HABER HATTI
Yorum-Analiz
ÖZGÜR-DER
ANKET
Haksöz-Haber'de en çok ziyaret ettiğiniz bölüm hangisidir?
Haksöz Okulu
Haberler
Köşe Yazarları
İktibaslar
Forum

Haksoz haksöz

ARAMA
Bengin Boti
Şimdi Konuşma Zamanı
17 Şubat 2010 Çarşamba
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
 

bengin_boti@hotmail.com

Bu toprakların en can yakıcı sorunlarından biri olan Kürt Meselesini anlayabilmek ve çözüm yollarını tespit edebilmek için yaşanılanları iyi tahlil etmek gerekmektedir. Yarınlara daha sağlıklı adımlarla ilerleyebilmek, ancak dünü iyi okumak, bugünü iyi izlemek, geçmişi ve bugünü harmanlayarak bir hedef çizmekle mümkündür. Sorunun geçmişini, geçmişteki yaklaşımları, bu yaklaşımların bugüne yansımalarını sağlıklı bir şekilde yorumlamayı başaramazsak sadra şifa bir çözüme varmamız mümkün değildir.

Özellikle Müslümanca tavır geliştirme endişesi taşıyan çevrelerin, geçmişi iyi incelemeleri, bugüne dair farklı ve yeni yaklaşımlar geliştirmeleri gerekmektedir. Doğrusu geçmişte bu başarılamadı. Özgün bakış açıları geliştirilemedi. Geride kalan iki yüzyıllık süre içerisinde, bu topraklarda muhafazakâr kesimler tarafından Kürt halkına, Kürtlerin haklı taleplerine olumlu hiçbir katkı sağlanmadı. Muhalif İslami çevrelerden de dikkate değer bir katkı sağlandığı söylenemez. İslami hassasiyeti olan çevreler, ne yazık ki uzun bir dönem soruna karşı sessiz kaldılar. Hatta çoğu zaman resmi söylemin payandası, resmi politikaların gönüllü birer neferi oldular. Denilebilir ki; Kürtlere karşı geliştirilen birçok olumsuz uygulama, bu yapıların manevi duyguları kullanılarak gerçekleştirildi.

1950’lere kadar inançlı Kürt’lerin kontrolünde hareket eden Kürt muhalefeti de bu yaklaşımların ve bazı yerel unsurların yanlış uygulamaları sonucu bu dönemden sonra kulvar değiştirmiş, farklı çevrelerden destek arayışlarına girmiştir. Bu dönemde hız kazanan muhafazakârların sisteme eklemlenmesi süreci, dindar Kürtleri de devre dışı bırakmış, soruna karşı duyarsızlaştırmıştır. İlginçtir ki; bu süreçle beraber, soruna müdahil olanlar, kendi siyasal düşüncelerine yakın çevrelerden çok ciddi destekler alabildiler. Hatta söz konusu çevreler, düşünsel birliktelik yaşadıkları Kürtlerle birlikte birçok bedel bile ödediler/ödemeye devam etmektedirler. Belki de bu nedenledir ki; soruna duyarlı olanların önemli bir kısmı kendini farklı yapılanmalara yakın hissederken, Müslüman çevrelerden uzak durdular. Zaten bu süreçte bir kısım muhafazakâr/dindar çevrenin de meseleye bağımsız bakabilen, problemleri dillendiren bireylere karşı acımasız eleştiriler geliştirdikleri, onları “ırkçı/milliyetçi” olmakla suçladıkları bilinmektedir. Özellikle sorunu birebir yaşayıp itirazlarını yüksek sesle ifade eden bireylerin, söz konusu yapılanmalar içinde ne tür sıkıntılar yaşadığını birçoğumuz biliyoruz. Hatta bu tür yaklaşımlar nedeniyle çok farklı noktalara savrulan birçok kişiden bahsedebiliriz. Yapılan yoğun propaganda etkisiyle, birçok kişi ikileme düşmüş, ya inançlarını sorgulamaya ya da düşüncelerini, doğal aidiyetlerini, sıkıntılarını bastırmaya yönelmiştir. Bunun sonucunda da ya başka çevreler içinde kaybolmuş; ya da en azından edilgenleşerek sorunun çözümü için taraf olmaktan uzaklaşmıştır. Hal böyle olunca da dünyanın başka noktalarındaki sorunlara karşı duyduğu duyarlılığı, yanı başındaki sorunlara karşı geliştirememiştir. Söz konusu kişiler herhangi bir durum karşısında çok seri bir şekilde tavır geliştirebilirken, Kürt meselesi özelinde bir olumsuzluk karşısında çekingenlik ve kararsızlık gösterebilmektedir.

