HABER HATTI
Yorum-Analiz
ÖZGÜR-DER
ANKET
Haksöz-Haber'de en çok ziyaret ettiğiniz bölüm hangisidir?
Haksöz Okulu
Haberler
Köşe Yazarları
İktibaslar
Forum

Haksoz haksöz

ARAMA
Ali Bulaç, Tekel İşçilerinin Haklarını Yazdı
06.02.2010 05:50
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
 
Hakkaniyete ve adalete uygun olan, işçiler başlangıçta hangi şartlarda sözleşme imzalamışlarsa, emekli oluncaya kadar devletin buna riayet etmesi; şirketi devralacak olanlar ilk sözleşmenin hükümlerini kabullenmelidir. Yeni işçileri yeni şartlarda alabilir, ama devletin kendisiyle sözleşme akdettiği eski işçiler son ferdi emekli oluncaya kadar ilk sözleşmeye bağlı olarak çalışma hakkına sahip olmalıdırlar.

Tekel işçilerinin hakları / Ali BULAÇ

Tekel işçileriyle hükümet arasındaki ipler kopmuş durumda. Hükümet 12 bin işçinin aylardır çalışmadan maaş aldığını öne sürüyor. Buna dayanarak 4C'ye katılmayanlara bundan sonra 72,5 milyonun hakkını yedirmeyeceğini söylüyor. Hükümete bakılırsa, Tekel işçilerine olabileceklerin en iyisi sunulmuş. 4C'ye girenlere 100 lira zam yapılmış, yıllık izinli 12 ay maaş alacaklar.

Tekel işçilerine göre, maaşları yaklaşık 1000 TL'den 772 TL'ye iniyor; 4C onları kamu işçisi statüsüne, dahası sözleşmeli durumuna düşürüyor. İş garantileri yok.

Mesele Tekel işçilerinden ibaret olsaydı, hükümet isteklerini karşılayabilirdi. Olay başka, Tekel işçileri isteklerini alacak olsa, bu bundan sonra yapılacak özelleştirmelerde emsal teşkil edecek. İşte bunu karşılamak kolay değil.

Pekiyi, ne olacak?

Bu sorunun cevabı, herkese göre değişiyor. Liberal bakış açısından, serbest piyasanın emredici kuralları içinden işyerleri özelleştirilen işçilerin hiç şansı yok, hakkı da yok. Hükümet de ilk anda insana hayli makul gelen bir gerekçe öne sürüyor: "Devletin işlettiği kuruluşlar zarar ediyor, her sene bütçeye muazzam yükler bindiriyorlar. Bunları özelleştirerek elden çıkarmaktan başka 'rasyonel' bir yol görünmüyor. Bu arada işçiler büsbütün mağdur olmasın diye, katlanılabilir bir statü olarak 4C'ye geçişi kabul etmeliler."

Sol bakış açısından gün bugündür, hükümeti zayıf duruma düşürmek için direnişe tam destek vermeli. İşçi ve çalışanlara olan hassasiyetleri hayli zayıf CHP ve MHP açısından hükümeti zaafa düşürmek için işçilerin mağduriyeti ve direnişleri bulunmaz bir 'siyasi fırsat!' Bu yüzden Başbakan işçilere seslenerek "Dikkat edin, kullanılıyorsunuz!" diyor.

Ancak başka bir bakış açısından da olaya bakmamız mümkün.

Yıllardır, modern devletin bireyle her pazarlığa oturduğunda ezici gücünü kullanarak bireyi ve sosyal grupları mağdur ettiğini söylüyorum. Emeklilik yaşının ve şartlarının hükümetlerin takdirine göre kolayca değiştirilebiliyor olması bunun göstergesi. Tekel ve diğer işyerleri özelleştirilen işçilerin başına gelenler başka tipik bir örnek. Şöyle ki:

Bir kere, verimsiz olduğu veya siyasilerin arpalığı olarak kullanıldığı gerekçesiyle bazı kamu iktisadi teşekküllerinin özelleştirilmesi, işçilerin suçu değil. Bu, hükümetlerin suçu. Sizin, başına atadığınız yönetim kadrosu tarafından kötü yönetildiği için her sene zarar eden firmanız varsa, yapmanız gereken firmayı yok pahasına elden çıkarmak değil, verimli ve etkin çalıştıracak yeni bir yönetim kadrosunu başa getirmeniz, iş düzenindeki yanlışları gidermenizdir. Çalışmayan işçiye ceza vermeniz veya iş sözleşmesine göre iş akdini feshetmeniz sizin hakkınız, ama şirketi dağıtarak işçileri mağdur etmeniz hakkınız değil.

Burada asıl üzerinde durulacak nokta, İslam hukuku açısından, başlangıçta akdedilmiş bir sözleşmenin, ister yönetim beceriksizliği ister uluslararası küresel kapitalizmin estirdiği baskıcı hava dolayısıyla bir modaya dönüştürülen özelleştirmeler sonucunda, tek taraflı olarak feshedilmeye veya şartlarının işçilerinin rızasına muhalif değiştirilmeye kalkışılmasıdır. Bu apaçık bir hak ve hukuk ihlalidir. Günün birinde devlet çıkıp diyor ki: "Arkadaş, ben seninle sözleşme akdetmiştim, şimdi vazgeçtim, seni daha kötü şartlarda başka yere transfer edeceğim." Bu haksızlık.

