HABER HATTI
Yorum-Analiz
ÖZGÜR-DER
ANKET
Haksöz-Haber'de en çok ziyaret ettiğiniz bölüm hangisidir?
Haksöz Okulu
Haberler
Köşe Yazarları
İktibaslar
Forum

Haksoz haksöz

ARAMA
Hamza Türkmen
Kürt Meselesini Çözümde Hangi Kümeden Yanayız?
11 Mart 2010 Perşembe
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
 

Şinnavi’nin “Ümmetin Yetimleri Kürtler” adıyla Türkçeye çevrilen bir kitabı vardı. Bu isimlendirme Müslüman Kürtlerin Türk, İran, Irak, Suriye ulus devletlerinin ikinci sınıf vatandaşları konumunda kalmalarıyla irtibatlıydı. Kürt Müslümanlar, çözülen ümmet yapısının yetimliği içinde kendilerini daha bir yetim hissediyorlardı. Kürt ulusalcıları için ise Sevr Anlaşması’nda vaat edilen Kürdistan ulus devletinin diğer ulus devletler gibi İtilaf Devletleri’nden onay alıp vücut bulamaması önemli bir gerginliği yaşatmaktaydı. Ama Kürt ulusalcıları için şimdi ABD işgali altındaki Kuzey Irak’ta işgal kuvvetlerinin onayı altında bir ulusal Kürt devleti kurulma ümidi oluşuyordu. Belki Kürt ulusalcılarının da bir devleti olacaktı. Aynı I. Dünya/Paylaşım Savaşı sonrasında emperyalist İtilaf devletlerinin işgali altındaki Ön Asya’da veya Osmanlı Bilad-ı Rum’unda ve Ermenistan-Kürdistan’ında egemen Batı devletlerinin Lozan Anlaşması’ndaki onayı ile Türkiye adlı batıcı, laik, işbirlikçi bir Türk ulus devletinin kurulduğu gibi.

Türk ulusçuluğu, Osmanlı bakiyesi Müslim ve Gayrimüslim halkları/şu’b’u batılı yaşam tarzı için asimile ederek veya tehcir ile yani Kemalizmin ideolojik söylemiyle devşirmiş ve modernistleştirmiş oldu. Kürt ulusçuluğu da farklı değil. İster Öcalanizm, ister Talabanilik veya Barzanicilik adına yapılsın. Muhtemel bu Kürt ulus devletinin çevre güvenliğini daha şimdiden ABD sağlamaya çalışıyor, iç istihbarat işleyişinin örgütlenmesine İsrail hizmet veriyor. Federe Kürt Devleti’nin parlamento binasını da TSK’nın ekonomik uzantısı OYAK inşa etti ve Tak Tak bölgesi gibi havzalarda petrol çıkartma işini de küresel kapitalizmin dev uluslar arası şirketleri şimdiden yasal güvencelerini de oluşturarak yağmaladılar. Bu yağma düzeninin iç işleyiş ve pazar emniyetini de, bölgedeki Şeyhlik, Şahlık ve Krallık rejimleri gibi yeni Kürt ulus devleti elitleri üstlenmiş olacak.

Lakin bölgede bir Kürt ulus devletinin oluşturulmasına icazet çıkmasına rağmen, Kürt kavmini oluşturan aşiretlerin işbirlikçileri arasında ulus olmak için iç ihtilafları henüz bitmedi. Resmi dil veya eğitim dili Kırmancca mı olacak Soranice mi? Yazı dili Soranicenin, Kırmanccanın veya Zazacanın asırlardan beri yazıldığı Kur’an harfleri ile mi resmileşecek, yoksa Kemalist devrimler gibi asırlardır kullanılan yazı dili değiştirilip daha çok Avrupalılaşmak adına Latin alfabesine göre mi şekillenecek?

Bütün Müslüman kavimler kardeşliklerini sağlayan Kur’an nimetinden uzaklaştıkça tevhid ve adaletin tanıklığını yapan İslam ümmetini yitirmeye ve hep birlikte öksüzleşmeye başladılar. Yaşanan bu öksüzlükten sonra uluslaşan, uluslaştırılan, uluslaşmaları için asimile veya imha edilen diğer Müslüman kavimler/şu’b gibi Müslüman Kürt kavmi /şa’bı da diğer Müslüman halklar gibi uluslaşma sürecine itilerek ikinci bir şoku yaşamakta yani yetimleşmesi söz konusu olmaktadır.

Bu bağlamda ulus devletler kıskacına alınan Kürt kavmi için “Ümmetin Yetimleri” nitelemesi bir zulmü, imha ve asimilasyon politikalarını ima etmesi açısından önemlidir. Ancak Müslümanların haline total olarak bakıldığında asıl yetim kalanın Kürtlerin de içinde olduğu İslam ümmetinin kendisi olduğu görülecektir. Birinci Dünya Savaşı’nda tüm coğrafyamız işgal edilmiş, ümmetin görece siyasi birliği de tamamen bozulmuştu. Emperyalistler coğrafyamızdan çekildiklerinde, geriye işbirlikçi iktidarlar ve ulus devletler bırakmışlardı. Bölgemizdeki Kürt sorunu da emperyalist devletlerin sınırlarını cetvelle çizdiği veya onayladığı statüyle, tüm Müslüman veya gayri Müslim tebaaya dayattığı sanal ve seküler ulus kimliklerle başladı. İran, Türkiye, Suriye ve Irak ulus devletleri, tebaayı zorla Türkleştiriyor, Araplaştırıyor veya Farslaştırıyorlardı. Bu zulme İslam’ı üst kimlik olarak algılayan Müslümanlar Oğuzu, Azarisi, Kırmancı, Zazası, Arabı, Lazı, Çerkezi, Gürcüsü, Boşnağı ile direndiler. Ama imha ve asimilasyon politikalarına karşı direniş bu emperyal ulus projelerini geriletemedi. Şeyh Said’in ayaklanmasından sonra 1925 Şark Islahat Planı, bölgede Kürtçe konuşmayı yasaklıyor ve Kürtçe konuşanları ağır para cezasına çarptırıyordu. Sonra da sürgünler ve İstiklal Mahkemeleri’nde idamlar başladı. Ve dergâhlarının kapatılmasını ve batıcı şekli modernleşmeyi kabul etmeyen Seyid Rıza liderliğindeki Alevi direnişi de büyük Dersim Katliamı ile 6 yıl içinde bastırılmıştı. Sünni ve Alevi olsun Müslümanlar ve Kürtler karşılaştıkları rejimin katliam, yasak, sürgün ve asimilasyon politikaları karşısında sindiler. Fiili direniş, formunu buğz etmek üzere değiştirdi. Çok partili sistemle de var kalabilmek için rejimle uzlaşma yolunu seçtiler. Alevilerin sonradan CHP’yi ve Kemalizmi tercih eden tutumları “Katiline aşık olma” hali gibiydi. Sünni Müslümanlar ve Kürtler de 1945’den sonra “karşıtına sığınarak var olma” yolunu seçip milli dindarlığı keşfettiler. Asimilasyon rejim açısından büyük oranda tamamlanmıştı.

