HABER HATTI
Yorum-Analiz
ÖZGÜR-DER
ANKET
Haksöz-Haber'de en çok ziyaret ettiğiniz bölüm hangisidir?
Haksöz Okulu
Haberler
Köşe Yazarları
İktibaslar
Forum

Haksoz haksöz

ARAMA
İbrahim Sediyani
Kerpiç Cumhuriyet
09 Mart 2010 Salı
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
 

Fay hattında bir yaşamın

elleri çatlak çatlak

ve umutları bir beşik gibi sallanan çocuklarıyız biz

yıkıldı evimiz

yıkıldı yuvamız loo

dünümüz bugünümüz yarınımız

bize ait ne varsa, şimdi

enkaz altındadır…

 

Ben daha doğmadan yapılan evimizin

ben büyüdükçe küçülen odaları

üç ölüm beş de doğum gören eşyalarımız

enkaz altındadır…

anamın her hamileliğinde

ninemim ördüğü patikler bebek kazakları

dedemden yadigâr Oltu taşı tesbih

oy ömrüm ömrüm

enkaz altındadır…

 

(“Deprem” şiirinden)

8 Mart 2010 sabahı saat 04:32’de meydana gelen ve merkez üssü Elâzığ ilinin Karakoçan ilçesine bağlı Başyurt (Lexan) nâhiyesi olan 6.0 şiddetindeki depremde 51 insanımızı kaybettik. 74 de yaralı var.

Deprem Karakoçan, Kovancılar ve Palu ilçelerine bağlı köyleri vurdu. Okçular (Oxçîyan) köyünde 15, Yukarıdemirci (Gevla Jor) köyünde 15, Göçmezler (Mezıgê Hesman) köyünde 4, Yukarıkanatlı (Nasrana Jor) köyünde 3, Kovancılar Devlet Hastanesi’nde ise 10 kişi yaşamını yitirdi.

Hayatlarını kaybedenlere Allah’tan râhmet diliyoruz. Allah onları cennetine kabul etsin. Halkımıza da dayanma gücü versin.

Allah ülkemizin hiçbir yerine bir daha böyle bir acı yaşatmasın.

Bir Karakoçanlı olarak, üstelik bundan daha dört ay önce, Kasım ayında, depremin merkez üssü olan Başyurt (Lexan) bucağının içinden iki kez geçmiş bir hemşerileri olarak, tarifsiz bir acı içindeyim.

* * *

O gün herkes gibi ben de bütün gün televizyon ekranından görüntüleri seyrettim, internetten deprem fotoğraflarına baktım.

Okçular (Oxçîyan) köyü tamamen yıkılmıştı. Evleri, camisi, okulu, her şeyiyle bir enkaz yığını haline gelmişti.

Fotoğraflara baktım; binalar yıkılmış, taş üstüne taş kalmamıştı. Sadece bir duvardaki yazı, sapasağlam duruyordu. Evler yıkılmış, bütün köy yıkılmış, insanlar ve büyükbaş hayvanlar bu yıkıntılar altında kalıp can vermiş, ama o yazıya bir şey olmamıştı. Tek harfi bile çizilmemiş, silinmemişti. O yazıda şöyle deniyordu: “Ne Mutlu Türküm Diyene”.

Bütün köy yıkılmıştı ama bir tek bu yazı sapasağlam duruyordu. Yazıya hiçbir şey olmamıştı.

Çünkü Cumhuriyet rejiminin 90 yıl boyunca bölgeye götürdüğü tek hizmet, bu.

* * *

51 insanımızı kaybettik...

Bu insanları deprem öldürmedi.

Eğer bu insanlar 2010 yılında halen böyle dayanıksız kerpiç evlerde yaşıyorlarsa, bizden kat kat daha fakir ve çok çok daha dağlık olan Şili 8.8 şiddetindeki depremlere bile tedbir alırken biz 6.0 şiddetindeki bir depreme önlem alamıyorsak, gelişmişlikte bizle kıyas bile edilemeyecek olan Bangladeş ve Kamboçya’da bile 6.0’lık bir depremde kimse ölmezken bizde 51 insan can veriyorsa, her şey bir yana, bu deprem göstere göstere geliyorsa, depremden önceki 20 gün içinde 25 tane öncü deprem yaşanıyor ve 51 insanın cesedini üç hafta içindeki 26. depremde enkazdan çıkarıyorsak, bu insanların katili deprem olamaz.

* * *

Depremin olduğu gün, İstanbul ve Karakoçan’daki akrabalarımı arayıp bilgi almaya çalışıyordum. Bir yandan, cep telefonum da susmuyordu. Avrupa’da yaşayan akrabalarım ve hemşerilerim beni arayıp soruyorlardı:

- İbrahim, merkez üssü Başyurt diyor. Kurban, bu Başyurt dediği neresi? 

- Başyurt dediği, Lexan.

- Deme yaa! Lexan haa? Demek depremin merkezi Lexan.

Başka bir telefon:

- İbrahim, bütün gün televizyon başından ayrılmadık. Televizyon “Yukarıdemirci köyü tamamen yıkıldı” diyor. Kime sorduk bilmedi, aklımıza sen geldin. Sen araştırmışsın, kitap yazmışsın. Bu Yukarıdemirci dedikleri hangi köydür?   

- Yukarıdemirci dedikleri, Gevla Jor. Bir de Göçmezler ismi geçiyor, orda da ölü var. Göçmezler olarak verdikleri köy ise Mezıgê Hesman köyüdür.

- Vışşş! Demek öyle ha?

Bu telefon diyaloglarından sonra şunu düşündüm: Bu nasıl bir zulüm ve asimilasyondur ki, bir coğrafyanın insanları, kendi ilçelerinin köylerini bile televizyondan duyduklarında tanımıyorlar? Yaşadıkları bütün yerleşim birimlerinin gerçek isimleri ortadan kaldırılıp onlara başka bir dilde uydurma isimler verildiği için, televizyon ekranlarında kendi ilçelerinin köyleri bile zikredildiğinde, hangi köylerin kastedildiğini anlayamıyorlar?

Böyle bir zulüm, tabiî bir depremden daha büyük bir felâket değil midir?