Hakkaniyete ve adalete uygun olan, işçiler başlangıçta hangi şartlarda sözleşme imzalamışlarsa, emekli oluncaya kadar devletin buna riayet etmesi; şirketi devralacak olanlar ilk sözleşmenin hükümlerini kabullenmelidir. Yeni işçileri yeni şartlarda alabilir, ama devletin kendisiyle sözleşme akdettiği eski işçiler son ferdi emekli oluncaya kadar ilk sözleşmeye bağlı olarak çalışma hakkına sahip olmalıdırlar. Eğer devlet, işyerlerini özelleştirdiği için işçilerin başka kuruluşlara geçmelerini öneriyorsa, geçiş yaptıkları kuruluşun ilk imzaladıkları sözleşmenin bütün şartlarını haiz olması gerekir. İşçiler haklıdır.

ZAMAN

Haksoz haksöz

Bookmark and Share
YORUMLAR
Toplam 28 Yorum
faruk49
12 Şubat 2010 Cuma 14:04
İslami Bakış
Hılful Fudul’u bilirsiniz. Mekke’de zayıflayanı kollamak ve adaleti korumak için yapılan bir antlaşma. Bu insanlar, “Mekke´de ne zaman bir zulüm meydana gelirse, zulmedilen Mekkeli olsun, yabancı olsun onun hakkını alıp, adaleti korumak için tek bir vücut gibi birleşeceklerine” and içtiler. O topluğun içinde olan Hz. Muhammed (s.a.v.)-henüz peygamber değildir- şunları söylemiştir: Orada bulunuşumu ve o anlaşmaya katılışımı bir sürü kızıl deveye değişmem ve şimdi, peygamber iken, öyle bir topluluğa çağrılsam memnuniyetle katılırım.

Biz Müslümanların en büyük eksiği; İslami ve özgün bir tavır takınamamaktır. Bu da
ulus-devletten, emperyalist güçlerden vs. bağımsız bir ulemanın olmayışı, var olan yazar ve cemaat önderlerinin bu konuda yeteri kadar inisiyatif almak istememelerinden kaynaklanmaktadır.

Yani bu insanlar-tekel işçileri- ve sistemle/devletle sorunu olan diğer insanlar(Kürtler, Aleviler, Romanlar, Memur sendikaları, İşverenler vs. vs.) dönüp bize; İslam bu konuda ne diyor. deseler, bizim onlara vereceğimiz cevap ne olacak? Veya kaçımız onları tatmin edecek bir cevap verebiliriz?

Kaçımız, kaç yazarımız, kaç cemaatimiz ezilenlerin hakkını önemser ve zalimin karşısında mazlumun yanında yer almayı -devlete, hükümete, bayrağa, misakı milliye rağmen- İslami bir görev sayar?

Bizler karar verirken İslami hükümleri mi yoksa devletin ulu menfaatlerini mi önceliyoruz? Müslümanların şahsında İslamın mazlumu önemsemeyişi, sorun çözme kabiliyetini kaybetmesi mi önemli AK Parti iktidarı mı?

Bu ve daha nice soru ve sorunlarımızı tatmin edici bir şekilde cevaplamak alimlerin/cemaatlerin/derneklerin/STK’ların görevleridir diye düşünüyorum. Eğer bu cevaplar olsa gerek eylemdekiler ve gerekse diğer insanlar kendilerine bir yol çizerler. Bu cevapların olmayışı her birimizi birilerinin fikirleri ve eylemleri arkasına takmıştır.

Ve Ali Bulaç’ın sorunu sahiplenme yaklaşımını takdir ediyorum. Darısı diğer yazarlarımıza. Selam ve dua ile....
çetin yıldırım
11 Şubat 2010 Perşembe 19:49
...
Sayın Bulaç bilmiyorum ama...ben işveren biri olarak aşağıdakileri kaleme almak istiyorum.Devlet halkının refahını öncellemek zorundadır.Muhafazakar gelenekte devlet BABA vatan ise ANA sembollerle ifade edilir.Onun için Resmi ideoloji 'devleti ve milleti ile vatanın bölünmez bütünlüğü'ifadesinde ana omurgasını oluşturur.Bu dustur var olduğu sürece halk devletin kulu ve resmi ideolojinin kölesi olmak zorundadır.Devletin yürütme organlarında namaz kılan insanların olması bu olagelmiş hali değiştirmez.
AKP sistemi halkın menfaatine politikalar geliştirmek zorunda hissetmiyor kendini.Küresel sermayenin bu topraklarda ki teşeronu olduğunu kimse inkar edemez.Liberalizm hem pazar ekonomisinde hemde hak ve özgürlükler bağlamında asla sınır tanımaz.Uyguladığı politikaların Meşruriyetini AB ve uluslar arası hukuka dayandırarak gerçekleştiren bir yapı AKP.Devleti nasıl kurtarırız ve abad ederiz düşüncesi AKP ye hakimdir.Herşey Türkiye için DEMEK bu oluyor.HALK için değil.Yaptıklar devletin hem siyaseten hemde ekonomik olarak elinin zayıflatmak demek oluyor.Bunu yaparken devletci refleksleri ile vicdani sinir uçları arasında gidip gelen bir başbakanla karşı karşıyayız.AKP nin içinde ki en merhametli kişi olarakda onun olduğunu düşünüyorum.Dikkat ederseniz meclis dışı muhalefeti terörist gibi nitelemesi Muhafazakar SAĞCI bir ağızı ifade eder.AKP ye DEVLETTEN yana tavır alacak yada HALKA RAĞMEN HALK İÇİN ÖZELLEŞTİRME diyerek halkını yoksullaştıracak.

