HABER HATTI
Yorum-Analiz
ÖZGÜR-DER
ANKET
Haksöz-Haber'de en çok ziyaret ettiğiniz bölüm hangisidir?
Haksöz Okulu
Haberler
Köşe Yazarları
İktibaslar
Forum

Haksoz haksöz

ARAMA
Ahmet Örs
28 Şubat: Nereye Vardık?
01 Mart 2010 Pazartesi
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
 

28 Şubat süreci birçok fotoğrafın daha net bir biçimde görülmesini sağladı. Hem Müslümanların süreçle ilgili tutumları hem de İslami çevreler dışındaki ideolojik çizgilerin postmodern darbeye karşı al(ama)dıkları tavırlar ile ilgili olarak söyleyecek çok şey birikti.

Her şeyden önce tevhidle, Kur’an’la tanışma süreci yaşayan Müslümanlar için 28 Şubat erken bir darbe oldu. Bu bize çok şey söyleyen bir durumdur. Egemenler için meşrebi, din anlayışı ne olursa olsun bir şekilde kendini İslam’a nispet eden bütün İslami çevreler düşmandır. İstiklal mahkemelerince katledilen binlerce insan, 28 Şubat sürecinde aşağılanan, horlanan, partisi, kursu kapatılan geniş kitleler sistem nazarında aynı potada toplanır. Tevhidle tanışmak arzusunda ama henüz tam bir siyasal hareket biçimi üretememiş çevreler ise acemilikleri nedeniyle stratejik hatalar yapmışlar, başta geleneksel İslami çevreler olmak üzere ezilen farklı toplumsal kesimlerle ittifaklar oluşturamamışlardır. Bunu o zamanki zihniyeti mahkûm etmek için söylemiyorum. Bu tutum o zamanların tabii yapısında olması gereken bir aşamaydı ancak bugün kısmen bu hatalardan ders alındığı ve yeni bir mücadele kültürü üretildiğini söyleyebiliriz.

28 Şubat sürecinde Türkiye’deki İslami potansiyelin geri çekilmesini örgütlü bir İslami hareketin geri çekilmesi olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. Az önce söylediğim gibi 28 Şubat, hareket üretmeye çalışan İslami potansiyel için erken bir darbeydi ancak geniş İslami kesimler için zaten 70-80 yıla yayılan bir duruma denk geliyordu. Dolayısıyla buradan büyük özeleştiriler çıkarılabilecek bir durumdan bile bahsetmek zordur. 28 Şubat sürecinin “her güçlükten sonra bir kolaylık vardır” ilahi mesajının yansıması olarak Müslümanlara örgütlenme ve mücadele etme güç ve biçimleri kazandırmış olmasını görünür bir yere not etmeli ve bunu önemli bir adım olarak değerlendirmeliyiz.

Uzun Osmanlı asırlarını din ve sosyal hayat olarak içselleştiren bir toplumsal yapıyı gözden ırak tutmadan söyleyecek olursak 28 Şubat sürecinde yalpalayan geniş İslami kesimleri fazlaca merkeze alıp değerlendirmeler yapmak, bu potansiyel üzerinden İslamcıları tartışmak sağlıklı bir yaklaşım değildir. Bu potansiyelin yaşadığı savruluşlar üzüntü verici olmakla birlikte geniş İslami çevrelerin bizim çizgimizi temsil kabiliyetleri olmadığından özel anlamda özeleştiri kapsamına alınmaları doğru değildir. İslami hareketin oluşum ve gelişimi ile geleneksel çevrelerin 28 Şubat sürecindeki rolleri ayrı bahislerde değerlendirilmelidir.

Özellikle Refah Partisinin yükseldiği yıllarda sisteme karşı mücadele veren tevhidi çevrelerin aynı zamanda Refah Partisine de itikadi temelli sert çıkışlarının 28 Şubat ve sonraki aşamalarda o derecede olmadığını görmek, düşman değil müttefik kazanmak tercihinin öne çıktığına şahit olmak güzel bir gelişmedir. Aynı değerlendirme elbette geleneksel cemaatler, farklı İslami oluşumlar için de geçerlidir. Bırakalım İslami çevreleri, vicdanını harekete geçirebilmiş başka inanç ve çevrelerle de ittifaklar kurup zalimlere karşı birlikte direnme kültürünü üretmekte özgüven kazanmış bir duruma ulaşmak de sevindiricidir.