Etnik kökeni, dili, dini, mezhebi, düşüncesi ve siyasî çizgisi ne olursa olsun, bu ülkenin bütün erdemli insanlarına soruyorum:

2 tane köyün haritadan silinmesi mi daha büyük bir felâkettir, yoksa 12 bin 211 tane köyün haritadan silinmesi mi?

* * *

Depremin olduğu gün bütün yetkililer, “Acımız büyük” dediler; ertesi gün çıkan gazeteler “Milletçe yastayız” dediler. Acaba gerçekten “acımız ortak” mı?

Bakın, bu ülke insanına dayatılan ırkçı ve şoven ideolojiye karşı, sadece bu coğrafyada 40’a yakın başkaldırı gerçekleşti. Bunlar arasında en büyük iki tanesi de işte bu depremin olduğu bölgede oldu. Biri 1925’te, biri de 1938’de. Binlerce insan katledildi, sadece 1925’te halkın onlarca âlim ve dinî önderi darağaçlarında asılarak idam edildi, sadece 1938’de yüzlerce genç kız kaçırılıp kaybettirildi, köyleri yakıldı, ormanları yakıldı. Bu insanların dilleri yasaklandı, 28 bin tane yerleşim biriminin ismi zorla değiştirildi. Son 30 yıl içindeki kirli savaşta 17 bin faili meçhul cinayet işlendi, on binlerce insan öldürüldü, binlerce insan işkencelerden geçirildi, yüzlerce insan kayboldu, yüzlerce köy boşaltıldı, onlarca köy haritadan silindi. Milyonlarca insan Avrupa’ya “işçi” olarak gönderilip en ağır işlerde çalışmak, Avrupalıların tuvaletlerini temizlemek zorunda bırakıldı.

Bu rejim halka “Ne Mutlu Türküm Diyene”den başka hizmet götürmedi. Onun içindir ki, bütün evler yıkıldı, bütün insanlar yıkıldı, ama bu yazı sapasağlam ayakta kaldı. Çünkü Cumhuriyet rejiminin bölgeye götürdüğü tek hizmet, bu.  

Bu ülke 1925 depremi yaşadı, 1938 depremi yaşadı. 12 Eylül depremi yaşadı, 28 Şubat depremi yaşadı.

12 Eylül depreminde yüzlerce genç işkencelerden geçirilirken, 28 Şubat depreminde binlerce genç kız üniversiteden kovulurken hiçbir acı hissetmeyenler, nasıl olur da bu depremde aynı halkın acısını paylaşabilir?

Deprem enkazı altında cesetleri çıkarılan çocuklar gerçekten yüreğinizi dağlıyor mu? Çocuklarının ölüsü başında ağıt yakan bu kadınların acısını gerçekten paylaşıyor musunuz? Bunu söylerken samimi misiniz?

Bu çocuklar polise taş attı diye 20 yıl hapis cezası yerken yüreğiniz dağlamıyor da, taşların altında kaldıkları zaman mı acı çekiyorsunuz?

Bu kadınlar yakılan köyleri için ağıt yaktıkları zaman yüreğiniz dağlanmıyor da, yıkılan köyleri için ağıt yaktıkları zaman mı acı çekiyorsunuz?

Yıllardır gelenek haline getirdiğiniz üzere, her 8 Mart tarihinde başörtülerine saldırdığınız ve hatta çarşaflarını yırttığınız bu kadınlara, deprem oldu diye bu yılki 8 Mart’ta hangi yüzle gelip “Üzülme anacığım” deyip teselli veriyorsunuz?

Laik rejim 12 bin 211 köyün ismini haritadan silerken yüreğiniz dağlanmıyor da, deprem iki köyü haritadan silince mi acı çekiyorsunuz?

Milyonlarca insanı büyükbaş hayvanlar gibi trenlere bindirip Avrupa’ya çalışmaya gönderirken, bunu o devletlerin bize muhtaç olduğu bir zamanda yaptığınız halde anlaşmaya “Sizin insanlarınız nasıl ki Noel ve Paskalya bayramlarında çalışmıyor ve çalışmadığı halde maaşı kesilmiyorsa, benim gönderdiğim yurttaşlarım da Ramazan ve Kurban bayramlarında çalışmayacak ve çalışmadığı halde maaşı gelecek” maddesini koymayı bile düşünmediğiniz için Avrupa’daki gurbetçiler, bayramlarımız hafta sonuna gelince sevinçten uçtukları zaman, bu gurbetçiler en ağır işlerde çalıştırılırken ve kadınları, namusları da gidip elin gâvurunun tuvaletlerini temizlerken yüreğiniz dağlanmıyor ve bu insanları hatırlamıyorsunuz da, kerpiç evlerin yıkıldığını görünce mi “Bu insanların bu kadar çok Almancıları olduğu halde neden kerpiç evlerde oturuyorlar” diye soruyor, o zaman mı gurbetçileri hatırlıyor ve acı çekiyorsunuz? 

Bu ülkenin bütün erdemli insanlarına soruyorum:

7 yaşındaki bir çocuğun depremde taşların altında kalması mı daha büyük bir felâkettir, yoksa taş attı diye 20 yıl hapis yatması mı?

Bir annenin deprem enkazından çıkartılan çocuğunun cesedi başında ağlaması mı daha büyük bir felâkettir, yoksa ekmek almaya gönderdiği çocuğunun bir daha geri gelmeyip, kendisinden 15 yıl boyunca hiçbir haber alamaması, yaşayıp yaşamadığını dahi bilmemesi ve çocuğu için 15 yıl boyunca her gün ağlaması mı?

Yıkılan bir köyün başında ağıt yakmak mı daha büyük bir felâkettir, yoksa yakılan bir köyün başında ağıt yakmak mı?

2 tane köyün haritadan silinmesi mi daha büyük bir felâkettir, yoksa 12 bin 211 köyün haritadan silinmesi mi?

Bir ailenin 40 yıl çalışıp biriktirerek sahip olduğu evlerinin depremde yok olması mı daha büyük bir felâkettir, yoksa bir halkın 4 bin yıl çalışıp biriktirerek sahip olduğu kültür, tarih ve medeniyetinin yok olması mı?