Bu tip alt emperyalist ülkelerde(türkiye)büyük emperyal devletlerin sosyal artıklarıyla kendini idame ettirir.TC nin geleneği de böyledir.AKP bu yönden sapacak bir devrinimsi ne vizyona nede zihin yapısına sahiptir.mÜSLÜMANLAR ACISINDAN doğru olan halkın lehine olandır diye düşünüyorum.Devletin elini zayıflatacak her örgütlü direniş halka öğretici olmuştur.En azından TEKEL işçilerinde oluşan kemikleşmeye yüz tutmuş muhalif duruş bile güzel..
Ebu Zeyd
11 Şubat 2010 Perşembe 12:18
Zanla hüküm verilmez Hasan Nail
Ali Bulaç'ın fıkıh bilgisi benden az yada çok demedim.... Ben hem hayatın içinde hem de islami (fıkıh) bilgisi olan insanlardan bahsediyorum. Ali Bulaç hayatında kaç kişi çalıştırmış acaba. Peki siz mi daha iyi fıkıh alimisiniz de Hayrettin Karaman'ı beğenmiyorsunuz. Demekki neymiş, insanlar ölçü değil. Onlara körü körüne tabii olamayız. Ali Bulaç bilir ama F. Gülen ABD ilişkisini yazabilir mi? Hayrettin Karaman Finans kurumlarının danışmanlığını yapıp, adil bir karar verebilir mi. o yüzden meseleye SADECE (altını çiziyorum) SADECE işçi yada işveren pozisyonundan değil, Yaşadığımız dünyayı şartları iyi analiz edebilecek ve herhangi bir taraflada bağı/zinciri olmayan "Müslüman"lar tarafından bir ilmihal oluşturulmalı diyorum.
Sosyal kurumlarla işletmeleri bir kefeye koyup ironi yapmanız da bana Gata Cami benzetmesini yapan Belediye başkanını hatırlattı..
Mehmet Can
09 Şubat 2010 Salı 15:53
ilgili forum tartışmaları hakkında
Arkadaşlar,

