelleştirmeler sonucunda kalitenin yükseleceği, fiyatların düşeceği, ve bu işten tüketicilerin avantaj sağlayacağı çok sık dile getirilen bir başka gerekçedir. Oysa asıl amaç, kaliteyi yükseltmek, tüketiciyi gözetmek değil kârı artırmaktır.Mehmet CAN bey size ne olur ki'mustazaflardan'yüz çeviriyorsunuz????.
hasan nail
07 Şubat 2010 Pazar 12:43
...
4C uygulaması devletin işçisine uyguladığı 'OHAL'dir.Emekciye uygulanan 'SIKIYÖNETİMDEN'farksızdır.Sıkıyönetim ve OHAL uygulamalarında ki gibi hak talep etmek yasaktır.Dayanışma göstermek yasaktır.Gece sokağa çıkmak nasıl yasaklanıyorsa,sendikalaşmayı da 4C yasaklar.İş akdini fesederken işçisine sormadığı gibi resmi İDEOLOJİYİ uygularken kimseye sormadı.Yıllarca devletin Askeri jopunu yiyen halk,şimdide Liberal tokatını yemek üzeredir.Emekçilere indilmek istenen EKONOMİK bir 'balyoz'dan farksızdır..
mehmet can
07 Şubat 2010 Pazar 09:29
bakınız!
http://www.bugun.com.tr/haber-detay/92046-tekel-iscileri-4-c-ye-geciyor-haberi.aspx

buradaki haberi okuyunuz... kişi başı 40.000 YTL tazminat alıyorlar, işte iş akdi bu. işçi hakkı bu. işi sonlandırma akdine uymayanlar işçiler.

stalinist bir partinin haber portalında gördüm, adam benim gibi düşünen birisini "konuşturmamakla" tehdit ederken, "işçi sınıfının yumruğunu, piyasanın görünmez eli ile kıyaslamayın. sonunuz hezimet olur" diyebiliyor açık açık. piyasanın görünmez eli dediği, benim gibi liberal ekonomik politikaların uygulanması gerektiğini düşünenlere bir mesajdır. bildiğiniz gibi, piyasanın görünmez eli tabiri, liberal ekonomide, ekonomik dengenin arz-talep eğrileri üzerinden kurulmasını dolayısıyla piyasanın "görünmez bir el tarafından" dengelenmesini ifade eder.

Dediğim deli dumrulculuk budur işte. Tekel işçilerinin eyleminde, "hak ve adalet" talebi çizgisi çoktan aşılmıştır...

peki herşeye evet mi diyeceğiz?

hayır!

-özel şirketlerdeki işten çıkarmaları, şirket evliliklerini, tekelleşmeyi, vb. yakından takip edip, tekelleşmeyi tel'in edici mitingler düzenlemeliyiz. özel sektörün işçi alımlarında ve işçi çıkartmalarında, bağımsız kuruluşların belirlediği asgari yaşam koşullarının gözetilip gözetilmediği, iş akitlerinin bağımsız kuruluşlar tarafından belirlenen insani şartları taşıyıp taşımadığı, vb. gibi kriterlere göre sesimizi yükseltebilmeliyiz.

müslümanların sesini çıkartamadıkları noktalar, üzerinde pek de düşünmedikleri noktalar bunlar!.
mehmet can
07 Şubat 2010 Pazar 09:19
neler oluyor?
Yahu sürecin neresinden tutuyorsunuz? KİT dediğiniz, KİT diye savunduğunuz "rant muslukları", rantçılar dışında kime ne fayda getirmiş şimdiye kadar?

Satılacak tabi ki, özelleştirilecek tamamı, ekonomide anahtar kavram "istihdam" değil, "verimlilik" olacak... Böyle olmazsa kaynak israfıdır. Kaynak israfı birileri semirirken birilerinin "aç olması" demektir.

Kitler, fabrikalar, tarlalar özelleştirilecek. (toprağın özelleştirilmesinde, toprağa bağlı yaşayanlarla, yani köylülerle ilgili özel bir çalışma yapılabilir, toprak işleyenin olabilir, toprak reformu ile köylünün tarlaları köylüye verilip, işletme danışmanlığı kurulabilir.. bunlar hep artısı eksisi tartılıp yapılması gereken çalışmalar). TAMAMI ÖZELLEŞTİRİLECEK! Biz müslümanlara zekatı öğreteceğiz.

senelerdir bu insanlara başınızın çaresine bakın diyorlar... Köprünün başına duran deli dumrulculuk oynamanın kimseye faydası yok. deli dumrulculuğu meşrulaştırmanın, adaletle bağdaşır hiçbir yanı yok!

o tekel işçilerinin çalışmadan aldığı her kuruş maaş, halkın cebinden çıkıyor, çocuğunuzun geleceğinden çalıyor. ne sanıyorsunuz?