Türkiye’de birçok şehirde özellikle dernekler üzerinden örgütlenmiş ve birbirleriyle irtibatlanma niyeti taşıyan tevhidi yapıların varlığı 28 Şubatın etkisini kırmaya dönük iradenin önemli bir göstergesi olmuştur. AB sürecinin görece özgürleşmeci atmosferinde tatlısu İslamcılığı olarak boyveren bir İslamcılık değildir bu. Bu; 28 Şubatın en soğuk ve saldırgan atmosferinde Beyazıt meydanından Anadolunun farklı şehirlerine uzanan bir çizgide ekilip örneklendirilen direniş tohumlarının meyvesi olan bir İslamcılıktır.

28 Şubat sonrası karşımıza çıkan İslami/toplumsal mücadele kültürü ile ilgili olarak tartışılabilecek çok şey olduğu doğrudur. Ciddi bir entelektüel donanım ihtiyacı her zaman olacağı gibi yine vardır. Farklı örgütlenme biçimlerini, özellikle sendika alanını doldurmak gibi seçenekleri değerlendirme zorunluluğu önümüzde durmaktadır. Hayatı mümkün olduğunca boş alanlar bırakmadan kucaklayabilecek siyasetler üretme gerekliliği kendini dayatmaktadır. Özgüveni fedakârlıkla birleştirecek bir tarzı omuzlamak, 28 Şubat sürecinin kazandırdığı mücadele kültürünü siyasal sonuçlar üretecek bir aşamaya kaçınılmaz olarak taşıyacaktır.

İslami çevreler dışındaki 28 Şubat tutumlarını da bir sonraki yazıya bırakalım.

YORUMLAR
Toplam 19 Yorum
önder kızmaca
05 Mart 2010 Cuma 19:25
987 de çok var
bence 28 şubat süreci bitti ya da etkileri giderek azalan bir noktaya geldi. sistem kendini farklı referanslarla yeniden üretiyor, kendini restore ediyor. yaşımdan dolayı muhasebe yapacak durumda değilim ama aşağıdaki tartışmalardan üzülüyorum. kemalizm çözülürken ve de sekülarizm kendini inşa ederken ilerisinin sisliliğinden mi yakınacağız, yoksa yeni bir yarını inşa etmenin çabasını her alanda daha yoğunluklu göstermeyecekmiyiz. etkileri azalıyor dedim etkileri siliniyor demek istemedim, tabiki toplumsal bilinçaltında derin gedikler açtı ama dökülen yapraklara hayıflanmanın(bin yıl üzülecekmiyiz yani) gereği yok, belki de bu benim için çok kolaycı bir yaklaşımdır, bilemiyorum....
aliavize
05 Mart 2010 Cuma 19:20
28 subat ve biz 1
Kendinden uzak, toplumdan ve de dunyada gelismelerden habersiz yasayanlar, kendi kucucuk dunyalarindaki ezberlerini terennum etmeden oteye gecemezler.

Bugun hele su son birkac yildaki olan gelisen olaylar hakkinda sabloncu konusmak, sadece onune bakarak "onlarmi, zaten belliler, al dununu vur bugunune esittir" mantigi sergilemek hicte zamani yoklama yorumlama, zamanin icinde birseylerin tarafi olma yukumlulugu degildir. zira bu hal bana degmeyen yilan bin yasasin mantiginin diger bir seklidir ki iste o yilan sokma sirasi gelince senide sokacaktir.

Iste son bir kac yildir gundeme iyice oturmus, oturtulmus ergenekon yilanlarinin guncel yorumunuda bu olcu ile yapmak zorundayiz, bu hal ne bir takim politika soytarilarini destekleme onlari mesru gosterme, nede zamanin bir vebasi olan parti sistemini kabul ettigimiz manasina gelmez.

Erbakana gelince, yillarca muslumanlarin sinsi celmelerle dusurulup dusurulup tekrar kos emirlerinin-oyunlarinin hep bu parti zamanlarina denk geldigini herkes bilir,.