Gerçekten “acımız ortak” mı? 1925’te, 1938’de, 1961’de, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta “acımız ortak” değilken, şimdi ne oldu da 2010’da hep bir ağızdan “acımız ortak” dediniz? Bu depremde hayatlarını kaybedenlerin dedeleri 1925’te idam edildi, babaları 1961’de sürgün edildi, kardeşleri 1980’de işkencelerden geçirildi, kızları başörtülü diye 1997’de okuldan atıldı. “Acımız ortak” derken, samimi misiniz? 

Eğer gerçekten samimiyseniz, söyleyin o zaman: Hangi deprem daha büyüktür? 2010 depremi mi, yoksa 1923 depremi mi?

* * *

Türkçe bilmeyen yaşlı bir kadının oğlu ve Kürtçe bilmeyen küçük bir kızın babasıyım ben. Annem ile kızım, arada tercüman olmadan anlaşamazlar. Nine ile torun, birbirinin dilini bilmiyor.

Anne babamla Kürtçe, kardeşlerimle Türkçe, çocuklarımla Almanca konuşuyorum.

Hangi deprem daha büyüktür?

sediyani@gmail.com

 

YORUMLAR
Toplam 27 Yorum
sariye bacın
16 Mart 2010 Salı 19:10
iki köy
İbrahim abi yazınızda şöyle bir kelime kullanmışsınız:"Laik rejim 12 bin 211 köyün ismini haritadan silerken yüreğiniz dağlanmıyor da, deprem iki köyü haritadan silince mi acı çekiyorsunuz?" diye sormuşsunuz. Onların yüreklerinin neden dağladığını biliyor musunuz? Çünkü bu iki köyünde kendileri değilde ilahi adalet tarafından yıkılmalarına üzülüyorlar.
Stuttgart
16 Mart 2010 Salı 00:10
Nice Yıllara
Depremde hayatlarını kaybedenlere Allah’tan rahmet, geride kalanlara sabır diliyorum. Allah bir daha böyle bir afetle imtihan etmesin.

Doğum günün kutlu olsun sevgili İbrahim. Allah sana uzun ömürler versin. Nice nice yıllara.

Depremi yaşayan insanlara baktım, sana benziyorlar. Ama şaşırmadım bu duruma. Sen söylemiştin zaten, Elazığlılar dünyanın en güzel insanlarıdır diye.
aliavize
15 Mart 2010 Pazartesi 20:47
Hayatini kayip eden muslumalara Allah rahmet eylesin.
Allah sonumuzu hayreyleye.
Gamze Özçelik
15 Mart 2010 Pazartesi 00:32
İzmir’den Haksöz’e Selamlar
“Sen kaparsan gözlerini
soğur bütün tonları turuncunun
kaybolur yeşil
karlara bürünür türkümüzü çağıran dağlar
yumma kapanmasın gözkapakların
bak, her bahar yeni bir yaşamdır memleketimde
çocukların buğday renkli saçlarına düşer günışığı
her biri bir tomurcuktur bebelerimiz
hep güneşe doğru bakar ayçiçeği yüzleri
dağlar yükselir, ırmaklar akar, berfinler açar
iki memelerinin arasında
ve yitik coğrafyaların haritasıdır
minik avuç içlerindeki çizgiler.”

(İbrahim Sediyani / “Sakın Kapama Gözlerini” şiirinden)

Haksöz yayın organının değerli üyelerine;

İzmir’in son zamanlardaki imajı pek iyi değil, biliyorum. İzmir’liyim, Türk’üm, öğretmenim. Ne başörtü takıyorum, ne de takan bir arkadaşım var. Modern bir yaşam tarzım var.

Sizin doğru yolu temsil ettiğinize şahitlik ediyorum. Bütün samimiyetimle söylüyorum ki bu ülkede hak ve doğruluğu sizler temsil ediyorsunuz. İnsanlar arasında ayrım yapmadan adaleti ve kardeşliği isteyen sizlersiniz. Sayınızı, gücünüzü bilmiyorum ama Allah hep sizinle olsun.

İbrahim beye ve değerli eşine İzmir’den en dostça selamlar.
karakas- almanya
14 Mart 2010 Pazar 23:56
cevap arayan bir sorum var
sayin sediyani yureginiz yaniyor bundan hic suphem yoktur, fakat bu yazinizi okudum ve duygulandim ve aklima su soru geldi:Acaba insanlar allah´in kontrolunde olan bu tabiat olaylarini(deprem) onun izini ile oldugundan eminim haberdarlar ve allah onlarin baslarina böyle feleketler verdiklerinde o insanlar icin aci oluyorda , insanlarin birbirlerini yok etmek kulturve kutsallarini hice sayip onurlarini kirmalari gundeme geldiginde hic aci ve felaket olmuyor? depremmde yakinlarini kaybeden okuyucu kardeslerimede akrabalari icin allahtan rahmet ve kendilerinede sabirlar niyaz ediyor selam ve dua ile
İbrahim Sediyani
14 Mart 2010 Pazar 17:34
Zılal Hanım İçin
Göçmezler (Mezıgê Hesman) köyünde hayatını kaybeden 4 kişiden 3’ü, Fransa’da yaşayan ve sitemizin devamlı bir okuyucusu olan, “Zılal / Fransa” ismiyle yazdığı yorumlarla siteye katkıda da bulunan Zılal Hanım’ın akrabaları.

Zılal’ın Elâzığ şehir merkezinde oturan anne ve babasına telefon açıp kendileriyle konuştum. Sitemizin tüm çalışanları ve okuyucuları adına Zılal Hanım’a başsağlığı diliyoruz. Hayatlarını kaybeden akrabalarına Allâh râhmet etsin, mekânları cennet olsun.

Bu vesileyle, aşağıda isimleri yazılı olan bütün kardeşlerime değerli katkı ve paylaşımları için de teşekkür ediyorum.
Rojin
13 Mart 2010 Cumartesi 13:15
Serpil Hanıma
Sizin gibi özgür kişilikli ve erdemli insanların varlığıyla bu ülke daha güzel.