Bütün bunları şikâyet amaçlı söylemiyorum. Bir vakıayı ve sonuçlarını anlatmak için ifade ediyorum. Bu sonuçlardan yola çıkarak özellikle İslami hassasiyetli Kürtlerin bundan sonra neler yapması gerektiği üzerinde yoğunlaşmak ve bir yol haritasına kapı aralamak amacıyla dillendiriyorum. Çünkü; bugün her zamankinden daha iyi anlaşılıyor ki; mütedeyyin Kürtlerin bu soruna acil bir şekilde el atması gerekmektedir. Sorunun gergin sinir uçlarının rehabilite edilmesi, sağlıklı adımlar atılabilmesi, bu meselenin istenen seviyede konuşulabilmesi için İnançlı bölge insanının ve bölge gerçekliğini birebir yaşamış değişik yerlerde ikamet eden bireylerin ön plana çıkması gerekmektedir.

İnançlı Kürtlerin birçok farklı yapılanma içinde oldukları, farklı çevreler ile hareket ettikleri bir vakıadır. Hiç kimse bu ilişkilerini devre dışı bırakmaya zorlanmadan, bir “Kürt meselesi çözüm platformu” oluşturulabilir. Bunun için en üst derecede ortak bakış açılarına sahip olmak gerekmiyor. Temel hedefi Kürt meselesinin çözüm yolunda bir nebze katkı sağlamak, bu toprakların asli ruhuna uygun bir yol haritasının çizilmesi için girişimlerde bulunmak olan böyle bir platformun zaman geçirilmeden tesis edilmesi gerekmektedir. Legal zeminde, her şeyin açık bir şekilde konuşulabileceği, önyargılardan uzak, iyi niyetli bir çalışmanın kısa zamanda güzel meyveler vereceği şüphe götürmemektedir. Bu işin sorumluluğu, bilinçli Müslüman kesimlerin omuzlarındadır.

Hiç kimse içinde bulunduğu yapıdan icazet almayı beklememelidir. Edinilen tecrübeler göstermiştir ki; bu ülkedeki Müslüman yapılanmaların çoğu bu soruna karşı önyargılıdır. Muhalif ve sorgulayıcı bakış açılarını yapılanmalarının merkezine oturtan küçük oluşumlar dışında, soruna ciddi bakış açıları geliştirebilen oluşumlardan söz etmek oldukça güçtür. Bu durumda her yapıdaki Kürt unsurların birbirleriyle iletişime geçerek bir an evvel bir üst platform oluşturması gerekmektedir. Böyle çalışmalar farklı alanlarda da denenmektedir. Herkes içinde bulunduğu yapılanmayı koruyarak böyle bir çalışmanın içinde yer alabilir. Mevcut yapılanmalar da bu durumu normal karşılamalıdır. Ancak son kertede sorunu anlamayan, anlamak istemeyen, kendi penceresinden bakmaya devam eden yapılanmaların da bu tavrı kendilerini bağlamaktadır. Bu çevrelerle iletişim içindeki müteşebbisler de kendi ilişki biçimlerini kendileri belirleyeceklerdir.