http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=12623

forumunda var olan tartışmaya da katkılarınızı bekleriz..
hasan nail...
08 Şubat 2010 Pazartesi 23:37
İşçi düşmanı AKP...
4C nin ne olduğunu bilmeden yazanlar unu kuru tuzu kuru kişiler herhalde.Anlamıyorlar.4C nin işçilere ne getirdiğini iyi bellemeliler.Ali Bulaç FIKIHI EBU ZEYD dende sami beydende daha iyi bilecek biri konuya vakıf.Sizin bu yorumlarınızdan zamanın ÜLKER fabrikasında GREV yapan işçilere Hayrettin Karamanın İSLAMDA SENDİKA YOKTUR DEMESİNİ ANIMSADIM.Algı problemi yaşandığı kanaatindeyim.Fıkhın asli maksatı müslümanların lehine ve aleyhine gelişen olaylar karşısında tavır almalarıyla alakalıdır.Tekel İşçilerinin bakış acısıyla çözülemez demekde ne oluyor?Bu aynı zamanda 'kürt sorunu'kürtlerin bakış acısıyla çözülemez demekle aynı şeydir.Kişilerin eczacı dostlarıyla yaşadığı pratikler genele şamil kılınmaz.İşine yaradığı yıllarda insanların emeğini sömür sonrada insanları açlığa mahkum et.Bu İNSAFSIZLIK DEĞİL Mİ?İnsanların yıllarını alacaksın ve bunları kullanılmış bir paçavra gibi asgari üçrete mahkum edeceksin.AKP o kadar çalışanını düşünüyorsa asgari üçreti 1000TL yapma cesareti göstersin.Herzaman işverden yana taraf olan AKP kesinlikle yoksul ve yoksun bırakılmış kitlelerden yana ekonomik politikalr geliştirmedi.Milletin vergisiyle resmi ideolojinin ders kitaplarını bedava dağıtmaya biliyor.Milletin vergisinin bekçiliğine soyunmadan önce hangi düzende kim ne için taşeron bunun fark edilmesi gerek.Milletin vergisiyle ordu evlerinde 300kr çorba 1tl kebap yiyenlere Hesap soramayan AKP İşçilerden fedakarlık isteyemez.Bu ülkede en son bedel ödeyecek kesim işçilerdir.Devleti işletme gibi gören liberallere şunların cevabını hazırlasınlar.1-diyanet işleri başkanlığı 2-yetimhane ve sosyal kurumlar 3-hastane ve sağlık ocakları 4-kültür bakanlığı etkinlikleri 5-aşevleri vb kurumların kapatılmasını istemeniz gerekir.Bu kurumlar devlete kâr gatiren muesseler değil.Bunların da özelleştirmesi gerekirmi?(ÖNEMLİ:Bu sistemde vergisinin hesabını sormaktan öte Gönüllü vergi verilmesini fikıh ve akaiddeki yerinin araştırılması gerekir).
sabri
08 Şubat 2010 Pazartesi 23:17
dua ile
ali bulaç ın düşüncelerine saygı duyuyorum olayı teknik olarak ele almışsınız.yalnız o sözleşme neleri içeriyor bakmak gerekmez mi.devletin mutlak gücünden bahsediliyor.işçi işveren ilişkisi renkli sendikalarla kurulmuyor mu.sendikal haklar işçinin grev yapabilme iş bırakma üretimi durdurma muhalif davranma güdüsüyle yapılırken,devletin lokavt hakkı kullanılıyormu.bir müslüman olarak biraz daha derinlemesine sorgulamamız gerekmez mi..
sami
08 Şubat 2010 Pazartesi 14:24
28 şubat ve işçiler
28 şubatta bu akpliler nerdeydi denmiş.birincisi o dönemde o hareketin lideri necmettin erbakandı ve o dönemde ben necmettin erbakanın o meşhur milli güvenlik kurulunda neden dik durmadığını ve neden istifa etmediğini istifa etse tek başına iktidara gelebileceğini her zaman söylemişimdir.demekki herkes her zaman her yerde her şartta her istediğini yapamıyor.zaten ak partililerin yeni parti arayışları o dönemden sonra başlamıştır yani her konuda kırılma dönemiydi.kemalizmin tasfiye süreci dış güçlerden bağımsız değil denmiş.peki o zaman sırf dış güçler destek veriyor diye yanlış yapılıyorsa bu tasfiye sürecini durduralım da aynı tas aynı hamam devam edelim.bu mu isteniyor açık konuşalım??gelelim tekrar işçi meselesine,ebu zeyd kardeşimizin de dediği gibi islam fıkhının neresinde yatsa da çok iyi çalışsa da çalıştırdığın adamlara ömür boyu bakmak zorundasın var.eminim aranızda iş yeri sahipleri vardır.hadi bakalım işinize yaramayan 5 kişiyi fazladan işe alın çalıştırın da göreyim sizi!!milletin vergisiyle hakedilmeyen maaşların verilmesi islam fıkhının neresinde var?gerekli tazminatları ödendikten sonra herkes herkesi işten çıkarabilir.devlet ve işletmeler açısından baktığımızda kimse kimseyi ömür boyu beslemek zorunda değildir..
Ebu Zeyd
08 Şubat 2010 Pazartesi 01:12
Ne Devletçilik ne de Kapitalizm
Memuriyetin performansa bağlı olmadan garanti maaşa bağlı olması mı adalete/islama uygun? İyi çalışanın da "akşam olsa da gitsem" diyenin de aynı maaşı alması mı adalete/islama uygun? O zaman bir vali de madem devlet onu vali yaptı, ölene kadar vali kalsın. Peki esnafın garantisi nerede. Esnaf zarar edince devlet neden karşılamıyor. Emeklilik hakkı mı islami. Bu konuların (Ebu hanife gibi hem hayatın içinde hemde fıkıh bilgisi olan insanların) yeni bir ilmihal ile çözmesi gerekiyor. Sadece Kamu çalışanlarının bakışı ile çözülecek konular değil. Bir eczacı arkadaş hükümetin ilaç fiyatlarına getirdiği indirime karşı çıkıyordu. Bütün halkın ucuz ilac alacak olmasını görmüyor, stoğundaki ilaçlardan dolayı zarar ettiği için itiraz ediyor. (daha önce stoğundaki ilaçlara zam gelince ettiği karlara da saymıyor :) Böyle tek yönlü bakışlarla adalet sağlanmaz..
Sabri Yaman
08 Şubat 2010 Pazartesi 00:22
Aferim
Aferin müslümanlar. 4 tarafi ergenekon cetesi ve isbirlikci taraftarlari tarafindan kusatilan hükümete bizde sahip cikmayalim, hatta yerden yere vuralimki, icimizdeki resmi ideoloji düsmanligini Ak Partiden cikarip birilerin ekmegine yag sürelim.