Kendinizi niçin "engelli" olarak tanımlıyorsunuz ki? Siz engelli değilsiniz Serpil kardeşim. Asıl engelliler, anlama ve muhakeme özürlülerdir. Gerçeği göremeyen, hakkı ve adaleti ayakta tutamayan, beyinleri ve fıtratları şovenizmin pençesinden kurtulamamış cahillerdir. Batı Trakya, Bulgaristan, Kıbrıs için kıyameti koparıp Kürdistan'daki her türlü zulüm ve baskıyı meşru göstermeye çalışan zavallılardır.

Serpil Paksoy ve onun gibi engelsiz, özgür bireyleri dostça selamlıyoruz.
Serpil Paksoy
12 Mart 2010 Cuma 23:09
Selam
Türkçe bilmeyen yaşlı bir kadının oğlu ve Kürtçe bilmeyen küçük bir kızın babasıyım ben. Annem ile kızım, arada tercüman olmadan anlaşamazlar. Nine ile torun, birbirinin dilini bilmiyor.

Anne babamla Kürtçe, kardeşlerimle Türkçe, çocuklarımla Almanca konuşuyorum.

Hangi deprem daha büyüktür?

* *

Yüreğim burkuldu bu son satırları okurken.

İbrahim Sediyani beyi ilk olarak “Bedensel Engellilere Karşı Niçin Anlama Engelliyiz?” adlı yazısıyla tanımıştım. Türkiye Bedensel Engelliler Federasyonu’nun resmi sitesinde okuduğum o güzel yazıyı onlarca bedensel engelli sitesinde de görünce yazarını merak ettim. Yazının altında bu sitenin ismi kaynak olarak verilmişti.

O günden beri sık sık olmasa da İbrahim beyin buradaki yazılarını arada bir takip ediyorum. İnternet başında oyalanırken birden aklıma geldi, uzun bir zamandır hiç bakmamıştım. İbrahim beyi yeniden aradım ve bu güzel yazıyla karşılaştım. Bir de epey yazılarını kaçırmışım. İnşalllah onları sırayla okuyup arada geçen zamanı kapatacağım.

Bizler bedensel engelli insanlar olarak sosyal hayatta pek çok zorluklarla karşılaşıyoruz. Bizim derdimizi, yaşadığımız sıkıntıları en güzel şekilde İbrahim Sediyani bey kaleme aldı. Kendisini çok seviyoruz. Depremler ne yazık ki pek çok insanın hayatını alırken, pek çok insanı da sakat bırakıyor. Onlar hayata devam ediyorlar ama artık eskisi gibi rahat yaşayamıyorlar.

Ben Türk’üm ve ailemde hiç Kürt yok. Fakat Kürt vatandaşlarımızın haklı mücadelesine destek veriyorum ve onları çok iyi anlıyorum. Türkçe’yi yasaklasalardı ve Türk isimlerini haritadan silselerdi bizim çocuklarımız da taş atardı.
Şükrü Hüseyinoğlu
12 Mart 2010 Cuma 16:48
Kerpiç cumhuriyete omuz verenler
Doğru söz ne denir. Asıl üzerinde durulması gerekense, ömrünü tamamladığı halde çökmemesi için bu kerpiç cumhuriyete kimlerin omuz verdiği, kimlerin bu kerpiç cumhuriyeti ayakta tuttuğu konusudur.
Ahmet Yasin Yıldız (ay.yildiz1975@gmail.com)
12 Mart 2010 Cuma 13:51
devamı
Deprem altından çıkarılan 15 günlük Helin bebeği gördüğünde acıdan kahrolduğunu anlatan Çakan, herkesin kendilerini onların yerine koyarak düşünmeleri gerektiğini söyledi. Çakan, "Öğretmenimize böyle bir kampanya başlatacağımız söyledik. Çok iyi olur dedi. Arkadaşlarımız bize destek verdi ve kumbara kurduk. Herkes harçlığını biriktiriyor. Bir araya getirdiğimiz parayı depremzede çocuklara göndereceğiz." dedi.

Begüm Kale de, arkadaşlarının kampanya gösterdiği destekten ötürü teşekkür ederek, o çocukların acısını biraz olsun hafifletmek için harçlarını biriktireceklerini söyledi.

Kale, "Oradaki çocukların yerinde biz olabilirdik, anne babamız ölebilir, kimsesiz kalabilirdik. Ama bugün oradaki kardeşlerimiz sıkıntı çekerken bizim harçlarımızı harcamamız doğru değil. Belki küçük miktar para toplanacak ama sonuçta biz üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmiş olacağız." ifadelerini kullandı.

Sınıf öğretmeni Halim Emen ise, böyle duyarlı öğrencilere sahip olduğu için gururlandığını dile getirdi.

Kampanya fikrinin çocuklardan gelmesinin çok önemli olduğunu anlatan Emen, onlara destek verdiğini belirtti. Sınıftaki diğer öğrencilerde başlatılan kampanyaya destek sözü vererek, harçlarını yardım kumbarasına attı. Duygusal anların yaşandığı bir ortamda toplanan paraların içinde bulunduğu kumbara sınıf öğretmenine teslim edildi.

Kampanyanın 1 ay devam edeceği belirtildi.

www.kovancilarhaber.com
Ahmet Yasin Yıldız (ay.yildiz1975@gmail.com)
12 Mart 2010 Cuma 13:50
Taş atan çocuklardan taş altında kalan çocuklara yardım
Diyarbakırlı çocuklardan anlamlı yardım

Diyarbakır'da, Elif Nur Çakan ile Begüm Kale, sınıf arkadaşlarına gözyaşları arasında Kovancılar'da depremzede akranlarını anlatıyor. Depremzade çocuklar için yardım topluyorlar.

Minik öğrenciler, depremzede akranları için başlattıkları kampanyayı gözyaşlarıyla anlattı

Elif Nur Çakan ile Begüm Kale, sınıf arkadaşlarına gözyaşları arasında depremzede akranlarını anlatıyor. 15 günlük iken anne babasız kalan Elazığ'daki Helin bebeği, Haiti'de kaçırılıp dilendirilen çocukları… Çok geçmeden sınıftaki bütün çocuklar hüngür hüngür ağlıyor. Öğretmenleri Halim Emen bir yandan gözyaşını siliyor, diğer yandan çocukları sakinleştirmeye çalışıyor.