En agir, yasak ve zor gunlerin, cuma eylemlerinde ki gostericilerin cok agir cezalara carptirildigi yine bu parti donemlerinde vukuu bulmustur. yani bir muslumanin politik parti sistemini mesru gormesi, medet ummasi ya onun islamdan birsey anlamamasina, yada Kemalizmin cobanlarinin onlari daha kucucukken parti sistemlerinin golgesine surmesi seklinde yorumlanir.

ama bugun birakalim partiyi pirtiyi zaten konuda "28 subat" dununu alip. dusunup bugununu yorumlamaktir. yorumlarkende insafli olmaktir.

Onemli olan firtinali havalarda "yapilan yigitliktir" firtinanin savusmasindan sonra zaten hersey normale donmus meydanin gorunen tarifi herkes tarafindan yapilmaktadir. o zaman sizin yapacaginiz tarifin hic bir degeri kalmayacaktir, cunku yeni bir tedavul gundeme oturmus bile.

Bir musluman olarak, evvela su nerden geldigi belli olmayan "geleneksel din-ci anlayisi" gibi nerden geldigi belli olmayan kelimeleri terennum etmekten uzak olmaliyiz.
aliavize
05 Mart 2010 Cuma 19:20
28 subat ve biz 2
Sunu unutmayalim ki 28 subat kendinden oncekilere nisbeten daha hafif olmasina ragmen, ne cumhuriyet adiyla osmanli devletine karsi yapilan darbenin nede mayislarin nede eylullerin darbelerinden daha bir onem tasimaktadir,
..zira 28 subat batmanin cagildan ayrildigi,

kemalist falcilarin, buyuculerin fallarinin buyulerinin domura ugradigi bozuldugu,

80 kusur yildir suren bir kisra atesinin artik yakitinin damlalara dusup sonme hali ile basbasa kaldigi,

yine 80 kusur yildir farkedilemeyen, farkedilsede hakkinda en kucuk bir aciklama seklinin vukuu bulamadigi, hakkinda konusanlarin ya faili mechullere katildigi, yada kuyulara gomuldugu, yada surgunlere zorlandigi . ama hep karanlik kalan, ustu ortulen bir orman kanununun gunumuze kadar gelmis ve son seklini almis olan bir zulum, tugyan silsilesidir 28 subat.

Daha dun herkes zalimlerin defterine "tehlikeli, irticaci," diye defterlerine kaydettikleri insanlarla gezmekten kacinir, urker korkarken, bugun ayni bir oyunun tersi zalimler icin olusmadimi, olusturulmadimi.

yani bundan yaklasik on kusur yil once meydanlarda at kosturan astigi astik kestigi zalimler bugun ergenekon nami meshur la zindanlara kadar sokulmadimi, bu ergenekon teroristlerinin hali, bugun birbirlerinden kacmak, mimlenme korkakligi kendilerini sarmadimi, yani simdi bunlari inkar etmek hangi bir insaf ehline yakisir.

Bu demek degilki, bizler partici vede partizaniz, hayir,

Bugun bir beseri ideolojiye sahip guruplarla destekleserek zalimlere karsi mucadele verilir diyenler, bugunde ayni sekilde, zalimlere karsi mucadele veren bende muslumanin diyen insanlara da destek vermek zorunda, bir takim meselelerini "Dondurmak" zorundadirlar, yoksa bizlerin kendi icimizdeki cekismemiz, muhalefetimiz zalimleri tekrar idareye getirebilir, 28 subat onceleri gunlere tekrar donebiliriz.
aliavize
05 Mart 2010 Cuma 19:20
28 subat ve biz 3
Aslinda benim niyyetim alttaki yorumdan sonra ors kardesimin kaleme aldigi yazi hakkindaki yorumlara donmek ti, ama bazi soru hali almis yorumlari es gecmek o kardesimize haksizlik olur.

Zaten bugun diyanet cemiyetinin tc nin bir kurumu oldugunu kimse inkar etmiyor.