Kürt sorunu 1970 TİP Kongresi’nden itibaren sosyalist hareketler tarafından kurcalanmış ve 1978’de kurulan PKK ile inisiyatif sosyalist Kürt ulusalcılarına geçmişti. Türkiye’deki İslami uyanışın mayalandığı yıllar ise 1970’li yılların ortalarında oldu. Müslümanlar tarihi süreç içinde yitirdikleri bilinci Kur’an ekseninde tevhidi kimlik olarak kavradıkça da Kürt sorunu ve hayatımızı kuşatan bütün sorunlarla ilgilenmeye başladılar. Partisel mücadele içinde İslami duyarlılık açısından Erbakan’ın 1995 Bingöl konuşması da bir dönüm noktası idi. Erbakan “Siz Kürt çocuklarını her gün ‘Türküm doğruyum’ diye bağırttırırsanız, yarın da onlar ‘Kürtün en doğru benim’ diye haykırır ve ayrışır” diyordu. Bu tarihi arka planı göz önünde tuttuğumuzda bugün için Kürt sorununa çözüm arayışı açısından üç öbek bulunmaktadır. Birincisi Kürt ulusalcıları, İkincisi Türkiye demokratları, üçüncüsü ise İslam’ı bütünsel olarak okumaya çalışan Müslümanlar.

Bugün Kürt sorununa çözüm öneren ve Kürt Açılımı’nı başlatan AK Partidir. Çözümden yana olan siyasilerin ve demokrat aydınların ekserisi bugün merkeze en yakın veya bizzat sistemin restorasyonu içinde merkezi ifade eder hale gelen AKP’nin bu açılımını zaaflı ve eksik görseler de, eleştirel bir dille de olsa desteklemektedirler.

İkinci taraf olan Kürt ulusalcıları ise tüm Kürtler adına konuşmakta ve PKK’yı da gözeten bir dille seyyaliyeti bol çözüm önerilerinde bulunmaktadırlar. Ama Kürt ulusal hareketinin lideri Abdullah Öcalan İmralı Savunması’nda ve 3-4 yıl öncesinde de bölünme ve bağımsız bir Kürt devleti kurma hedefinden vazgeçtiklerini açıklamıştı. Zira Türkiye’deki Kürt nüfusunun yarıya yakını batıdaki büyük şehirlerde yaşamaktaydılar, modernleşmeyi tadıyorlardı ve büyük bir bölümü daha da geriye göç etmeyeceklerdi. O zaman Kürt sorunu, Osmanlı Kürdistanı’nı esas almakla birlikte Türkiye bütünlüğü içinde tartışılmalıydı. Ve bu hareket Kemalizmin modernleşip laikleştiremediği Kürtleri laikleştirmeye talipti. Son mahalli seçimlerde kapatılan DTP’nin Türkiye’den aldığı toplam oy miktarı ise %5.7 idi. Bu miktar, oy atmayanları ve çocukları da katarak oranladığımızda 3 veya 3,5 milyon insana tekabül etmekteydi. Oysa kendini Kürt aidiyeti ile ifade eden insanların sayısı ise en az bu oranın 3 veya 4 katıydı. O zaman dünkü DTP veya bugünkü BDP veyahut PKK “Biz Kürtler” derken tüm Kürtleri temsil etmemektedir ama öncü ve rol belirleyen bir güçtür.

Geriye ise Kürt kavminin 1300 yıldan beri fıtri aidiyetini taşıyan Müslümanlar kalmaktadır. Bugün İslam’ın siyasi söylemini veya tevhidi değerleri ön planda tutan Müslüman Kürtler de hesaplar dengesinde üçüncü kuvveti temsil etmektedirler.

Bu taraflar arasında ayrılığı veya yeni bir oluşumu düşünen kümeler ise marjinal bir hayalcılık içindedirler. Ayrılıkçı marjinaller ise daha ziyade romantizme bulanmış anarşistlerin psikolojisi içinde bulunuyorlar. Kürtlere özgü yeni bir muhafazakar-demokrat parti hayalini de dillendirenler olabilmektedir. PKK bile Türkiye halkından ve bütününden bahsederken, ve AK Parti açılım olayını vazgeçemeyeceği bir mücadele alanına çevirmişken, yeni bir Kürt AKP’sini düşünmek ancak fırsatçı ve hizipçi siyasilerin yanılgısı veya Kürtler arasındaki AKP’nin gücünü kırmaya kalkışan oligarşik güçlerin derin hesabı olabilir. Kürtler arasında demokrat ve İslam’a düşmanlık göstermeyen çizginin alternatifi olsa olsa belki Numan Kurtulmuş liderliğindeki SP olarak düşünülebilir. Yeni bir Kürt AKP’si ihtiyaç olsaydı, son mahalli seçimlerde HAK-PAR % 0.1 oy almazdı.