Bu tablo Diyarbakır Özel Nil Koleji 4/C sınıfında yaşandı. Elazığ depreminde mağdur olanlar için kampanya başlatan Elif Nur ve Begüm harçlıklarıyla 300 TL biriktirdi.

Elazığ'daki depremin ardından, Türkiye'nin birçok yerinden yardım kuruluşları bölgeye akın ederken, Diyarbakır'dan anlamlı bir kampanyayı da ilköğretim öğrencileri başlattı. Öğrenciler günlük harçlıklarını depremzede öğrencilere göndermek için kumbarada biriktiriyor.

Özel Nil İlköğretim Okulu 4. sınıf öğrencilerinin başlattığı kampanyaya okul öğrencileri destek veriyor. Öğrencilerden Elif Nur Çakan ile Begüm Kale'nin öncülük ettiği kampanyada öğrenciler günlük harçlıklarının tümünü depremde zarar gören öğrencilere göndermek için bir kumbarada biriktirmeye başladı.

ARKADAŞLARINDAN GÖZYAŞI İÇİNDE YARDIM İSTEDİLER

Haiti'de meydana gelen depremin ardından TV'lerdeki çocuk görüntülerinden etkilendiklerini gözyaşları içinde anlatan Elif Nur Çakan, Elazığ'daki deprem sonrası mağdur olan çocuklara yardım etmek için arkadaşıyla bir kampanya başlattıklarını söyledi.

Çakan, "Bir an kendimizi onların yerine koyduk. Çok acı bir durum. Onların durumuna biraz olsun katkıda bulunmak için harçlıklarımızı toplayarak onlara göndereceğiz." diye konuştu.

Deprem altından çıkarılan 15 günlük Helin bebeği gördüğünde acıdan k
Rojin
12 Mart 2010 Cuma 03:47
Gezi ve Makale Birlikte Olsun
Sayın Sediyani bey,

Gezi yazılarınızı gerçekten severek ve büyük tad alarak okuyoruz. Ama biz bu tür yazılarınızı çok özlüyoruz. Gezi yazıları belli ki yazması büyük emek istiyor, bölümler halinde olduğu için yayınlanması aylar sürüyor. Lütfen yanlış anlamayın gezileriniz gerçekten bizim gözümüzde edebiyat şaheseridirler. Onları zevkle takip ediyoruz. Fakat sizden bu yazıları daha çok okumak istiyoruz. İnanın özlüyoruz böyle yazılarınızı.

En son “Camiyi Yık Ama Adaleti Yıkma” yazınız muhteşem bir şeydi. “Kerpiç Cumhuriyet” de aynı tadı verdi. Fakat iki yazı arasında üç ay gibi uzun bir zaman var.

Şöyle bir yol önersek nasıl olur acaba diyorum? Gezilerinizi ve makalelerinizi bir arada yürütseniz daha iyi olmaz mı? Hem gezileri takip eder, hem de bu değerli yorumlarınızdan mahrum kalmamış oluruz. Geziler için sitede ayrı bir bölüm açılamaz mı? Onlar orada yayınlanır, ilgi duyan geziyi ordan takip eder. Köşe yazılarınızı da burada ara vermeden yazarsınız.

Silav û hurmet
fatih çiftçi
12 Mart 2010 Cuma 00:20
selam olsun bu kaleme
ibrahim sediyaniye binlerce selam olsun.

onun kalemi hep mazlumlardan ve ezilenlerden yana.lübnanda,gazzede,çeçenistanda,doğu türkistanda ve kürdistanda.

selam olsun adını arayan coğrafyaların gerçek aydınına.binlerce kere selam olsun.

kürt sorunundan kızılderililere, çevre sorunlarından sosyalleşmeye, spordan kültüre, dilden coğrafyaya, edebiyattan sanata, hayatın her alanını kuşatan bir bilinç ve zindelik.her konuda sözü olan ve her konuda sözün en güzelini söyleyen.gerçek aydın,gerçek fikir adamı,gerçek entellektüel.

sediyaninin bu topraklara ektiği tohumlar bir gün yeşerecekler.onun açtığı çığıra ağaçlar, dağlar, denizler ve ırmaklar selam dursun.
idris FİDAN
11 Mart 2010 Perşembe 19:36
Bize , bizi yoktan var eden yeter...
İBRAHİM abi bu yazdıkların ile yüreğimize tercüman oldun.
Bize ağlayan , bize kardeşi gözüyle bakan, acımızı acısı bilen, ALLAH 'ın ayetidir diye seven varsa başımız gözümüz üzerine. yoksada...
Bize, bizi yoktan var eden yeter...
Nuri Ekingen
11 Mart 2010 Perşembe 13:12
Deprem
Sevgili İbrahim.Beyinlerde ve yüreklerde deprem yaşanması lazım. Bir fiskeyle bile yıkılabilecek ideolojik ezberler kimilerinde balyoz yada deprem etkisiyle yıkılabilir.Oxçıyanda,Gevla Jor da, Meziga Hesman da ve Nasrana Jor daki yada Marmara daki depremler ülkenin efendilerinin ezberlerini bozmaya yetmiyor. Mazlum halkların yaşadığı acılar trajediler, dramlar bunları zerre i miskal etkilemez.Bugüne kadar da etkilemedi. Statukonun borazancıları da aynı minvalde.Efendilerin beyinlerinde ve vicdanlarında depremler yaşanmalı. Yaşanmalı ki alt-üstler yaşansın. Yaşansın ki; O beyinlerdeki örümceklenmiş bakış ve yargılar enkaz altında kalsın.Belki o zaman bu ülkede bir şeyler değişir.
Çok önemli tespitlerin ve duygulu yazın için yürekten kutluyorum.
F.Zehra K.
11 Mart 2010 Perşembe 12:53
Kovancılar
...

Birinci Dünya Savaşı kaybediliyor, Balkanlar kaybediliyor, imparatorluk yıkılıyor, Anadolu "Silistre" gibi savunuluyor ve eşsiz kahramanlık destanıyla, enkazın altından sağ salim Türkiye Cumhuriyeti çıkıyor.