Lakin o kurumun onayi ile basilmis bir kitabin adi verilerek,""" ''Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.' (İbni Hacer El Heytemi 2/121""" baska yonlere dogru cekmek ya bunu soyleyenin cehline yada usulu hadis hakkinda bir bilgisinin olmadigina hamledilir.

Hadisteki gecen mesele "aile yapisina, kari koca haklarina, ailedeki uyum hallerinin zorladigi fedakarliga, ve neticesinde ailenin huzur ve sukunetine, ve kucuk toplumun iste bu fedakarlik duygulariyla ayakta tutulup, buyuk toplum yani bolgesel toplulugun merhalelerinin temelerine isaret etmektedir.

Yukardaki bahsedilen, irinin yenilmesine, yada kocanin hakkinin odesilmesi icin o kocanin sirtindaki irinin yalanmasi gerek anlayisina, iftirasina delil teskil etmemektedir.

Zira burda ailenin ayakta kalabilmesi icin, fedakarliklardan bahsedilmektedir, burda irin asl olan olan degil sadece konunun aciklamasi icin verilen bir ornektir. lutfen gulunc duruma dusmeyelim, mustesriklerden evvel biz bize oyunlar hazirlamayalim.

Yine ikinci verilen bir ornek,"Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 239)...Çok lanet ediyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim.Kişi kadınını yatağa davet eder de kadın kaçarak eşi sinirli bir şekilde gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lanet eder.(Sahihi Buhari 9/36). gibi saçmalıklar bir hayli fazla.""
iste burdada manadan bahsedilmekte, meslenin oneminden bahsedilmekte, ama bir kisim kimseler cikip bunlari sacmalik gibi "::"" anlamsiz ifadelerle ifadelendirebiliyorlarsa soylenecek sey cok ama yeri degil. selam dua.
çawşin
05 Mart 2010 Cuma 17:52
2
bunun gibi yüzlercesi.böylesi hadis ve hadis muellliflerini sorgulamanın karşılığı ve cevabı 'yeni ictihad-cilardir' demek ne kadar sağlıklı olur.kendilerini dünyanın doğruluk merkezinde görenlerin bir sonraki duraklar hiç yoktur.beklerler. 'deve' çağının en mükemmel ulaşım aracıdır. lakin bu son yüzyılda,duraktaotobüs değilde 'deve' beklemenin mantığı artık sorgulanmalıdır diye düşünüyorum.
çawşin
05 Mart 2010 Cuma 17:51
1
28 şubat bir rant darbesiydi. 28 şubat bir paylaşım savaşıydı. 8 aylık refahyol iktidarının bu ülkeyi heleki sayın erbakan'la islami bir devlete doğru görürebileceğini söylemek fazlaca ütopik olur. zaten bu ülkede hakim dinci sınıfın ülkeyide dönüştürme gibi bir niyetide yok. amacıda zaten hiç olmadı. öyleyse bu darbe ve kavga sürecini ciddi sorgulamak lazım. 28 şubat öncesi ve sonrası değişen ne var. bir bakalım. kocaman bir hiçççç. görebildiğimiz yeni söylemler ve farklı kişilikler, dini referan olarak alan sivil toplum örgütleri.iktidarı amaçlayan bir olgu varmı. yoook.
28 şubat öncesinde M.Şevki Eygi bu ülkede başbakanlık yapabilirdi. şimdi başbakanlık yapmak isterse devlet 'olabilir' der sayın Eygi'ye. tıpkı AKP'yi bu gün iktidar yapıldığı gibi.
28 şubat öncesinde HAMZA TÜRKMEN'nin bu ülkede Başbakanlık yapmasına izin verilirmiydi.malesef hayır. 28 şubat sonrası yani şimdi HAMZA TÜRKMEN.'in Başbakanlık yapmasına devlet izin verirmi. kocaman bir HAYIR...
o zaman 28 şubat'tan sonra değişen ne bu ülkede. hiç bir şey. yaşanan değişim bir zorlamadır. yaşanan değişim geleneksel dinci anlayışına karşı bir çıkıştır. değişen devletin tek dayattığı tek tipleştirme dinine karşı duruştur.
devletin anayasal bir kurumu olan diyanetin yayınları içinde
''Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.' (İbni Hacer El Heytemi 2/121
Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 239)...Çok lanet ediyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim.Kişi kadınını yatağa davet eder de kadın kaçarak eşi sinirli bir şekilde gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lanet eder.(Sahihi Buhari 9/36). gibi saçmalıklar bir hayli fazla.
aliavize
05 Mart 2010 Cuma 15:23
damizlik-maya
Ben hala anlamis degilim, ya kelimeler anlamadan analasilmadan sirf muhalefet olsun mantigi, yada bir bahcede laleler arasinda bir papatyanin kendini israrla gostermeye calismasi, bilmem hangisi, herhalde ikside birbirinin terecemesi olsa gerek.