Lütfen burdan hükümet elestirilmez manasi cikmasin, fakat burda bazi yorumlari okuduktan sonra su soruyu soramadan kendimi alamdim. Yapamyin müslümanlar sizlerdemi?.
hasan nail...
07 Şubat 2010 Pazar 20:01
Sami Beye cevaben...
28 ŞUBAT SÜRECİNDE bu AKP liler nerede idi.Kazanımlarımız oldu.Ama 28 şubatta durumu kotaramıyan dik duruş sergileyemiyen yine bu hükümetin içindeki kişilerdi.Türkiye Kemalizmi tasfiye ederken uluslar arası güçlerden bağımsız değil.Yoksa AKP bunu tek başınamı yaptığını sanılıyorsa yanılıyor demektir.İMF ile görüşmeler nazlı gelinle damat ilişkisinden farksız.Velevki imf ile anlaşmasalarda bu hükümet özgürlükleri genişletirken işçilere yaptığı insafsızlığa susmamız mı?gerekir?acaba..
ahmet balta
07 Şubat 2010 Pazar 18:38
İşte aydın sorumululuğu
Önemli olan zalimin kim olduğuna bakmadan zulmü ifşa edebilmek mazlumun kimliğine bakmadan yanında durabilmektir. Bu slogan hep dillerimiz de ama nedense hayatta tam karşılığını yok. Bir göz hep zulmü kimin yaptığına mazlumun kim olduğuna bakıyor. Zalim eğer zahiren de olsa bize benziyorsa hepten görmezden geliniyor zülme bizzat hedef olar bile hep "SABIR" ve teslimiyeti seçiyor.
ALi Bulaç yazıları ile bu hastalıklı durumun dışında kalan ender İnsanlarımızdan Kendisini tebrik eder duruşunun daim olmasını dilerim ALLAH yardımcısı olsun.
Bayram Bayram
07 Şubat 2010 Pazar 18:01
ak parti zalimin yanında
Ak parti mensupları geldikleri yerleri unutmuşlar, vahşi kapitalizmden yana olmaya başladılar. Tekeli neden özelleştirdiniz ki, daha çok uluslararası sermaye gruplarının sigaraları mı tüketilsin..
sami
07 Şubat 2010 Pazar 17:25
el insaf
bazı yorumlar insaf sınırını baya zorlamış.hükümet işçisine aslan imfye kaniş oluyor denmiş.buna sadece insaf denir.1 seneyi aşkın süredir belli çevrelerin imf dayatmasına karşın imf ile ilişkiye başlandığı tarihten beri ilk defa bu hükümet karşıt direniş göstermiş,krizin en yoğun hissedildiği dönemde bile imfyle anlaşma imzalanmamıştır.biraz gündemi takip edelim lütfen.ak partiye devletçi,statükocu imasında bulunulmuş buna da insaftan başka birşey diyemiyorum.cumhuriyet tarihinde ilk defa bir hükümet statükoyla ve bürokratik oligarşiyle bu kadar mücadele vermiştir hala da vermektedir.sayfalarınızda gururla yazdığınız emasya kaldırıldı ya da balyoz darbe planları ifşa oldu haberleri neyin mücadelesi sonucu yapıldı takip etmiyorsunuz galiba..
Taha Yasin SARI
07 Şubat 2010 Pazar 14:53
tebrikler!
Ahme örs hocama sonuna kadar katılıyorum. Lümpen siyaset anlayışıyla müslümanlar daha nereye kadar böyle devam edecekler bilemiyorum. Hele ki bu ekonomik temelli sosyolojik realiteleri halen fıkıh gözlüğüyle okuyabilenler, ayakları yere basan, somut gerçekliklerle eşgüdümlü bir politik duruş sergilemediği müddetçe çağın koşullarını yakalamaktan aciz her statik dünya görüşü gibi marjinal kalmaya devam edecektir. Hayatın genel mekanziması böyle. bu bağlamda serbest piyasa ekonomisinin gözler önündeki acımasızlığına göz yummak bunu -yazgı, kader, insanın fıtratı- gibi duyarsız tanımlamalarla geçiştirmek, ekonomik eşitsizliğe onay vermek, olsa olsa islamcı siyasetin dar ve sınırlı bir tabanda kalmasına ve evrensel niteliğini yitirmesine yarar. Ali bulaç'a bu hassasiyetinden dolayı Teşekkrler.
çetin...
07 Şubat 2010 Pazar 02:34
HER ŞEY TÜRKİYE İÇİN....
Bazı yorumlarda birileri alınteriyle çalışıyor kazanıyor diğerleri yatıyor.Öylemi.AKP nin yaptığı çok zalimane.Hiç bir hükümet bu kadar kaddarlaşamazdı.Başbakan her ŞEYİ TÜRKİYE İÇİN yapıyor.Devlet tebasındaki herkesi insanca yaşamasını sağlamaktan sorumludur.Bunu başaramayan devlet devlet olmaktan çıkar.Faiz giderlerine milyarca doları veren hükümet işçisine aslan İMF ye kaniş oluyor.İktidara geldiğinden beri küresel sermaye için tüm şartları oluşturan(kemalizmin tasfiyesi de buna dahil) (...) liberal AKP beyaz eşyadan,makarnaya dağıtarak güya sosyal hizmet sunduğunu müslümanlarda inanagelmiştir.Ne yazık ki.Aslolan örgütsüz emek güçü isteyen bir iktidar var.Şimdiki Memur sendikaları gibi. (....) MERMUR-SEN gibi.Unutmayın bu insanlar yıllarca emeklerini sattılar.Zamanında iyi kazanmışda olabilirler bu onların örgütlü olmalarından kaynaklıyordu.Mücadelesini başkalarını aşağı çekerek yürüten yapılar bence onlara omuz vererek kendi haklılıklarınında farkına varırlar.böylece belki?24 ocak kararlarından beri çıkarılan her kanun çalışanların aleyhine farketmiyormusunuz.Emeklilik yaşından,çalışma süresine,özelleştirmeden,kapanmalara kadar her uygulama halka zulum olarak döndü.TEKEL özelleştirilmedi.TEKEL e ait fabrikalar KAPATILMIŞTIR.Bumu özelleştirme.Asıl mağdur edilen 4MİLYON tütün ÇİFÇİSİ gözden uzakda kalıyor.Örgütlü olamamalarından.TÜTÜN ekmeyecek ne ekeip biçeçek kuşaklar boyu TÜTÜNLE geçinenlere AKP kivi mi?yetiştirecek.Niye ülke pazarını 4 BÜYÜK TEKEL bırakmak için.4C şartlarında binlerce insan varmış?İŞte AKP ve DEVLET böyle yazır köleler oluşturuyor.4C köleliğine bile razı insanlar buda RTE inin haklılığınımı?gösterir ALLAH aşkına.Binlerce insanı ha HIRSIZLIĞA,FUHŞA,RÜŞVETE,DİLENMEYE mahkum etmiştir.yada 4C ye.Nasıl kendi vatandaşını bombalayan öldüren bir DEVLET var ise,kendi halkını yoksullaştıran.yozlaştıran bir AKP de mevcuttur.AKP devleti İHYA için kendi tabanını ve halkını KAHYA etmekten çekinmeyecektir.Biz haklıdan yanayız.vesselam...
beytullah emrah
07 Şubat 2010 Pazar 00:54
direniş bir mekteptir
direniş bir mekteptir ve mektebi kuran öğrencileri de eğitir. bugün tekel işçilerinin büyük çoğunluğu daha önce hiç tanımadığı sol kesimin formasyonundan geçiyor maalesef...