Sene 1934, Silistre'de bir kahve... Türkler pılısını pırtısını toplamış, komşularıyla helalleşerek, asırlardır "vatan" bildikleri toprakları terk ediyor peyderpey, Anadolu'nun bağrına, "anavatan"a gidiyor. Balkan Türkleri, yeni bir hayat kurmak ve ilelebet terk etmemek üzere, Türkiye'ye akıyor... Vapurla İstanbul, ardından katır sırtında Elazığ, çoluk çocuk 400 kişiler... Önce Palu'da geçici olarak barındırıyorlar onları, sonra bomboş, çorak bir araziyi göstererek, "Aha işte şurası sizin" diyorlar, "kurun köyünüzü..."

Kuruyorlar köylerini.

Ve, ismini koyuyorlar:
"Kovancılar."

Terk ettikleri dönemde Romanya'ya bağlı olan, sonradan Bulgaristan sınırlarına dahil edilen Silistre'nin Kovancılar Köyü yani...

Kendileriyle beraber, köylerinin ismini de taşıyorlar.

Sonra?

Bi Allah.
Bi de onlar.
Ne arayan oluyor bir daha...
Ne de hallerini soran.

Gel zaman git zaman, sene 2010, deprem oldu, alt tarafı 6 şiddetinde... 400 kişiyle başlayan, çoğalan, ilçe haline gelen Kovancılar'a bağlı köyler, yerle bir oldu... Deprem olana kadar kimse onların farkında olmadığı için, ne yerler, ne içerler, nerde otururlar kimse merak etmediği için, 2010 senesinde hâlâ 1934'ün şartlarını yaşadıkları için...

51 canımız gitti.

Romanya, AB üyesi oldu bu arada...
Bulgaristan, AB üyesi oldu.
"Silistre"nin eski adresi de, yeni adresi de AB temellerinde oturuyor.
"Vatan" kerpiç enkazı altında.

(Bir siz değilmişsiniz.)
Hakkarili
11 Mart 2010 Perşembe 11:24
Selam erdem sahibi kaleme
Müminin vasfı yaşadıklarından ibret almak ve gerçekleri yeniden görebilmektir. Yaşananlar bizleri tefekküre, ibret almaya, yaşamımızı yeniden gözden geçirmeye ve neler yapmamız gerektiğine doğru götürmüyorsa ziyanda olduğumuzdan şüphe duymamalıyız. Çünkü Allah her şeyi ibret almak, öze dönmek ve yeni ufuklar ile bakmamız için yaşatmıyor mu?
Siz yaşananlardan çıkarılması gereken mesajı almış ve paylaşıma sunmuşsunuz. Kimse timsah gözyaşları ile Kürd halkını kandırmaya çalışmasın Müslümanları aldatmaya çalışmasın, bizleri düşman olarak görenler asla ne acılarımızda ne de mutluluklarımızda bizimle ortak olamazlar. Çünkü bizler farklı, öteki ve düşman olarak görünen halkız onun için egemen zalim güruh asla bizlerin acılarında ortak olmaz tam tersine yok olmamıza sevinirler. Unutmasınlar bizler mazlumlar elbette önderler olacağız ama yeterki yapmamız gerekenleri yapmakyan geri durmadan çaba içersinde olalım.
Rabbim kaleminize güç versin, sizi mazlumun umudu, zalimin kabusu yapsın inşallah.
Mehmet Pamak
11 Mart 2010 Perşembe 02:20
Allah adalet sistemini nasip etsin - 2
İşte kardeşim, soyguncu, hortumcu, sömürücü "beyaz Türklerin" zorba yönetiminde Kemazlimin ülkemizde yol açtığı büyük felaketin ortaya çıkardığı enkazın altında, en çok Kürt halkı olmak üzere bütün fakir halkların ezilmelerine ve ezilen halkların gasp edilen haklarına ve Kemalizmden sonra elimizde kalacak harabeye dikkat çekmek üzere 2000 yılında senin bulunduğun ülkede kaleme aldığım "Hicrette muhasebe"de söz konusu bölümün sonunda şunları yazmıştım:

Kemalizm Yerine Komünizm Olsaymış

Komünizm zulmü, yetmiş yıl egemendi bir bölgede
Yıkıldı gitti, zulmü kaldı tarihteki belgede

Kemalizm de egemen, tam seksen yıldır bu ülkede
Hâlâ yıkılmayıp, bıraktı Rus zulmünü gölgede

Komünizm yıkıldı, geride güçlü alt yapı kaldı
Otoyollar, fabrikalar ve mamur şehirler vardı

Elbet bir gün, buradaki Kemalizm de yıkılacak
Ancak elimizde, soyulmuş bir harabe kalacak

Keşke komünizm olsaymış, bizim de ülkemizde
Hem çoktan yıkılmış, hem alt yapı kalmıştı elimizde

İnşallah, Kemalist sistemin bütün zulüm politikaları ve sömürü çarkıyla birlikte tarihin çöp sepetine atıldığı, yol açtığı pisliğin ve enkazın kaldırılıp, fakir ezilen halkların hak, özgürlük ve adalete kavuştukları, kerpiç evlerde ölme riski altında bulunmadan özgürce, insanca, müslümanca ve güven içinde yaşayabilecekleri adil bir sisteme kavuşuruz.

Rabbimiz vahye dayalı adalet sisteminin kurulmasına hepimizi vesile kılsın ve bu konudaki sorumluluklarımızı yerine getirmeyi nasip etsin inşallah.

Kardeşim tespit ve uyarıların için tekrar Allah razı olsun diyor, depremde hayatını kaybeden müslümanlara Allah'tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı ve sabır niyaz ediyorum.
Mehmet Pamak
11 Mart 2010 Perşembe 01:38
Allah razı olsun kardeşim çok önemli noktalara dikkat çekmişsin
Kalemine, yüreğine sağlık İbrahim kardeşim.
İlahlaştırılan Türk ulus devleti adına yapılagelen büyük zulümlerini gündeme getirerek, Allah'ın takdir ettiği bir felaketteki kayıplar mı (ki bunlar bile o bölgenin kasıtlı olarak ihmal edilip fakir ve geri bırakılmasının sonucu olarak devletin omuzlarındadır), yoksa "ilah devlet"in 85 yıldır yapageldiği şedit ve insafsız zulümlerdeki kayıplar mı daha fazla üzülünmesi gereken konumdadır diye soruyorsun.