2001'den bu güne 9 sene geçmiş, devlet 9 senedir zarar eden bir kurumu kapatmaya uğraşıyor. defalarca bu adamlara söylendi. 2007'den bu yana geçici statüde çalışmaları söyleniyor. Bu işçiler, işe girerken, "işin sona erme akdini" biliyorlardı.

Nereden tutsan, elinde kalıyor.

Tamam bu insanlar cahil insanlar... İsyan ile delidumrulculuk oynuyorlar. Amma bunlara doğru anlatılabilir. iş bulmaları için İHH vb. gibi kuruluşlar devreye girebilir. Fakat ancak bu kadar olmalı!

Bu kardeşlerimiz işsiz kalmasın, çoluk çocukları, baktıkları bir aileleri var... insani boyutunu göz ardı etmeyelim. Fakat bunları düşünürken de, bu sorunların yalnızca tekel işçilerinin değil, tüm ümmetin ortak sorunu olduğunu görebilelim!.
çawşin
06 Şubat 2010 Cumartesi 23:40
sıra yarın camiilere gelecek
tekel işçisi elinde bayrak slogan atıyor
'hakkımızı alıncaya dek dönüş yok'

türkçesi 'EKONOMİK BİR TALEBİ VAR'.
hakkı olanı aldıktan sonra işi bitiyor.
türkiye işçi'de sınıfının 'SİYASİ BİR TALEBİ YOK'.

siyasi bir talebiniz yoksa,bu ülkenin yer altı ve yer üstü
bütün kaynaklarınız peşkeş çektirilir.
siyasi bir talebiniz yoksa, ülkenin her karış toprağı
metre kare metre kare satılır.
siyasi bir talebiniz yoksa,tüm KİT'ler (gerçi kalmadı da)
özelleştirile özelleştirile herkes kapı dışarı edilir.

bu ülkede 30 yıldır devam eden düşük yoğunluklu bir savaş var.
bu savaşta harcanan paranın 400 milyar dolar olduğu söyleniyor.
bu savaşın nasıl finanse edildiği ortada.
özelleştirme ve zam furyası. anlaşılan o ki açılım fiyaskolarıyla
düşük yoğunluklu savaşın devam edeceği işaretleri veriliyor.
yani anlayacağınız savaş için para lazım.

türkiye işçi sınıfının siyasi bir talebi yok. siyasi iktidardan 'kardeşim
topladığın vergileri,sattığın KİT'lerin parasını ne yaptın, nerelerde
harcadın hesap ver' demiyor.

(bir kaç yapı dışında)Tevhidi ve muhafazakar camiaların sürece
ilişkin tutumları 'hayırlısı olsun' mantığı.

bu ülkede (yine bir kaçı dışında) tevhidi ve muhafazakar yapılar
''mevlam görelim neyler,neylerse güzel eyler'' dedikçe
bu ülkede yarın satlığa çıkartılacak ve özelleştirilecek olan
'CAMİİ'lerdir..
asaf
06 Şubat 2010 Cumartesi 21:18
tekel işçisi
4 c köleliktir iş güvencesi yok hastalanma hakın yok işveren isteği zaman çalışmak zorundasın maaşıda malum..hükümet sermayeyi memnun etmek için uğraşıyor tekel işçileriyle alakalı açıklamalarının çoğu hakikati yansıtmıyor.yanlış özelleştirme politikaları sonucu vergi şampiyonunluğundan kapanma noktasına getirdi sşimdi suçlunun işçi olduğunu idia ediyor yani içki fabrikalarını292 mlyn dolara nihat özdemire içindki hammadeyle beraber sattı bir yıl sonra 900 mlyn dolara devreti peki yetim hakı nerde milletin kasasının anahtarları kimin elinde şimdi suçlu tekel işçisi müslümanlara gelince ankaraya tüm fraksiyonlar geldi ama müslümanlar yoktu islami kimliğimizi bilen arkadaşlarımız bizi her grdüğü yerde sitemde bulunuyorlar yandaş medya zaten akp nin arka bahçesi gibi aldatıcılar allah ile aldatıyorlar paramızla aldığımız gazeteler bizi ergenekoncu, marjinal gurupların oyununa gelen tekel işçileri,yan gelip yatan yetim hakı yiyen gibi suçlayarak akp ye yandaşlık yapıyorlar sadece hakkı savunabilirdiler ama malesef karunların saltanatı için her şey meşru.
İsmail
06 Şubat 2010 Cumartesi 19:53
İslam ve Sol
Tekel İşçilerinin eyleminde islamcıların konumunu da inceleyen bir yazı var.

http://www.koxuz.org/anasayfa/icerik/tekel-direnisi-akp-yi-durdurun-ya-da-kardesliklaiklikuretim

İlgili bölüm ise şöyle:

"Türkiye politik ortamının etkili unsurlarından olan İslamcı hareketten ise TEKEL direnişine doğrudan bir destek gelmedi. Direnişin yaşandığı günlerde, İslamcı hareketin bir kanadı askeri darbe planlarına karşı sokaktaydı; şiddet pratiği sergileyen bir grubu ise devletin operasyonlarıyla karşılaştı. Bu noktadan bakıldığında, Türkiye İslamcılığının hatırı sayılır mevcudunun ezenler arası mücadele hattında politika yapmaya öncelik verdiği görülecektir. Bu tutum, bu hareketin devletlü karakteriyle-bir nebze- açıklanabilir. Bunun yanında sistemin modernist ve laik yapısının eleştirisi, İslamcı grupların birincil gündemidir; devlet egemenleri arası çatışma da bu politik yönelimi kolaylaştırıcı etki yapıyor. Silahlı radikal İslamcılık ise Türkiye’den daha çok, Ortadoğu ve dünya İslamcı hareketiyle bağları bakımından önem taşır; bu yüzden Türkiye İslamcı hareketine ciddi bir katkısının olduğu söylenemez. Bu konuda bir parantez açılarak -tekrara düşme pahasına- şu söylenebilir: Sosyalist hareketin Aydınlanmacılık ve laiklikten ödün vermez tutumu, Marksizmi 300 yıllık burjuva devrimleri geleneğine sıkıştırmaktadır. Tarihe miyop bakan bu yaklaşım, ezilenlerin pratikleriyle kurulacak ilişkinin imkânlarını oldukça daraltıyor. Türkiye sol hareketinin -kopulduğu iddia edilse de- Kemalist Aydınlanmacılıkla olan bağları, mevcut politikasızlığı daha da derinleştiriyor.".
mehmet can
06 Şubat 2010 Cumartesi 19:33
liberal ekonomi
liberal ekonomik politikaların gereği uygulanıyor. Ancak 2 senedir bir iş yapmadan maaş almakta bir beis görmeyen işçilerin bu tavrı, marksistlerin ortalığı ayağa kaldırma yaklaşımı doğru değil!

"müslümanların bu olayda tekel işçilerinin yanında yer almaları gerekiyor" gibi bir düşünce, sizde neden hasıl oldu bilmiyorum.

Genel grev isteği, efendim özlük haklarının kaybedilmemesi talebi... Şimdi eski hükümetler döneminde onun akrabası, bunun bilmemkimi, oy avcılığı vb. sebeplerle açılan rant kapıları bir şekilde kapatılmaya çalışılıyorsa, ve bu ranttan faydalananlar isyan ediyorlarsa, müslümanca tavır neden isyanın yanında olmayı gerektiriyor?

biz olaya emek-sermaye çelişkisi perspektifinden bakarak, her emek sermaye çatışmasında emek cephesinde yer alarak çatışacağız gibi bir kaide ile bakmıyoruz.

"adalet" perspektifinden bakıyoruz.

bildiğim kadarıyla bu kardeşlerimiz, aylık 1500 ytl, 3 ayda bir de 5000 ytl prim alıyorlar. Bu rakamlar iş yapmayan ve iki senedir devlet tarafından tolare edilen insanlar için ülke standartlarının çok üzerinde rakamlar. Daha önce yaptıkları çalışmaların ardından elde ettikleri hakları zayi olmadan(sigorta vb.), yeteneklerine göre çalışabilecekleri iş fırsatları önlerine sunulabilir. Fakat esas olarak, iş aramak ve bulmakla mükellef olmalılar. iş bulana kadar 4c statüsünde çalışabilirler..
Ömer E.
06 Şubat 2010 Cumartesi 18:55
Çözüm...
Madem TEKEL'cileri desteklemek kimliğimizin icabı ozaman bundan önceki "özelleştirme mağdurları"nın cümlesine sahip çıkalım.Bundan sonra yapılacak özelleştirmelere de karşı duralım.Böylece asli işini yapmaktan(iç güvenlik,dış güvanlik,hukuk)aciz olan mer'i nizam sigara,içki üretmeye,ahtapot gibi hayatın her alanında yer almaya devam etsin...
Aslında bugün Ahmet Taşgetiren TEKEL'ciler için bir formül önermiş.
Belki ironik bulunabilir,ama bende şöyle diyebilirim mesela:TEKEL işçilerini o mamülleri kullanan kitle finanse etsin,öğretmeni çocuğunu okula göndermeye hevesli velisi finanse etsin,hatta imam efendiyi cemaat finanse etsin(uzatılabilir)Böylece mes'ele kendiliğinden çözüme kavuşmuş olur..
ayhan
06 Şubat 2010 Cumartesi 16:06
kötü
Bu konuda müslümanlar kesinlikle kötü bir sınav vermiştir....
DİĞER HABERLER
09 Eylül 2010
DÜŞÜNCE PLATFORMU
PANO
İKTİBASLAR