Nedir kadin. toplumun ozu, insanligin hamuru, ailenin mimari, murebbibi, acikcasi toplumun aynasidir kadin.

Yani bir toplum hakkindaki kararinizi verirken, o toplumun kadinlarinin hakkinda bilgi sahibi olmaniniz yeterlidir, zira kadin nasilsa, iste o kadinin, kadinlarin yetistirdikler nesillerde onlardan alinan terbiyeler neticesinde oyle olacaktir.

Yani soylemek gerekirse "kadin gercek vechiyle toplumun damizligidir." yani toplumun mayasidir.

Iste bu damizlik ,maya nasil olursa iste o mayanin-damizligin olusturacagi yapida elbette genel itibari ile oyle olacaktir.

onun icin bir toplumun egitilmesinde, yetistirilmesinde, hayra cagiran topluluklar olusturulmasinda elbetteki o daha ana rahminden baslayarak kendi ayaklari ustunde durana ve akil balig olana kadarki hal kendilerine akseden mayanin sihhat ve uyumu ile esdegerdedir.

Muhalefetin hastaliginin diger bir yonu ise, kitap la sunneti- kitabla- hadisleri birbirinden ayirarak olcum kitap ama referansim gozumun gordugu herseydir diyerek kendilerini hadis ve sunnetin yerine koymaya calisan bir sonraki duraklarinin neresi olacagi belli olmayan yeni ictihad-cilardir.

sanki yillarca hadis muelllifleri islam aleyhinde calismalar yapmis, sanki bugunun muslumanlarininin nacar halinin sebebi hadis alimleri imis gibi, alti hadis alimlerini dinlemenin onlarin ictihadlarina basvurmanin kolelik olacagini hangi bir mantikla izah ederler anlamak mumkun degildir.

Ben yukardaki konuyu daha fazla yonunden alikoymak istemiyorum. ama yorumlar icerisindeki gariplik ve anlamindan uzak kelimeleri sadece belirtmek istedim. selam dua.
beytullah emrah
05 Mart 2010 Cuma 11:42
düştüğümüz yerden kalkmadıkça...
28 şubat süreci türkiye müslümanlarına, islami yapılara, islamcı hareketlere diz çöktürme operasyonuydu. özellikle başörtüsü yasağı üzerinden sembolleşen bu operasyonda müslümanların onuruyla ağır biçimde oynandı. tek tek ya da küçük öbekler şeklinde çeşitli yerlerde protestolar oldu, halk da ciddi biçimde tepkisini göstermenin yollarını aradı ama olmadı. peki nereye vardık? 13 yıl sonra nostaljiyle moralimizi ayakta tutmaya çalışır hale geldik maalesef. islami mücadelenin üniversitelerde esamisi okunmuyor. i.ü.'de üç beş koridora afiş asmak olay oluyor! hepimiz adına üzücü bir durum tabi. artık yeni kuşaklarla irtibat sağlayan, onların frekansını yakalayabilen yeni bir dil kurulamıyor; yaş ortalaması giderek yükseliyor.