Çok haklı bir soru bu, tam bir samimiyet testi aynı zamanda. Evet oraya sadece asimile etmek için ve taguti sisteme itaat ettirmek için Türkçü sloganlar ve karakollarla gittiler yıllarca.

2005 yılında Ercişin köylerine gittim. Ercişten yeni yapılmış, yine asimilasyon amaçlı olarak getirilip bölgeye yerleştirilmiş göçmen Kırgızlara ait bir Türk köyünün yanına kadar asfalt yolla gittik. BU Köyde çok güzel depreme dayanıklı neredeyse villa tipi denecek kadar güzel ve sağlam yapılar gördüm. Ayrıca devlet desteğiyle zenginlik de verilmişti, muazzam sürülerin köyden çıkışını seyrettim.

Ondan sonraki 5 Kürt köyüne neredeyse gidemeyecektik. Çünkü yol, bırakın asfaltı, stabilize bile değil, derelerle yarılmış, taşlık, engebeli bir haldeydi, arabımızn altını vura vura kısacık yolu 3-4 saatte gitmek zorunda kalmıştık. O gün o insanların bu kadar yıl buna tahammül ettiklerine şaşmıştım. Sanki herşey insanları isyan ettirmek için özel olarak ayarlanmıştı.

Gerçekten senin de değindiğin gibi özellikle geri bırakılan, horlanan, dışlanan ve ihmal edilen bölgede fakir halkın kerpiç evleri yıkılıp altından cesetler çıkınca üzülenler, Kemalizmin yol açtığı ideolojik, militarist enkazın altından on yıllardır bölgede onbinlerce cesed çıkıyorken, bölge cesed tarlasına dönmüşken neden aynı üzüntüyü dile getirmediler? Neden bu büyük zulmü durdurmak için ayağa kalkmadılar? Bugün kerpiç evlerin yıkılması bile Kemalist zulüm sisteminin "ne mutlu Türk'üm diyene" sloganı eşliğinde yürüttüğü büyük ve kuşatıcı zulmün sonucu değil mi?
Dayıka Brahim
11 Mart 2010 Perşembe 00:33
Önce Vatan...
Sediyani Kardeş,
Öncelikle yüreğinize sağlık,kaleminize de, bizimle paylaştıklarınıza da... Deprem vesilesi ile gözlerimizi bir kez daha açmamız gerektiğini hatırlattığınız için de...
Doğduğumuz topraklarda o kocaman harflerle yazılmış yazıları görerek büyümüştük.
"Önce Vatan, Ne Mutlu Türküm Diyene"
Öyle 'ulu(!)' yerlere yazılmıştı ki, bizim oralarda da olan depremlerden hiç etkilenmemişlerdi ne hikmetse. Çok sağlam kayaların üzerine (kimbilir belki de) dedelerimize taşıttırılan kocaman kayalarla yazılmıştı. Senede iki defa vatan borcunu ödeyen fidanlara da boyattırılırdı (kireçle yani).
Zulmün ve eziyetin her türlüsünü ne yazık ki tatmış bir memleket evladı olarak, acıların bir daha yaşanmamasını temenni ediyorum.
Ölenlere rahmet, yakınlarına ise Rabbimden sabırlar diliyorum.
envercem
10 Mart 2010 Çarşamba 22:12
zulüm ile abad olunmaz
Ontoloji.com'dan duygularıma tercüman olan bu şiiri depremde ölen bütün mazlumlara ithaf ediyorum. Kıymetli yazar Sediyani aynı toprağın çocuğu olarak ve de sizin gibi gurbette yaşayan birisi olarak benzer acıları yaşıyorum. Duygularımıza tercüman olan ve maskeleri yırtan bu güzel yazınız için çok teşekkür ederim. Elinize, yüreğinize sağlık…

ZULÜM PAYİDAR OLMAZ! ..
Zulüm ile akan kanlar
Elbet sizi boğar bir gün
Zulüm ile batan güneş
Nur içinde doğar bir gün

Ecdâd sızlar Atan sızlar
Yer altında yatan sızlar
Vatan satan vatansızlar
Gayrullâh’a değer bir gün

Çakal gibi ürürsünüz
Leş olup da çürürsünüz
Elbet sizde görürsünüz
Cehennemde meğer bir gün

Kaybolmadı daha düşler
Bize sökmez çürük dişler
Döktüğünüz kanlı yaşlar
Kurşun olur yağar bir gün

Her nefs elbet ölüm tadar
Yol korkulu uzun ve dar
Bu dünyaya sığmayanlar
Toprak eve sığar bir gün

Hiç pâyidar olmaz zulüm
Yardımcımız Hak’tır gülüm
Planları bozar ölüm
Ecel başa ağar bir gün

05/05/2008 NAZİLLİ Kadir Çetin
zulfikar
10 Mart 2010 Çarşamba 21:03
deprem gibi yazı
2 tane köyün haritadan silinmesi mi daha büyük bir felâkettir, yoksa 12 bin 211 tane köyün haritadan silinmesi mi?

ağzına diline kalemine yüreğine sağlık... adını arayan coğrafya topraklarından binlerce selam olsun sana sediyani
çawşin
10 Mart 2010 Çarşamba 18:37
başlık çok yaratıcı
kalemine sağlık....
Allah'ın hak olarak verdikleri 'gasp' ediliyorsa, elbetteki istenmesinde de ve alınmasında da kimse bir sakınca görmemeli ve aramamalıdır.
Karakoçanlı
10 Mart 2010 Çarşamba 18:02
Yüreğine sağlık üstad
7 yaşındaki bir çocuğun depremde taşların altında kalması mı daha büyük bir felâkettir, yoksa taş attı diye 20 yıl hapis yatması mı?

Bir annenin deprem enkazından çıkartılan çocuğunun cesedi başında ağlaması mı daha büyük bir felâkettir, yoksa ekmek almaya gönderdiği çocuğunun bir daha geri gelmeyip, kendisinden 15 yıl boyunca hiçbir haber alamaması, yaşayıp yaşamadığını dahi bilmemesi ve çocuğu için 15 yıl boyunca her gün ağlaması mı?