* * *

hükümet'in bu süreç içinde kullandığı berbat dil ise son derece insanlık dışı ve acımasızcaydı. bir siyasi parti aynı anda bu kadar tutarsızlığı bünyesinde daha fazla barındıramaz. askeri bürokrasi için kullandığı üslup ile emekçilerle konuşurken kullandığı üslup ne kadar farklı? bu fark nerden kaynaklanıyor? demek ki herkes gücü yettiğine, öyle mi?

tekel işçilerine müslüman kamuoyu sahip çıkmamıştır, stk'ları sahip çıkmamıştır, sendikaları ise maalesef grev kırıcılık gibi işbirlikçi bir pozisyondan kurtulamamıştır, arabuluculuğa soyunanlar ise hükümet'i değil de işçileri ikna etmeye kalkmıştır. utanç verici gerçekten.

bugünden sonra işçiler başaramasa ve 4/c'ye mahkum olsalar da, evlerine dönseler de bu direniş öncesi gibi aynı kalamaz hayatları. ufak da olsa bir değişim kaçınılmazdır, çünkü her temas iz bırakır. ve ne yazık ki en ufak bir islamcı iz kalmamıştır bu süreçte...

en çok sahip çıkması gerekenler, en azından elinden geleni yapmaması gerekenler en az sahip çıkanlar olmuştur, bu tarihe not edilmiştir maalesef. ve emin olun bizim kendimize anlattıklarımız sadece bahane kabul edilecektir, sadece bahane....
Iğdır
06 Şubat 2010 Cumartesi 22:39
bağımsızlığın bereketi
Ali Bulaç bir çok islami şahsiyetin aksine iktidara hep uzak durmayı yeğledi. Onun içindirki her nedense müslümanların görmezden geldiği (veya Ak Partiyi yıpratmama adına mazlum kesime yumruk göterdiği)bir ortamda Ali Şeriati misali cesaret gösterebiliyor. Nerede bu ülkenin fıkıh alimleri, cemaat önderleri?
Hani öğretimiz demiyor mu: MAZLUMA DİNİ SORULMAZ diye...
İyiki varsın ALİ BULAÇ.
sami
06 Şubat 2010 Cumartesi 19:01
adaletsizlik var
ben konuya farklı bir açıdan bakacağım. yan gelip yatmaları,boş oturmaları bir yana ben kamu işçilerinin aldığı yüksek maaşlara karşıyım.neden derseniz devlet dairelerinde düz işçiler 4 yıllık fakülte mezunları düz memurlardan çok daha fazla maaş alıyorlar.ilk önce bu adaletsizlik giderilmeli.mühendisin şoförü mühendisten daha fazla maaş alıyor.olmaz böyle saçmalık..
necati türkoğlu
06 Şubat 2010 Cumartesi 17:56
tekel işcileri
sayın ali bulacın karıştırdığı bir şey var. islami nizamın olmadığı yerde küfür, yani batıl hakimdir.batıl bir sistemde islami kurallardan bahsetmek doğrumudur.islami olmayan sistemden islami davranmasını bekleyemeyiz sözde işciler mağdur edilmiş efendim ilk işe girerken nasıl sözleşme yapılmışsa emekli olana kadar öyle tutacakmış.o zaman o sözleşmelerde şununda olduğunun bilinmesi gerekir, her hangi bir sebepten dolayı iş aktiniz fes edilirse gerekli tazminatlar ödenir gibi maddelerin varlığıda söz konusu tazminat haklarını ödeyerek belli bir ücretle, yeni bir iş imkanıda sağlıyorlar buna nedersiniz. öncelikle şuna vurgu yapmalıyız müslüman elbetteki nerede zulum varsa karşı duruş sergileyecek, bizim yapmamız gereken mevcut sistem içerisinde şöyle olacak böyle olacak demektense bu rejimin kendisi bir zulumdur zulumu işletenlerde zalimdir.bunlara hakkı tavsiye ederek zulmun işletmeciliğini bırakarak haktan yana dönmelerini tavsiye etmek daha doğru olur kanaatindeyim beyler..
Ahmet Örs
06 Şubat 2010 Cumartesi 16:57
adil şahitlik ?!?!
Muhalif kimliği benimseyen birçok müslümanın mesele TEKEL ya da başka kamu çalışanına gelince "yan gelip yatıyorlar, sırtlarını devlete dayamışlar" argümanlarını kullanmaları oldukça şaşkınlık vericidir. Adam gibi idarecilik yapsın güzelce çalıştırsın, arpalığı işçiler mi üretti, siyasetçiler mi?