Bu sorun tek bir kesime bırakılamayacak kadar ağır ve çeşitlidir. Bu mesele iç içe geçmiş sorunlar yığını haline gelmiştir. Tek boyutlu bakış açıları, tek boyutlu yorumlama çabaları yeterli gelmeyecektir. Sadra şifa bir projenin ortaya çıkarılabilmesi için, hizip, grup, yaklaşım farkı gözetilmeksizin, planlı programlı bir müdahale aciliyeti söz konusudur.

Bu bir kuraldır; eğer dikkate alınmak istiyorsanız, önce siz kendinizi dikkate alacaksınız. Kendiniz olmadığınız, varlığınızı, değerlerinizi ortaya koymadığınız, “ben varım ve buradayım” demediğiniz müddetçe, hiç kimse size gereken saygıyı göstermeyecektir. Kimseden saygı, ilgi ve dikkat bekleme hakkına sahip olamazsınız.

YORUMLAR
Toplam 5 Yorum
Sadık AYDIN
28 Şubat 2010 Pazar 10:44
İbrahim
Babil’in kat kat asma bahçelerindeki kibir’i terk eden İbrahim.
Yukarı Mezopotamya’nın, İnsanları ateş çukurlarına atan Nemrutlarına direnen İbrahim.
Sen tek başına bir ümmet’tin.
Sen, sadece sen oldun, özgün oldun , kimseye yaranmadın.
Ve bu yüzden Rabbin sana bahşetti.
Rabbin seni işitti ve İsmail’i verdi.
Rabbin seni yüceltti ve İshak’ı verdi.
Rabbin, senin salât’ın ile Kenan’ın Ge Hinnom vadisini Kudüse çevirdi.
Rabbin, senin duan ile Rabbin Bekke’nin çorak vadisini Mübarek kıldı.
Şimdi, her renkten takipçilerin, sana selam yolluyor.
Bengîn
22 Şubat 2010 Pazartesi 13:33
Bugüne Dair
Sayın Çawşin;
90'lı yıllarda yaşananlar konusunda sizinle hemfikiriz sanırım. Ben de O günlere şahitlik eden ve fakat verilen seçenekler arasında tercihte bulunmayı reddedenlerdenim.
Bugüne dönersek; Ben Müslümanca bir bakış açısını Müslümanca bir duruşu önemsiyorum.
yerli yapılanmalardan bir şey beklenmemesi gerektiğini ben de biliyorum. Hatta bunu ısrarla vurguluyorum. Ancak bu çevrelerin bu anlamda eleştirilmesini ve burada bir tıkanma yaşanmasını da bu noktadan sonra çok anlamlı bulmuyorum. Meseleyi anlayanlar,kimseye açıklama yapma gereği duymadan bir araya gelebilmeliler.yapılması gerekenler üzerinde yoğunlaşabilmeliler.
Bu süreçte, kurumsallaşmış kimi çevrelerle ne tür bir ilişki geliştirilebileceği konusu da konuşulabilir.
Ancak; bireysel tercihler sonuç itibariyle kişiyi bağlar. ve genel bir duruşun ifadesi olamaz.
çawşin
20 Şubat 2010 Cumartesi 23:10
yakın olma zorunluluğu
sevgili bengi
'din' maskesi altında kürt coğrafyasında 90'lı yıllardan sonra yaşanan vahşetin insanlardaki 'din algısını' ne hale geldiğini mutlak biliyorsundur. bu vahşettin ne
getirip,ne götürdüğünü benim kadar sende sonuçlarıyla ortaya koyabilirsin. burada bir tıkanıklık var. bir türlü aşılamıyor.''somut adımların'' atılabilmesi için