Yıkılan bir köyün başında ağıt yakmak mı daha büyük bir felâkettir, yoksa yakılan bir köyün başında ağıt yakmak mı?

2 tane köyün haritadan silinmesi mi daha büyük bir felâkettir, yoksa 12 bin 211 köyün haritadan silinmesi mi?

Bir ailenin 40 yıl çalışıp biriktirerek sahip olduğu evlerinin depremde yok olması mı daha büyük bir felâkettir, yoksa bir halkın 4 bin yıl çalışıp biriktirerek sahip olduğu kültür, tarih ve medeniyetinin yok olması mı?
zilal\fransa
10 Mart 2010 Çarşamba 15:59
ahmet altan\imparatorluk ve insan-2
Ben yeniyetmeyken mahalle çocuklarının çok sevdiği galiz bir laf vardı, dayanamayacağım söyleyeceğim, “bana faydası olmayan kilisenin papazını öpeyim,” alın imparatorluğunuzu, cumhuriyetinizi, laikliğinizi, ilke ve inkılâplarınızı, şapkanızı, darbenizi, ne isterseniz ondan yapın.

Bunlarının hiçbirinin o köylülere bir faydası yok, olmamış, olmayacak.

Onların hayatını bunların hiçbiri kurtarmaz, onların hayatlarını, buralarda aydın geçinenlerin bile bir tür “fantezi” sandıkları “demokrasi” kurtarır ancak.

“Önce cumhuriyet”, “önce laiklik”, “önce vatan” diye bağıranlar, “demokrasi gelirse ne olacak, memleket bölünecek” diyenler, gidin şimdi bunları Elazığ köylülerinin parçalanmış bedenlerine anlatın.

Demokrasi, insanın her şeyden daha önemli ve kutsal olması anlamına gelir, demokrasi olsaydı, Meclis lojmanlarına, orduevlerine, memur kamplarına, Atatürk heykellerine harcadığınız parayı Elazığ köylerine harcamak zorunda kalırdınız, kerpiç evlerin içinde sabaha karşı yıkılan duvarların altında ezilerek ölmezlerdi.

Asfalt yolları, sağlam evleri, çiçekli bahçeleri olurdu.

Keyfinizce yağmalayıp paylaştığınız paraların, silahlara savurduğunuz paraların, gösterişe harcadığınız paraların hesabını size sorarlardı demokrasi olsaydı, “burada bu derme çatma kerpiç evler dururken o paraları nereye harcıyorsun” diye sorarlardı.

Ama köydeki çobanla siz bir değilsiniz tabii, para sizin, keyif sizin, iktidar sizin, gösteriş sizin, eğlence sizin, babalanma sizin, efendilik sizin, kerpiç evlerle ölüm de zavallı çobanın.

Demokrasi, “çobanla profesörün oyunun eşit” olması değildir, demokrasi, çobanla siyasetçinin, paşanın, profesörün, şehirlinin “hayatının eşit” olmasıdır, aslında istemediğiniz bu, değil mi?

Sizin hayatlarınız, şaşaanız, debdebeniz, köylülerin hayatından besleniyor.

Onun için istemiyorsunuz demokrasiyi, onun için istemiyorsunuz eşitliği.

İmparatorluk yaptınız, meşrutiyet yaptınız, cumhuriyet yaptınız, laiklik yaptınız, inkılâp yaptınız, darb
zilal\fransa
10 Mart 2010 Çarşamba 15:58
ahmet altan\imparatorluk ve insan
Osmanlı İmparatorluğu kurulduğunda Elazığ köylüleri nerede oturuyordu?

Kerpiç evlerde.

Birinci Meşrutiyet ilan edildiğinde nerede oturuyorlardı?

Kerpiç evlerde.

İkinci Meşrutiyet’te?

Kerpiç evlerde.

Saltanat kaldırıldığında?

Kerpiç evlerde.

Hilafet kaldırıldığında?

Kerpiç evlerde.

Cumhuriyet ilan edildiğinde?

Kerpiç evlerde.

Şapka devrimi yapıldığında?

Kerpiç evlerde.

1960, 1971, 1980 darbeleri yapıldığında?

Kerpiç evlerde.

28 Şubat darbesinde?

Kerpiç evlerde.

Şimdi nerede oturuyorlar?

Kerpiç evlerde.

1299’dan bu yana yaşanan onca olayın, savaşın, darbenin, gelişmenin Doğu ve Güneydoğu köylerine ne faydası oldu peki?

Hiç.

Hâlâ kerpiç evlerde yaşıyorlar, hâlâ kerpiç evlerde ölüyorlar.

O imparatorluk, hilafet, meşrutiyet, cumhuriyet, laiklik, darbeler, savaşlar, cinayetler kimin içindi?

Belli ki oralardaki köylüler için değildi.

Yapılan hiçbir değişiklik, o köylülerin hayatını da ölümünü de değiştirmedi.

Niye yaptık peki biz onca şeyi, kimin için yaptık?

O köylerde yaşamayanlar için.

Yapmasaydık o köylüler için ne değişecekti?

Hiçbir şey.

Bugün yeryüzünün hiçbir doğru dürüst ülkesinde insanlar 6 ölçeğindeki bir depremde ölmezler.

Burada niye ölüyorlar peki?

Cihan imparatorlukları kurmuşuz, cumhuriyetler ilan etmişiz, Atatürk’ün ilke ve inkılâplarını kabul etmişiz, şapka giymişiz, darbe yapmışız, çağdaş olmuşuz ama köylüler kerpiç evlerde sabah vakti yıkıntıların altında ölüyorlar.
ismail bengisu
10 Mart 2010 Çarşamba 14:01
derdimiz
Ne diyeyim Dostum ahhhhhhhhhhhhhhhhhhh ah çekmekten ve bu gerçekleri görmezlikten gelenleri Mahkemeyi kübrya havale etmekten başka çarem kalmamış.
Bookmark and Share

Haksoz haksöz

09 Eylül 2010
DÜŞÜNCE PLATFORMU
PANO
İKTİBASLAR