Neymiş "devlet herkesin karnını doyurmak zorunda değilmiş!" Devlet herkesin zihnini 6 yaşından itibaren zorla resmi ideolojisiyle doyuruyor da neden karnını doyurmuyor?

Özelleştirmeci sevdalılarının kapitalizmin acımasızlığına bu ölçüde kucak açmaları hayatı fark edememelerine bağlıyorum. Asgari ücretlerle insanların Firavun'un İsrailoğullarını köleleştirmesi gibi modern köle haline getirilmesine hangi gerekçeyle karşı çıkmayacaklar, anlamak imkansız doğrusu!

Bir de rızık endişesini ayıplayan yaklaşımı şiddetle reddediyorum! İşte ezilenlerin ezilmelerinin aslında kaderleri olduğu şeklindeki emevi tezinin farklı bir tezahürü! Neymiş Bilal ve hurma meseliymiş! Böyle bir şeyi, yoksulluk propagandasını nasıl yaparız arkadaşlar? Bu mudur İslam'ın insanlığa, mustazaflara sunduğu reçeteler?

TEKEL'de zararlı ürünlerin üretimesi meselesi de oldukça trajik. SEKA'da ne üretiliyordu Allahınızı severseniz? Fotoğrafın tamamını ne zaman göreceğiz? TEKEL işçilerini savunanlar içki ve sigarayı mı savunuyorlar? Dün SEKA, Bugün TEKEL, yarın ŞEKER fabrikaları, sonra başkası..

Devlet halkını acımasız piyasa ekonomisine teslim etmek için mi var? O zaman çekilsin bütün alanlardan! Eğitimden, askerlikten, her şeyden!.
remzi
06 Şubat 2010 Cumartesi 15:30
KUSURA DAKMASINLAR O İŞİ SAVUNAMAM.
S.A
İbrahim kardeş Sayın alibulaca kullandığın itham ağırolmuş bence.

Ama senin diğer yazılarına gercekten katılıyorum.
Bir düşünelim insanların hep aklında birde emekliğimiz olsa birde evimiz olsa ufakta bir gelirimiz olsa göz çıkarmaz sonra? ya sonra? birdaha sonra? nereye kadar bitmez o sonralar alışmışız keser gibi kendimize doğru yontmaya Hani Allah Resülü Bilale one diye sorar oda hurma görüyorum der akşama yerim der sen ALLAHIN rızkından korkuyormusun der..! bizleri rızıkkorkusuna büründürenlerden Rabbim hesabımızı sorsun (Birde derlerse sizin aklınız nerdeydi.?)
Birde tekel diyince akla ne geliyor sizce.?
Benim aklıma haram iş geliyor sigara,ve işki alkol başka bir şey gelmiyor. Rabbimizin Haram ve yasakladığı o tüketim malların üreten kurumlarda, Ben müslümanlar danım diyenlerin işine. Kusura bakmasınlar ben savunamam onları. Hükümeti ise asla savunmam iyi düşünmek gerekir ne yapıyoruz kimleri savunuyoruz.
Zülüm görüyorlar gecelim onu gözümüzü açalım kimlerin zülüm gördüğünü görürüz...?
ALLAH'a emanet.
Murat Kayacan
06 Şubat 2010 Cumartesi 15:21
Etkin TEKEL?
Bismillah,
Ali Bulaç'ın yazısını okuduktan sonra aklıma şu sorular geldi: "Ali Bulaç TEKEL'in verimli çalıştırılmasını tavsiyesi etmesinin ne anlama geldiğini düşünmüş mü acaba? Allah içinde yaşadığımız toplumu TEKEL’in çalıştırılmasından korusun!” diye dua etsek Bulaç iştirak etmez mi?"
Selametle,.
Salih Dönmez
06 Şubat 2010 Cumartesi 15:13
Ali Bulac
Ali Bulac sevdigim bir gazetecidir. Gecen Tv programinda Hüseyin Celik´i konuk etmis ve aykiri sorular sormustu. Ali Bulac´in malesef birazda böyle tuhaf aciklamalari zaman zaman oluyor. Elestirilemyecek bir sey söz konusu olunca illede elesirmek adinda böyle aciklamar yapiliyor.