Kürt meselesinin çözüm arayışında üçüncü ve en kadim öbeği oluşturan İslamcı bakış açısının ise acil olanı gerçekleştirmek, yangını söndürmek, boğulanı kurtarmak anlamındaki çabalara öncelikli olarak el atması,  acil çözümle ilgili dil ve fıtri kimlik aidiyeti konusunda yasakların kaldırılması için inisiyatif alması gerekmektedir. Ama bölgede ve tüm İslam coğrafyasında en büyük felaket iç ve dış nedenler dolayısıyla vahiyden ve fıtrattan uzaklaşılmasıyla oluşmuştur. Bunun için ilk defa tüm insanlığın ve doğanın düşmanı küresel kapitalizme karşı insanın ve eşyanın tabiatını, özgürlüğünü ve adaleti savunan bir erdemliliği kuşanmamız gerekmektedir. Vahyi bilinç inşası ile gelecek projeksiyonumuzu, insan fıtratına aykırı olan ulusalcı yabancılaşmaya ve kapitalist kültürün işgal ve sömürüsüne karşı bizleri iman ve amelde vahiyle yeniden diriltecek tevhidi bilgi ve kazanımlarımızın evrensel değerleriyle temellendirmeliyiz.

Başkaların sahnelerinde veya yöntemleriyle ancak “Firavunun sarayında imanını gizleyen adam” kalınabilir. Biz İslami ilkelerini buğuza, özgürleşmesini de müdahaneye bağlayanlardan olmamalıyız. Zira müdahane ile gelecek bir özgürlük, fıtrat-vahiy ve adaletle bir buluşma değil; bir inhiraf, bir hedonist ötekileşme veya emansipasyon halidir. Türk toplumu haline getirilen insanlarımız zaten bu sapkınlığı yaşadı ve yaşamaktadır. Bu kirlerden hep birlikte elbiselerimizi temizlemeliyiz.

Hesabını dareyni gözeterek yapanlar için Kürt sorununun çözüm arayışı, tüm Müslümanların çözüm arayışı gibi,  uluslaşma biçimlerine ve tüm kapitalist kuşatma ve yaşam biçimlerine karşı yürüteceğimiz uzun soluklu bir mücadele stratejisi ile aydınlığa ulaşacaktır. Fiili zulme ve haksızlığa karşı çıkarken tabii ki haklarımızı mevzi olarak da olsa geri almaya çabalayacağız. Ama asıl olan asırlardır yitirdiğimiz vahyi nimeti inanç duruluğunda, düşünme kapasitesinde, tevhid ve adaletin örnek tanıkları olmada yeniden hayat sahnesine çıkartabilmemizdir. Uzun vadeli stratejik çözümlememizin yükümlülüğü, namaz gibi, adalet gibi, oruç gibi pratik hayat ve mücadele içinde bugünden başlamalıdır.

Şüheda olma görevine, vahyin bildirdiği tohum meselini kavrayarak, “tek başına İbrahim gibi bir ümmet olma” bilinci ve adanmışlığıyla adım atılabilir.  Kürt sorununu çözüyor gibi yapmak veya palyatif tedbirlerle oyalanmak ya da çözüm diye fıtrat karşıtı değerler de taşıyan AB kriterlerine sarılmak bizi kandırmamalı ve oyalamamalıdır. Tabii ki ateş söndürülecek, gaspedilen haklarımızın meşruiyet çerçevesinde geri alınması için mücadele edilecektir. Ama en büyük mücadelenin bugünden başlamak üzere hidayet rehberimizin mesajını modern hayatta fikri ve fiili olarak örneklendirerek, niteliği ve istişareyi yükselten tanıklıklar gerçekleştirerek verileceğini de Kur’an talebeleri hiçbir daim unutmamalı ve stratejik hedeflerinde  “idare-i maslahatçılık” gibi pragmatik iğvalara kapılmamalıdırlar.  

İki cahili kimlik sahibi arasında Sasanilere karşı Rumların ilerlemesi hoşumuza gidebilir. Ama bizim işimiz cahili Rum ordusuna asker yazılmak değil, Allah’ın kulları olarak kendi ordumuzun omurgasını yükseltmeye çalışmak olmalıdır.