öncelikle bu tıkanıklığın giderilebilmesi lazım. yani 'islami hareketlere olan algıyı' düzeltebilmek.bu algının BDP'ye yakın ( kendi inandığımız doğrular temelinde) yürütülecek politikalarla halk nazarında düzelebileceği inancı taşıyorum. bir örnek vermek gerekirse BDP içinde bir Ayhan Bilgen pratiği var. oldukça önemsiyorum. islami argümanlarla konuşan ve kendisini böyle ifade eden Bilgen,bdp tabanında oldukça sevilen bir insan. ülkedeki dini yapılara gelirsek değerli bengi, bu yapılanmalardan çok fazla bir şey beklemiyorum artık. kendilerine bile hayırları kalmamış. lakin diyanet diniyle yollarını tamamiyle ayıran güzel ve değerli yapılarda mevcut. kastettiğim bunlar.
Bengîn
20 Şubat 2010 Cumartesi 21:05
Özgün Olma Zorunluluğu
Sayın Çawşin;
İtiraz hakkını kullanmak, biz varız ve buradayız diyebilmek için otoriteye ve ciddi bir güce ihtiyaç var mıdır gerçekten.
Düşünsel alt yapı ve ideallerin olgunlaşması yola koyulmak için yeterli donanımlar olsa gerek. Bu donanımlar olmasına rağmen somut adımlar atılamıyorsa, bunun sorumluluğunu başkalarına yüklemek ne kadar anlamlıdır. Sonuçta bu ülkedeki İslami yapılanmaların geçmişi, düşünsel altyapıları, beslendikleri yerel kaynaklar ortadadır. Kalkıp ta çok ideal bir tavrı bütün yapılanmalardan beklemek, kendi içinde sakatlıklar barındırıyor. Kaldı ki; sorunun içinde olanların hâla beraber hareket ettikleri çevrelerden icazet yada anlayış beklemelerini de anlayabilmiş değilim. Söz konusu çevreler kendilerini besleyen damarlardan milli duygular alıyor olabilirler. Bu beslenme, tavırlarına da yansıyor olabilir. Bu durumda muhataplarının gerekli duruşu göstermeleri gerekir.
Sayın Çawşin;
Sorun sosyal anlamda ortaya çıkma, bir ses olma sorunu ise iddia sahiplerinin özgün olmaları gerekmektedir diye düşünüyorum.
Hepimizin beyin jimnastiğine ihtiyacı var. sesli düşünmeye devam etmeliyiz. Birbirimizin sesini ve yüreğini hissetmeliyiz. Buna ihtiyacımız var.
çawşin
19 Şubat 2010 Cuma 23:54
bence
sevgili boti,
söz konusu sorunda 'İnançlı Kürtler'in etkili ve belirli olabilmeleri için
bir otorite, otorite olabilmeleri içinde güçlü bir irade olarak ortaya
çıkmaları gerekirki bu şimdilik imkansız gibi görünüyor. bunun bütün
günah ve vebalide özülerek belirtmek isterimki 'çekingenlik,kararsızlık'
gösteren ve kürd meselesine genlerinde taşıdıkları milliyetçi DNA'lar
yüzünden soruna bağımsız bakamayan müslüman türk kardeşlerimizin
üzerindedir.
sevgili boti,
bence 'İnançlı kürt yapıları' kürd sorununun çözümü konusunda şayet
istekli ve tutarlı iseler, bu taleplerini şu an merkez parti konumunda
bulunan BDP'ye yakın yürütmeliler. bunun hem daha sağlıklı ve hemde daha yararlı
olabileceğine inananlardanım. BDP'nin oy aldığı taban sağlıklı bir şeklide
analiz edilirse,söylediklerimde haklılık payının olduğunu görürsün.
sevgili boti,
'İnançlı kürtlerin' şu an içinde bulundukları mevcut yapılarda da şayet bir
evrilme yaratabilecek güçleri var ise, tartışmaları ve söylemek istediklerini
yine BDP'ye yönelik dile getirmelerinde fayda var diye düşünüyorum.
başlangıç için en azından böylesi bir adımın atılmasından yanayım.
bilmem haksızmıyım,yada yanlışmı düşünüyorum sevgili boti ???
Bookmark and Share

Haksoz haksöz

10 Eylül 2010
DÜŞÜNCE PLATFORMU
PANO
İKTİBASLAR