28 şubat öncesi potansiyel hızla tükendi, geri çekildi. bu genele has bir sorundu. evet, çekilen örgütlü bir hareket değildi ama bunu 70-80 yılla nasıl izah edebiliriz? oysa aynı tarih, halkın islami gördüğü ya da islami olduğuna inandığı hareketleri/cemaatleri desteklemekten kaçınmadığını ortaya koyuyor, 28 şubat'ta bile böyleydi. "zaten hiç yoktular" demeye getirmek anlamlı değil.

yazı, islami çevrenin derinlemesine bir analizini yapmadan dışarıya sıçramamalı. türkiye müslümanları adına sağlam durum değerlendirmeleri yapmadan, son paragrafı açmadan, farklı örgütlenmeleri sendika parantezine alarak, neden ciddi bir entelektüel donanıma ihtiyaç duyduğumuzu izah etmeden, hayatın boşluğunu retorikle dolduramayacağımızı tartışmadan, kültürel faaliyet-protesto parantezinden siyasal bir direniş kültürünün nasıl üretileceğini cevaplamadan, sorunu özgüven-fedakarlık bileşkesiyle nasıl aşabileceğimizi izah etmeden, 13 yıldır neden hâlâ aynı tartışmaların etrafında dönüp dolaştığımızı cevaplamadan, sarkaçlardan nasıl çıkacağımızı sorgulamadan dışarıya atlamak doğru olmaz.