YORUMLAR
Toplam 21 Yorum
vedat
25 Mart 2010 Perşembe 10:33
Çözümü netleştirmede usulümüz nasıl olmalıdır?
Merhaba canım kardeşlerim
Herkesin katkıda bulunduğu bir konuda tevhid şuurunu elde etmiş müslümanların bu konunun çözümüne ilişkin kısa,orta ve uzun vadeli planları olmalıdır. Açlığın, yoksulluğun, ezilmişliğin kol gezdiği bir dönemi yaşayan bu kardeşlerimizin dertleriyle dertlenmeli içinde bulundukları olumsuz durumların, batıl gruplarca istismar edilip sömürülmesine fırsat vermemeliyiz.
Peki neler yapabiliriz:
1-Bu kardeşlerimize maddi yardım yapabiliriz.(İlaç,giyim,gıda,kitap,nakit para...vb)İçimizde maddi durumu iyi olan kardeşlerimiz bir yardım derneği vasıtasıyla bu işi üstlenebilir.
2-Gençlerin birer meslek sahibi olabilmeleri için Meslek kursları açılmalı ve bu kurslar yardım derneklerince finanse edilmelidir.
3-Okuma kültürünün gelişmesi ve İslami duyarlılığın artması için Kur'an mealleri,Siyer kitapları,tefsirler ve İslami içerikli kitaplar basılıp-dağıtılabilir.
4-Hamza Türkmen abimizinde ifade ettiği gibi özellikle ulusçu-milliyetçi seküler akımların zararlı etkilerini azaltmak için İslamın evrensel şiarlarını,ilkelerini tebliğ yoluyla halka anlatmalı ve bu konuda bol bol sempozyumlar,paneller,seminerler,kurslar vermeliyiz.Kısacası tevhid akidesinin bir bütün olarak halka anlatılması halinde ulusçu-milliyetçi akımların tuzakları işe yaramayacaktır.
5-Gençler müziksiz yapamazlar.Bu konuda özgün müziğimizin sesi olan kardeşlerimizi bir organizasyon eşliğinde bölgeye gönderebiliriz.
Gençlere yönelik tiyatro etkinlikleri düzenlemeli ve tiyatro vasıtasıyla güzel mesajlar verebilmeliyiz.
6-Yaşanan insan hakları ihlalleri ile ilgili olarak avukat tutup haklarını alabilmeleri için sonuna kadar yanlarında olduğumuzu göstermeliyiz.
7-Milliyetçilerden-ulusalcılardan uzak olduğumuzu,bu tür batıl ideolojilerin küfür olduğunu halka anlatmalıyız. her türlü milliyetçi, devletçi söylem ve eylemlerden şiddetle sakınmalı ve halkın kafasının karışmasına sebep olmamalıyız, kısacası örnek bir mü'min olmalıyız.
vesselam
haydar
25 Mart 2010 Perşembe 00:18
Ulusçuluk çıkmazı
Hamza kardeş! çok uyarıcı bir yazı olmuş,özellikle türk ulusçuluğu karşısında makul gerekçelerle oluşturulan kürt ulusçuluğuna müptela olmadan,nasıl bir duruş sergilenebilir?noktasında aydınlatıcı bir makale olmuş..
Allah cahili,kavmi sapmalardan mü'minleri korusun..
saidmansur
24 Mart 2010 Çarşamba 00:43
abdullah yılmaza
buna hataları kutsamak değil de, doğruya doğru, yanlışa yanlış demek gerekmez mi desek? kardeşim ağacın dallarını budayalım derken, bindiğimiz dalı kesmemeye de dikkat etmek lazım. gelenek kökünden kesilecek bir ağaç değildir dikkat edelim. Said Nursi'nin milliyetçilik konusundaki tutumu hakkında yaptığım kısa açıklamaya dikkat ettiğinde içinde herhangi bir menfi yön görünüyor mu?
Abdullah Yılmaz
23 Mart 2010 Salı 02:58
Hataları kutsamamak gerekmez mi?
Saidmansur kardeşim veya ağabeyim. Önemli olan yaşça değil ilkesel olarak büyümektir. Birincisi millet veya milliyetçilik tüm Arapça gramer kurallarına ve lugatlarına göre müsbet veya menfi kabile veya kavim için, yani adam sayısı ile ilgili kullanılmaz. Tahkiki bırakırsanız sadece taklitçi olursunuz. Üstadınızda yanlış yaptığında onun yanlışını devam ettirirsiniz. Oysa bütün insanlar zaaflıdır. İyi bildiğimiz insanlarında hatası olabilir. Hatasız olan örnek alınacak konularda Hz. Muhammed'tir. Konulara duygu ile değil vahyi ölçülerle yaklaşmamız gerekmez mi?
saidmansur
20 Mart 2010 Cumartesi 13:47
Abdullah yıldıza
müsbet milliyetçilik Bediüzzaman'ın zaafıydı diyen bir kişinin Bediüzzaman'ı anlama zaafı var demektir. O, müsbet milliyetçilik kavramını, kendisini milliyetçilikten kurtaramayanlara bir alternatif yani ruhsat olarak ortaya koymuştur ve bunu yaparken de bu cibilli hissi, islam'ın gayesi olan yöresel ve kavimsel yardımlaşma gayesini güçlendirmek adına kullanmak istemiştir ki insanların kabile kabile yaratılmasından maksat da budur değil mi kardeşim? Yoksa onun için aslolan islam "milliyetidir". Maaşallah insanlar büyüdüler ve alimleri yani hayatını islama adamış o insanları nasıl da böyle haklı tenkidlere tabi tutuyorlar(!)
Abdullah Yılmaz
17 Mart 2010 Çarşamba 17:21
Gayri İslami olandan ayrışmalıyız.
Zehra Vakfı "üçüncü taraf sanşısını kaçırdık" diye "iki taraftan hangisi avantajlıysa orada yer alıp geleceğe kapı aralayalım" diyordu. Şimdi AKP tarafı içindeler. Kürt milliyetçileri de iki küme: a. PKK ve versiyonları b. Barzani ve yeni oluşan Kürt milli devleti.

Tevhidi şuura ermiş olan Müslüman Kürtlere düşen ise, diğer tevhidi müslümanlarla vahdeti hedefleyen bir yolda milliyetçiliğe ve laik ifsadın dayatmalarına karşı koyarak bağımsız tevhidi bir cemaat ve mücadele alanı oluşturmalarıdır. Müspet milliyetçelik de Bediüzzaman'ın zaafıydı. Müspet milliyetçilik yapan Mehmet Akif gitti Türk milliyetçilerine İstiklal Marşı yazdı. Milliyetçilik bir ifsat halidir, müspeti menfisi hepsi de laikliğe ve ayrışmaya götürür. Ayrışma derken sakın TC içinde aynı kalalım anlaşılmasın. Asıl TC gibi ifsad düzenlerinden ayrışmalıyız ama tevhidi şiarlara iman edenlerden değil.
SALAHADDİN EYYUBİ
16 Mart 2010 Salı 09:07
KÜRD SORUNU VE MÜSLÜMANLAR
Bu konuda MEHMET PAMAK'ın KÜRD SORUNU VE MÜSLÜMANLAR kitabı var.Ayrıca, İZZETİ YANLIŞ YERDE ARAMAK isimli kitabıda var.Bu kitabları okumakta fayda var.15 sene ewwel yazılmış.Eminimki,bir yol sunar.
Cihangir Akbaş
15 Mart 2010 Pazartesi 16:40
Med Cezir
Med Cezir

Bir yanımız Med, bir yanımız Cezir; gelgitler arasında bir kavga...