Ben sahsen bu aciklamayi ne adil nede mutedil buldum. Burdan yorumcularida elestiriyorum. Bu yazinin neresi adil. Birileri devletin bir kurumunda zamanin idarecilerinin hatalari yüzünden yan gel yat maasini al mantigi ile calisacak, öteki tarafta alinteri döken insanlarin aldigi parayi alacak. Kusura bakamyin da hic adil degil. Tekel iscilerinin resmi ideoloji tarafinda oyuna getirildikleri malum. Bari sizler oyuna gelmeyin..
salih korucu
06 Şubat 2010 Cumartesi 14:57
hayırlı işçiler
Yazarın son paragraflarda söylediği şeylere katılıyorum. Ama bunun yanı sıra yıllarca devlet dairesin de yatarak maaş alan yüzlerce insanı tanıyaruz. Şimdi ismi özel idare (YSE) (DSİ) olan dairelerde yıllarca yatarak ve emeklliği geldiği halde ayrılmayan benim bildiğim onlarca insan var.Tamam Müslümanlar olarak işçiler içinde Hakkı haykırmalıyız onlara sahip çıkmalıyız ama halklar devlet dairelerini özellikle işçiler için kapağı atma ondan sonra yangelip yatma yeri olrak gördü. Bu gibi meselelerde biraz daha dikkatli olunması gerektiğine inanıyorum..
ibrahim uzun
06 Şubat 2010 Cumartesi 14:26
yoksa?
Yoksa Ali Bulaç da mı ergenekoncu oluyor?

Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhu vessellem) buyuruyor ki "iki günü bir olan bizden değildir". Eğer bir insanın hayatı ve işi bu şekilde garanti altına alınırsa, Allah (celle ve celalu) o kişiyi nasıl açlıkla imtihan edecek, nasıl bela ve musibetlerle kulunu terbiye edecek?. Bu bir çeşit sigorta olmaz mı? Ve sigorta caiz midir? Bence önce bunu düşünmemiz gerekir. Halkın rızasından önce Hakk'ın rıza ve mağfiretini arayıp bol bol istiğfar ederek şu fani dünyada mümkün ölçüde hiç bir günaha bulaşmadan öteki alem için takva rızığımızı bohçamıza koymalı, sadece ve sadece imanımızı kurtardığımızdan emin olmalı ve onun dışındakı bu tür dünyevi meselelerle iştigal etmemeliyiz kanaati acizanamce..
Bahadır Kurbanoğlu
06 Şubat 2010 Cumartesi 12:09
Allah Razı Olsun
Ali Bulaç lafı uzatmadan net bir şekilde son noktayı koymuş ki bence zihni karışıklara kılavuz olacak bir yazı.

Öte yandan konunun elbette tartışılacak çok yönü var. Müslümanların bu alanlarda layıkıyla bulunmayışları, örgütsüzlükleri, bu sorunların belli ideolojik merkezlerin elindeymiş görüntüsü, sağlıklı tartışmalar yapabilmemizi ve perspektifler geliştirmemizi engelliyor.

Bu da ya "Siz yoksa devletçiliği mi savunuyorsunuz?" şeklindeki bayat soruyu besliyor ya da sanki AK Parti'nin hükümet etmesi "Özelleştirmeleri" kutsal hale getiriyormuş gibi bir düşünüş biçimini besliyor.

Oysa bu konular "Ya herru ya merru" kabilinden tartışılacak konular değil. Üstelik fiili şartların getirdiği zulümler, doktriner savunularla geçiştirilemez. Olması gerekeni ise süreç içerisinde olgunlaşacak tartışmalar geliştirir.

Doktriner olarak Keynesçi ya da neo-liberal tartışmaların tarafları olarak Küresel egemenlerin egoları arasında gelgitler yaşamak istemiyorsak, tıpkı bu yazıdaki gibi öncelikle fiili durumun getirdiği haksızlıkları tespit etmek gerekiyor.

Ateş düştüğü yeri yakıyor.
Konuyu açlık grevlerine ve ölüm oruçlarına kadar vardıran o insanların tamamının başörtülü ve ehl-i secde olduklarını ve direniş ateşini günden güne yaygınlaştırdıklarını bir hayal edin.
Hayal gücümüzün sınırları muhafazakarlık merkezli kırmızı çizgileri ne kadar zorlayacak o zaman kendimizi test etmiş oluruz!

Musa(a) Firavun'un köleleştirdiği insanların kimliklerine bakmadı.

Soruyu kendimize şöyle soralım:

"O çadırlardaki insanlar bize Rabbiniz bu konuda ne buyuruyor?" diye sorduklarında, sağlıklı cevaplar üretebilecek bir itikadı kuşanmak boynumuz borcu!

İnsanların cahillikleri, kimlikleri, aşırılıkları ya da kullanılmak istenmeleri HAKLARINI ORTADAN KALDIRMIYOR!.
Ahmet Örs
06 Şubat 2010 Cumartesi 11:09
önemli bir yazı
tebrik ediyorum Ali Beyi.
yazıdaki asıl önemli olan paragraf özelleştirme ile ilgili olan paragraftır.
kapitalistlerin lobi çalışmalarıyla zarar ettirilip satış propagandasıyla elden çıkartılan KİT'lerle birlikte şehirlerin ekonomileri de çöküverdi işte.
mesele sadece tekel işçisi meselesi değil yani.
koskoca bir hakikat!.
asaf
06 Şubat 2010 Cumartesi 09:49
tekel işçileri
zaman gazetesi tekel işçileriyle alakalı haberlerde işçileri ergenekonla irtibatlandırdı.ali bulaçın yazısı adil olmuş inşallah bu hakka uygun tavırlar islami camiaya sirayet eder.
DİĞER HABERLER
09 Eylül 2010
DÜŞÜNCE PLATFORMU
PANO
İKTİBASLAR