ayrıca islami çevrelerin dışındaki eleştiriyi de bırakalım kendileri yapsın.
çawşin
05 Mart 2010 Cuma 11:18
28 şubatın hayırlı olan tarafı 'tartışma' başladı
ne İSLAM nede MÜSLÜMAN hiç bir zaman ve hiç bir devirde geri kalmaz.
İSLAM'da,MÜSLÜMANLIK'ta hedef oldukları ve ulaşılması gerektiği için hep öndedir ve hep ileridedir.
geride olan ve geride kalan (peygamber sonrası) 14 asırdır İSLAM'ın tanımını yapamayan MÜSLÜMAN'lık iddiasındaki
insanlardır.
Kuran köleliği, kula kulluğu yasaklamış, temelde bireyin,özelde de tüm toplumun özgürlüğünü ortaya
koymuştur. Vayhe kadın 'damızlık' değil özgürleşmesi gereken bir realitedir.siyasal,ekonomik,kültürel ve dini
toplumun her alanında kadının yer alması gerekir. kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez.
kuran'da kadına verdiği değer ortadadır. kutubi-sittede de kadına verilen değer ortadadır. harekat noktası
kutubii-sitte olursa varılacak yer köleciliktir. başlangıç noktası KURAN olursa varılacak
yer İSLAM dünyasıdır.
Dünyada kadını içine alabilen tüm siyasi organizasyonlar, ve siyasi hareketler hep başarıya ulaşmıştır.
kadını ise her alanda 'hapsedenlerin' vardıkları yer ortadadır.
yapılması gereken tek şey Kuran'ın kadına verdiği ve biçtiği misyona katkı sağlamaktır.
hikmet yar
04 Mart 2010 Perşembe 12:20
çawşin kardeşe atıf
murat bardakçı dahil herkes din algısının farkındadır.sorun kuran veya hadisi anlamamak değil şahsiyet meselesidir.hiç bir yanlış doğrularla paketlenmeden sunulmaz.gavur en basit çamaşır makinasını bile kadınlar dışarı daha çok çıksın mantığı ile icat etmiştir.para kazanmak da diğer yönü.bunun müslümancası olmaz.insanların birbirine ihtiyaçları azaldıkça ferdileşme başlar ve islami toplum ruhu sadece ağızda söz olarak kalır.anam komşu kadınlarla hiç kavga etmez çünkü her ay onlarla yufka ekmek yapmak zorundadır.yapacağımız üretimlerin müslüman aklı ile olması şart kardeşim.nükleer bomba yapsan bile telavivin göbeğine atamazsın kardeşim.batıya karşı duyulan bu aşağılık kompleksini halledelim önce. adam kitap yazmışİSLAM ALEMİ NEDEN GERİ KALDI.bir sürü böyle buna benzer başlıklar komedisi bile hala gavurlukla müslümanlığın durduğu yeri anlamamaktır yani sonuç olarak birileri bize bu iş böyle olur diyor bizde öyle zannederek 2010 yılına kadar geldik.selamlar
Yalçın ARICIOĞLU
04 Mart 2010 Perşembe 11:36
Bina İnşası
Yaşanan süreç,öyle bir süreç ki,insanı bir çırpıda rehavete de sürükleyebilir.Mesela biri kalkıp \"Gördünüz mü bak hani bin yıl sürecekti?Bitti işte bitti\"diyor.Öbürü oradan \"Lütfen yaşanan gelişmeleri siyasi liderlere hasretmeyelim\" diyor.
Oysa bize düşen,bir binanın tuğlaları misali,yılmadan,usanmadan inşaata devam etmek değil midir?!
İnşaatın kolay olmadığı ortada zaten.Bir de,binayı nasıl daha sağlam yaparızı DÜŞÜNMEK varken,bu binanın arsasını filan kişi aracığıyla aldık tarzı yaklaşımlar bize beyin gücü kaybı olarak geri döner,dönüyor da zaten.
İnşaatın yapımında kafa yoran Ahmet kardeşimizden Rabbim razı olsun.
Sezai Arıcıoğlu
03 Mart 2010 Çarşamba 23:22
okumak ve anlamak
Murat Hoca'nın söylemek istediği (bence) Mekke'nin ileri gelenleri tarafından Allah Rasulü'ne karşı geliştirilen baskı ve yıldırma politikalarının sonucunda ortaya çıkan tabloyu harika bir şekilde özetlemesi.
Bu anlatımdan akpartiye ilişkin çıkarımlar yapmak(olumlu veya olumsuz) çok yadırgatıcı olduğu gibi aynı zamanda okuduğunu anlamamak ile de yorumlanabilir.Anahtar cümle "Direnenler ise dünya’nın gördüğü en dinamik ve en büyük medeniyetinin tohumları olacaktır" cümlesidir.
Ahmet Örs'ün yazısını ise daha önce kaleme aldığı yazıların bir devamı olarak görmek lazım.
Süreci okumaya yönelik katkısından dolayı yazı sahibinden ve Murat Hoca'dan Allah razı olsun.
Murat AYDOĞDU
03 Mart 2010 Çarşamba 18:35
Okuduğunu anlamak!!!
Cavit bay kardeşim. Tayyip ya ada başka bir şahsın, Müslüman olduğuna ya da Müslüman olmadığına dair bir yorumda bulunmadım, bunu nereden çıkartıyorsun ki.
Erbakan, Tayyip, tarikatler, Nur cemaati ya da diğerleri, 28 şubat darbesi ayırım yapmadan hepsini vurdu. Ve bu gün 28 şubat darbesine karşı çıkanları hangi guruba koyuyorsun? Başka tabirle hepsini aynı kefeye mi koyuyorsun? Şimdi ben, Cavit kardeşimiz bu yorumla 28 şubatı destekledi desem, 28 şubata direnenler arasında değil desem akletmemiş/zanna tabi olurum, başka tabirle senin gibi düşünmüş olurum.