Bir yanımız geleceğe bakar; düşler ve hayâller biriktirir. Bir yanımız geçmişe bakar; anılar ve birikimler berkitir.

Bir yanımız özlem ve tutkudur; ardına düştüğümüz amansız sevdâ. Bir yanımız nefret ve öfke; peşimizi bırakmayan lâ’net pranga.

Bir yanımız yeşil ve mavi; bir ağaç gibi gururlu ve bir su kadar mâsum. Bir yanımız kızıl ve sarı; yürekte kor kor bir yangın ve kurumuş umutlar.

Bir yanımız muhlis ve munis bir sufi; tam bir teslimiyet alındaki yazgıya. Bir yanımız zorbaların tekerine çomak sokan bir şaki; red ve isyan bileklerdeki prangaya.

Bir yanımız tertemiz fıtrat; “leqed xeleq’nel- insane fî ehsen-i taqwîm”. Bir yanımız bozguncu ve fesâd; “summe redednehu esfele safilîn”.

Bir yanımız başı dik ve mağrur; altımızda binlerce yıllık bir tarih. Bir yanımız boynu bükük ve mazlum; üstümüzde kimliğini yitirmiş bir coğrafya.

Bir yanımız tümevarım; parçalamak istediğimiz sınırlar ve dikenliteller. Bir yanımız tümdengelim; bizi parçalara parçalara ayıran konjüktürler.

Bir yanımız evrensel; dünyanın tokadını yediğimiz kardeşlik. Bir yanımız yerel; evimize kadar giren kalleşlik.

Bir yanımız Med; bize dayatılan ilkel ve pagan kültür. Bir yanımız Cezir; ait olduğumuz muazzam İslam medeniyeti.

Bir yanımız Med, bir yanımız Cezir; gelgitler arasında bir kavga.

Bir yanımız Medya, bir yanımız Cezire.

(İBRAHİM SEDİYANİ)

WWW.CEYLANPINARI.COM

iŞTE durumumuz böyle dostlar. Bize düşen görev emri bil maruf ve nehiy anil münkerdir. Hamza Türkmen'in dediği gibi İki cahili kimlik sahibi arasında Sasanilere karşı Rumların ilerlemesi hoşumuza gidebilir. Ama bizim işimiz cahili Rum ordusuna asker yazılmak değil, Allah’ın kulları olarak kendi ordumuzun omurgasını yükseltmeye çalışmak olmalıdır.

Selam ve dua ile
Hakan A.
13 Mart 2010 Cumartesi 18:16
Müslümanca Düşünmek
ADALET rumuzlu arkadaşın ne istediği anlaşılmıyor. Çözülme veya anomi hali bir istek değildir. Bence Hamza beyin yazısını okumamış veya "anlaşılmıyor ki" tavrını kuşanmış.

Kürk sorununun çözümü hakkında PKK dahil Kürt ulusalcılarının bile çok azı ırkçı bir bağımsız Kürt devleti istiyor. Zaten yazıda da ayrılmayalım Müslümanlar olarak hep birlik başımızdaki ulasal cahili sistemlere karşı mücadele edelim deniliyor. Bosna'da olsun, Gazze'de olsun, Çeçenistan'da olsun ulusçuluğu sembolleştiren herkes vahye göre büyük zulüm içindedir. Ve Türkiye'de de...

Namaz kılıp da MHP'li BBP'li yada biraz da Milli Görüşçü olmak neyse, namaz kılıp da Barzani gibi Kürt ulusçusu, BDP gibi Kürt demokrat ulusçu olmak da odur. Kürtlük de Türklük de Müslümanlar için alt kimliklerdir. Önemli olan Müslüman olup iktidardaki ırkçılara karşı tavır almak, ve herkesin doğuştan getirdiği kimliklerini yasaklayanlara karşı mücadele etmek ama kurtuluşu Müslümanca düşünmektir.
ADALET
13 Mart 2010 Cumartesi 10:54
KÜRD SORUNU
KÜRD sorunu olduğunda neden herkes milliyyetçi-ulusalcı kesiliyor anlayamadım?
Hem Müslüman olduğunu söyleyip hemde adaletli olmamak mümkünmü?
Filistin,Çeçen,Afgan ,uygur,Boşnak için istenen neden Kürd söz konusuysa kabul görmüyor.
çawşin
13 Mart 2010 Cumartesi 01:32
gülümse biraz
yazdıklarımı tersten okumuşsun be güzel kardeşim.hamza abiye de teşekkür edeceğiniz yerde anlamsızca kızıyorsunuz.
öcalan'ın avukatlarıyla yaptığı görüşme notlarından anladığım kadarıyla siz ondan daha ilerdesiniz.aslında sizi anlıyorum. sonuçta bende bir kürdüm. tepkileri bir zaman bende karıştırıyordum. zülme karşı tepki hepimizin ortak bir paydası.kürt hareketlerine karşı değilim. yanlarında da değilim.
berzani'nin vardığı yerden çok onu oraya iten sebepler üzerinde konuşmak daha doğru bir yaklaşım olur. türkiye'li kürtler içinde aynı şeyleri düşünüyorum. sebep ve sonuç ilişkisine bakmak lazım. bu arada eğer dediğin gibi müslümanlığınız çalınmış ise, çalandan çok sahip çıkamadığınız için siz suçlusunuz.
şimdi güzel kardeşim. sakin sakin düşünürsen öyle inanıyorum ki daha sağlıklı sonuçlara varabileceksin.
''İki cahili kimlik sahibi arasında Sasanilere karşı Rumların ilerlemesi hoşumuza gidebilir. Ama bizim işimiz cahili Rum ordusuna asker yazılmak değil, Allah’ın kulları olarak kendi ordumuzun omurgasını yükseltmeye çalışmak olmalıdır.''
daha ne desin hamza abi.
A. Kadir Gülmez
13 Mart 2010 Cumartesi 00:11
Çawşin'e
Siz diyorsun, evet biz, “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi” olduk, sen dostum “fikir sahibi olmadan bilgi sahibi” olmuşsun, ne çıkar. Bunu da yaz bilgi haznene! Yaz ki, nice işkencecilerle baş başa kalanlar duyduk, duyduk da iğrendik, İşkencecidense işkence görenden. Nice dört belki de beş parçayı dolaşanı gördük, gördük de ürktük, gördüklerinden değil de gösterdiklerinden.

Bugün klavyenin başındayım, tuşlarla oynamak kalmışsa bize-bana dostum, bunun suçunu da bize-bana yükleme, eğer bir suç ise! Hamza abinle bir derdimiz yok Çawşin, seninle de.

Çamurdan bir Kürdistan arzumuz da yok Çawşin, çamurdan kurulmuş yüreklerle bir savaşımız var, arzumuz bu savaştır Çawşin! Bir çırpıda ilmihalle yetinmemizi istiyorsan eğer, helal-haram dengesinden ne şaşma-sapma keşfettiysen onu da belirle ki, gezip gördüğünle yetinmene gerek kalmadan gözün gönlün açılsın. Bitmemiş tartışmalara helal-haram hükmünü koyarken insanın kasılması biraz hayâdan olsa gerek. Bu gereği yaşadığına inanmak isterim, tıpkı önerdiğin gereği yaşadığın gibi.

Bize ne iş kovalayan hayvanlardan, onun da hesabını bizden mi soracaksın Çawşin. Biraz acı, biraz merhamet et Çawşin; Barzani’ye emperyalist uşağı mı dememi istiyorsun, bundan şüphe etmediğimi söylesem boyun uzar mı bilmem, ama savaşımız kaybettiğimiz veya yerlerde sürünen Müslümanlığımızı, Müslümanlığımızı çalanlardan geri almaktır. Ve benim Müslümanlığımı Kürdistan’da, daha, kâfir çalmayı becerebilmiş değil. Ve Müslümanlığımı kimin çaldığını ben-biz- biliyorum ve bundan da hiç şüphem-iz- yok. Senin de kuşkuların var, belli. Ama emin olmayı, emniyette olmayla kırıtınca düşünmekten sıyrılıp iz’an emrediyorsun. Dedim ya “biz bilgi sahibi olmadan fikir sahibi” olmuşuz.

Vesselam…
akdirgulmez@gmail.com
çawşin
12 Mart 2010 Cuma 23:20
Sinan Aslan,A. Kadir Gülmez
siz diyin 5 ben diyim 4...4 parçayıda gezmiş,görüşmüş arkadaşınız olarak umarım tasviyelerime kulak verirsiniz.
başta din adına kürdistan coğrafyasında işlenen cinayetlerin ve devletin sınır tanımayan vahşeti karşısında 'suçlama' getirdiğiniz insanın ve insanların o dönemler nasıl bir tutum içerisinde olduğunu ve nasıl bir politika izlediğini bilmeden,öğrenmeden hoyratça eleştirilerinizi bir kürt olarak kesinlikle kabul etmiyorum. haksöz'ün 1991'den 2008'e kadar tüm sayıları (http://www.haksozhaber.net/okul_v2/) adresinde.tıklayıp bir araştırın.kürtlere ve kürt sorununa bakış ve çözüm önerilerini dikkatlice görün.hamza abinin çalışmalarına haksöz okulunda bir göz atın yada mümkünse inceleyi verin. daha dün hamza abinin sistemin tüm partileri için 'cahiliye' dediğini okumamışsınızdır her halde. kusursuzluk ve mükemmeliyet yaradana mahsustur. bir insanda hata bulmamak en büyük hatasızlıktır. lakin sırf eleştiri olsun diyede klavyenin tuşlarında parmak oynatmak insafsızlıktır. hangi zeminde olursa olsun diyaloja açık bir insana geçmişte ki dinci haraketlerin hesabını sormaya kalkmak yahudiyi hz.isa'dan dolayı asılar sonra tokatlayan müslüman misali komikliktir. etnik kimliğimden dolayı ağırlandığım yerde oruçlu olduğunu söyleyen işkencecim de kendisini müslüman olarak tanımlıyordu.bu insanı kümelemek istediğimizde nereye koyacağız.helal istanbul'da da, diyarbakır'da da, hewlerde de, paris'de de helaldır. haramsa yine her yerde haram. helalıda,haramıda coğrafyalara sıkıştırmaya kalkmak mantıksızlıktır. paranın dini imanı yok. kürdistan federe devletinde kürt burjuvasisiyle birlikte iş tutan ve iş kovalayan türk manşeili mhp'liler den bile haberiniz yok.arkamızda tuğuti bir rejim ve tuğyanlarla dolu bir düzen için ölmeye değmez. uğrunda ölünecek tek şey İslam'dır. çamurdan olacaksa kürdistan sizin olsun. nedenler ve sonuçlar üzerinde her zaman konuşmaya evet. ama bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya kalkışmak kabul edilir bir şey değildir.
sağlıcakla kalın.
XECİ EBAS
12 Mart 2010 Cuma 21:09
KÜRD SORUNU
TC'nin kuruluşundan beri düşman olarak addettikleri bellidir: KÜRDLER,MÜSLÜMANLAR,SOSYALİSTLER.
Baş edemediği konularda yozlaşma yollarını seçmiş TC.
Müslümanlarla başedemediği zaman, prof kılıklı ilahiyatçılarla ve cemaat hocası,tarikat şeyhleriyle İSLAM'ı yozlaştırmaya ve MÜSLÜMAN kitleleri kontrol altında tutup yönlendirmeye çalışmıştır.TÜRK-İSLAM sentezi diye yeni bir din icad etmiştir.Her camiye TC bayrağı asılmış ve bayraktaki ay ALLAH'ı yıldız Peygamberi sembolize ediyor gibi ŞİRK dolu hurafeleri yaymıştır.
Sosyalist kesimide zayıflatarak uluslcı çizgiye çekmiştir.
Küdlerede inkar,imha,asimilasyon politikaları uygulamıştır:
1.) KÜRDCE'yi yasaklamıştır.
2.) KURDISTANDAKİ yerleşim birimlerinin ismi değiştirilmiş ve daha sonra KÜRDLERİ zorla göç ettirme yolları kullanılmıştır. 4000 ciwarında köy yakılmıştır.
3.) Ajanlaştırma,koruculaştırma,faili meçhul ve işkenceyle KÜRDLER birbirine kırdırılmaya çalışılmıştır.
4.) ZAZALAR KÜRD değildir tezi işlenerek,KÜRDLERİ ayrıca , birbirine düşürmeye çalışmışlardır.
ayhan
12 Mart 2010 Cuma 18:00
Eline sağlık
Yazarında dediği gibi stratejik çözümlememizin ağır sorumluluğunu herzaman omuzlarımızda hissederek, ve tabiki taktiksel gelgitlerin abartısına kendimizi ve hareketi kaptırmayarak, kimsenin ordusuna yazılmadan ve hatta yazıldığımızı düşündürecek netsizlikler ortaya koymadan kendi ordumuzun omurgasını oluşturmalıyız.