Yine de Allah'a emanet ol.
cavit bay
03 Mart 2010 Çarşamba 16:39
murat aydoğduya
sen şimdi tayyip ve arkadaşlarının müslüman mı olduğunu söylüyorsun çok yazık hikmet yar birşeyler yazmış hiç mi akletmiyorsun
çawşin
03 Mart 2010 Çarşamba 16:23
hikmetli tohum
din algısı değişmedikçe, kuran sağlıklı bir şeklide anlaşılmadıkça
değil tohum, kamyon kamyon gübreleseniz bile toprağı,
'kadının çalışma hayatına girmesi bir defa saçma sapan gavurun bize yutturduğu bir şey'
mantığıyla hiç bir yere varılmaz.
üstünlüğün yanlızca 'takvada' olduğunu bir kenara itip
kadını halen 'damızlık' gören bir zihniyete ''bir 28 şubat'' bile az gelir.
28 şubat'tan öncede ve sonrada türkiye'deki müslümanların durumu yine aynıdır.
'din yine diyanettedir', müslümanlar yine 'diyanet diniyle' afyonlaştırılmaktadır.
farklı ve sevindirici olan
türkiye şartlarında 28 şubat'tan sonra ihsan eliaçık gibi insanların ortaya çıkmasıdır.
mustafa kıyak
03 Mart 2010 Çarşamba 16:02
kafalar karışık
1. Siyasal islam fiyasko diyenler önce kendilerini sorgulasın. Erbakan 28 şubatı imzalamak için iktidara getirildi falancaya şu plan biçildi. Filancaya şu yaptırıldı. Yani gözümüzün önünde olup biten her şey sanki birileri tarafından planlanmış şeyler de biz de ne yaparsak yapalaım bu oyunun bir parçasıymışız gibi yapılan yorumlar çok saçma. Siz ne yaptınız bu süreç içinde o önemli. Sonra başlıkla yorum uyum içinde olmalı. Yazmak sorumluluk ister. Siz bu güne kadar insanları aydınlatıcı müslümanlara yol gösterici hangi yazıları yazdınız. Öğrenelim ona göre hareket edelim.
2. Kadının çalışma hayatına girmesiyle başörtüsü yasağını özdeşleştirmek de ayrı bir trajedi sanırım. "Allahın gösterdiği yeri beğenmeyip" ne demek Allah sorumlulukları eşit paylaştırmış. Sadece bir yeri göstermiş de yoksa bizim haberimiz mi yok? Belki hiç Kuran okumadığımızdandır!!! Şimdi başörtüsüyle çalışmak veya okumak veya bunun mücadelesini vermek erkek rolüne girmek mi oluyor? Ayrıca şeref sahibi olmak ancak zalimlere direnerek olabilir. Erkeğe ve kadına biçilen rolü yanlış yorumlayarak değil. Meslek kaygısıyla hiç bir ilgisi yok bunun.
hikmet yar
03 Mart 2010 Çarşamba 13:37
28 şubat
neyi söylediğimiz değil neye talib olduğumuz önemlidir.bu topraklarda yaşayan bizler imtihanı beceremediğimiz ve onurlu bir şekilde allahın gösterdiği yeri beğenmeyip haşa biz daha iyi bir yol bulduk heyacanı ile düşündük ve yaşadık.başörtüsü meselesini bile doğru anlayamadık.eğitim özgürlüğü falan filan..kadının çalışma hayatına girmesi bir defa saçma sapan gavurun bize yutturduğu bir şeyken,biz hala örtülümü örtüsüzmü olacak buralarda geziniyoruz.bu mesele meslek kaygısından başka bir şey değildir..kadın ana rolünü beğenmeyip erkek rolüne girmeye çalışırsa işte bundan sonra gelecek bütün düşünme ve yaşayışlar hep arızalı olarak devam edecektir.şeref sahibi müslümanlara selam olsun
hikmet yar
03 Mart 2010 Çarşamba 11:32
yazmak sorumluluk ister
erbakan 28 şubatı imzalamak üzere iktidara getirildi.ve içinden AKP çıkarıldı.10 yıl içinde müslümanlar bulunan çoğu hasletler halledildi.sonuç siyasal islam fiyasko
Murat AYDOĞDU
03 Mart 2010 Çarşamba 06:00
A.ÖRS kardeşime selamlarımla,
Muhtemelen 28 Şubat olan bir gün, Mekke’nin Müşrikleri toplantı yapar. Birinci tehdit ilan ettikleri Müslümanlara karşı, Ebu Talip gibilerin etkili önlem almadıklarına karar verirler.
Maddeler halinde bir karar alırlar bildirilerini ve Kâbe duvarına asarlar.
1- Müslümanlar kamuya açık alanda (Kabe'de) ibadet yapmayacaklar.
2- Onlarla hiçbir ticari ilişki kurulmayacak.
3- Kızları ile evlenilmeyecek, kız verilmeyecek.
4- Ebu Talip mahallesine sürülecekler.
5- Çevre kabilelerle (devletlerle) olan ilişkileri engellenecek
Müslümanları büyük sıkıntı kaplar, bu dönemde İslam’ı tercih edenler hemen hemen kesilir. Bazı Müslümanlar kimliklerini gizler, bir kısımı Habeşistan’a hicret ederler. Bunlardan bir kaçı umutsuzluğa kapılıp, Hıristiyan olur ve kendilerini alkole verirler.
Direnenler ise dünya’nın gördüğü en dinamik ve en büyük medeniyetinin tohumları olacaktır.
Bookmark and Share

Haksoz haksöz

10 Eylül 2010
DÜŞÜNCE PLATFORMU
PANO
İKTİBASLAR