Küresel sermayenin talanına karşı durmak yönündeki tespiti haklı olarak yapan yazarın, küresel sermayeye karşı dururken, ÇUŞlere kapıları sonuna kadar açan AKP den iyi şeyler beklediğini de belirtmesi paradoksal bir hal arzediyor. Ve kendi adıma ülkenin ÇUŞlere peşkeş çekilmesinin bizim sorunumuz olmadığını düşünmeye başladım artık. Zira hep akp nin demokrasi adına yaptığı büyük işlerden bahseden islami çevreler neden AKP-ÇUŞ ilişkilerini gündeme getirmezler diye merak ediyorum. Bugün ki emperyal sömürünün basit bir pazar ve iktisadi bir faaliyetten ibaret olmadığı açık değilmi? Ticareti Şam dan ipek alıp medineden hurma götürmeye indirgeme yanılgısı içindemiyizin endişesindeyim.

Kürt meselesine bakış da yazar harika bir özetleme ve genel bir hedef belirleme olması yönüyle ufuk açıcı bir yaklaşım ortaya koymuş.
Eline sağlık.
Murat AYDOĞDU
12 Mart 2010 Cuma 15:01
Bizim yolumuz bize, onların yolu onlara...
Hamza ağabey'in son cümlesini selamlıyorum.
Kendi yolunu çizmeyen çizemeyenler sıratı mustakimden saparlar.
Trabzon SümelA'ya çıkan yolda bir yazı var.
"Kestirme yollar tehlikelidir":)
çawşin
12 Mart 2010 Cuma 14:42
dinsizin hakkından imansız gelir misali
sayın hocam. duruşunuzu ve söylemlerinizi çok önemsiyorum.
taraflar 'FİNİS'i oynamaktan söz ediyorlar.süreç önü alınamaz ise büyük bir yıkım getirecektir.
umarım bu tavsiyeleriniz arka sıralarda 'dini kimliklerle' bekletilen hazır kıtalara bir uyarı olur.
bu ''net'' söylemlerinizle kitlelere ulaşabildiğiniz ölçüde başarıyı ciddi ve büyük bir anlamda
yakalayabileceğinize cani gönülden inananlardanım. yeterki ulaşabilin.
her müslüman türk kardeşimizin Hamza Türkmen gibi 'kürdü' düşünen ve Murat Aydoğdu gibi 'kürdü' kucaklayan
bir yaklaşım içinde olması hem sevindirici ve hemde ilerisi için umut vericidir.
A. Kadir Gülmez
12 Mart 2010 Cuma 14:24
?????
“Cahili Rum ordusuna asker yazılmamak” çekici bir ifadedir ki, söyleminize uygun düşüyor. Peki cahili ve de azılı Sasani (TC) ordusuna Afganistan’dan çekil tavsiyelerinizi nereye uyduruyorsunuz. Üstelik bu Sasani ordusuna yapılmış geç bir tavsiye olarak ileri sürülüyor.

Bu yazı, içeriği dolayısıyla da romantizmin sol kompleksinden neşet etmiş gibi bağırırken, “yeni bir oluşumu düşünen kümelerden” bahsederken ne tür bir marjinallık romantizminin anarşistleri olduğunu söyleyebilmektesiniz. Kendinize benzettiğiniz için söylüyorsanız diyecek bir şey yok tabi. Bir de kimdir bu “yeni bir oluşum düşünen kümeler”, neden açık değilsiniz. HakPar’ı kast ediyorsanız, onun yeni bir oluşum olmadığını da bilmeniz icap eder. Ta derinlerden gelen Burkaycı bir fıs patlamadır HakPar ve asla yeni bir oluşum değildir. “Yeni bir oluşum kümelerinden” AKP’nin yerini alabilecek olan da olmadığına göre HakPar, tekrar sormam icap eder, kimdir? diye bunlar.

Ve AKP’nin yerine aday olabilecek bir oluşlumu Kürtler planlıyorsa onlardan farklı neyi yaşayabildiniz de zararlarını salık veriyorsunuz, aşkınız Kürt halkına.

Bu yazı nerden çıktı da demeyeceğim, ama enişteler boşuna öpmezler. Mutlak bir bit yeniği vardır herhalde, diye düşünmekten nasıl kurtulmamızı sağlayacaksınız.

Bu yazı, bu yazıya zihnen hazır olanlar dışında neye hizmet etmektedir. Mesela bir görevi yerine getirme duygusunun ifası mıdır, yoksa eğer Kürtler bir oluşum düşünmüşlerse bu yazıyla vaz mı geçecekler. Yoksa duyumlar var da, gardınızı mı alıyorsunuz.

Korkmayın, Kürdistan’da Müslümanlar ne yapıyorsa sizden daha iyi yapıyorlar. En ahmakça Müslüman eylemi dahi, Kürdistan’da bir şeydir. En akıllıca gelen bütün gazellerden.
Sinan Aslan
12 Mart 2010 Cuma 12:53
Bir Yorum-2
1995 yılında bu söylemi geliştirenlerin bundan bir kaç yıl önce MHP ile ittifak yaptıklarını, kurumlarının tümünün milli kelimesi ile başladığını (mili görüş, milli gazete, mili gençlik...) ve ayrıca Kürt katliamlarından sorumlularla koalisyon kurduklarını, birde "fasa fiso" meselesi de var ama neyse bu konu bu kadar yeter.

6-BDP yanlıları da Müslümandır. Olmadığına ilişkin iddianızı kabul etmiyoruz. Ama sorun değil nasıl olsa onay mercii değilsiniz.

7-"Kürt meselesinin çözüm arayışında üçüncü ve en kadim öbeği oluşturan İslamcı bakış açısının ise acil olanı gerçekleştirmek, yangını söndürmek, boğulanı kurtarmak anlamındaki çabalara öncelikli olarak el atması, acil çözümle ilgili dil ve fıtri kimlik aidiyeti konusunda yasakların kaldırılması için inisiyatif alması gerekmektedir." Bu söyleminize kesinlikle katılıyorum. Ama madem ki işe daha yeni başlanılacak ve insiyatif geliştirilecek neden kendinizi de bir küme olarak gösteriyorsunuz. Ayrıca yaptığınız hesaptan da anlaşılıyor ki BDP Kürtlerin tümünü temsil etmiyor. Peki acaba sizler ne kadar bir kümeyi temsil ediyorsuz. BDP nin oranını az gördüğünden bize lütfen daha fazla bir oran söyleyin. Ayrıca bilmenizi isterim ki BDP taraftarı olmayan herkesin yanınızda olduğu şeklinde bir beklentiniz olmasın.

8-Kürt sorunu nasıl çözülür konusunda teorik güzel sözler dışında somut bir öneri getireceğiniz noktasında zaten bir beklentimiz olmasa da bu yazıda farklı olarak gördüğüm tek şiy ilk defa rastladığım ve anlamını bilmediğim bazı kavramların yazıda bulunmasıdır.

9-Önemli olan İslami Hareketin kendi çizgisi olmasıdır. Bir şeylere karşı olmak yetmez. Ne yapıldığının nasıl yapılacağının ortaya konulmasıdır. Ancak bu şekilde küme olabilirsiniz, yada küme olabiliriz ve ancak bu şekilde halkla bütünleşebilirsiniz. Halkla bütünleşmeyen bir hareket sadece felsefik tartışmalarla sınırlı kalır. Bu gün durum budur. İnşallan bir gün siz de küme olursunuz.

Selamlarla
s.sinanaslan@gmail.com
Sinan Aslan
12 Mart 2010 Cuma 12:23
Bir Yorum-1
1-Irak Bölgesel Kürt Yönetimi için yapılan değerlendirmeler daha önce "Türk Solu" dergisinde de yazıldığı için burda sadece tekrar edilmiş bulunmaktadır. Ama ben yine sayın yazara şunu hatırlatmak isterim ki, Etfal ve Halepçe katliamları gibi katliamlara uğramayacaksak ve göreceli de olsa "özgür topraklarımız" olacaksa tepemizde kardeşlerimizin değil düşmanlarımızın bayrağının dalgalanmasını tercih ederiz.

2-Yeryüzünde birkaç binlik bir nüfusa sahip olup ta bağımsız olan halkların bu hakkı varken 30-40 milyon nüfusa sahip Kürtlerin neden bağımsızlık haklarının olamayacağını, yada yeryüzünde bağımsızlık hakkı olan ile olmayan arasında ayrımın neye göre yapıldığını bizimlede paylaşabilirmisiniz. (Hak sahibi olmak ili bunu kullanmak başka şeydir. Ben ayrı devlet yanlısı değilim ama buna sadece biz karar verebiliriz.)

3-70 li yıllardaki bu "tevhidi bilinç" süreci hale devam ediyormu? Bu bilinç sahibi olanlar o dönem Kürtler için hangi söylemi dile getirdiler. En basitinden Kürtçenin yasak olmasına karşı nasıl mücadele ettiler, dergilerinde Kürtçeye de yer verdiler mi? O dönem TİP, "doğu mitingleri" düzenlemişti, programında Kürtlerden bahsettiği için kapatılmıştı. O dönem ülkücü çetelerle yapılan milliyetçi cephe ortaklığı sizin bahsettiğiniz bilinçlenme sürecinin bir sonucu değildir herhalde.

4-İran, Türkiye, Suriye ve Irak ulus devletleri, tebaayı zorla Türkleştiriyor, Araplaştırıyor veya Farslaştırıyorlardı. Bu zulme İslam’ı üst kimlik olarak algılayan Müslümanlar Oğuzu, Azarisi, Kırmancı, Zazası, Arabı, Lazı, Çerkezi, Gürcüsü, Boşnağı ile direndiler. şeklindeki iddianız tarihsel bir gerçekliği ifade etmemektedir. Ancak olsa idi iyi olurdu.

5-Sizin bir dönüm noktası olarak nitelendirdiğiniz (demek ki 70 li yıllardan beri en önemli söylem buymuş) 1995 yılına kadar kimse 'Kürdüm en doğru benim' dememiş ya; bilmenizi isterim aradan 15 sene geçti kimse söylemedi,bundan sonrada da söylemeyecek. Kürdüm demekle insan mutlu olmuyor.
LATİF DEĞER
11 Mart 2010 Perşembe 22:20
el hak öyledir
yolumuzu aydınlatan aydınlarımıza teşekkürler
Bookmark and Share

Haksoz haksöz

10 Eylül 2010
DÜŞÜNCE PLATFORMU
PANO
İKTİBASLAR